Akşam yemeğini henüz bitirmişti. Yani, yemek onun için bitmişti. Bir sigara yaktı; tiryaki hastalığı; yakar yakmaz ilk külünü dökmek üzere, yediği ton balığının yağını boşaltmakta kullandığı kirli bir bardağı küllük olarak aldı, masasına serdiği dünkü gazetenin (dünlük gazetesinin), yakınına mevziledi.
Sigarasını, sanki kendi çapında bir akrobasi yaptırırmış gibi, masaya düzgünce dikti. Pizza Kulesi aklından geçmiyordu ama, yine de ciddi bir özen ve disiplinle, layıkıyla gerçekleştirdi bu eylemi ve bir çocuğa bisiklete binmeyi öğretme eğitimlerinde, arkasından bırakıp da çocuğun iki tekerlek üzerinde iradesiyle gittiği o ilk gurur anını yaşar gibi bir bakış attı en son.
İzmaritin işi bitince eline makasını aldı. Gazeteyi incelemeye başladı. Kesecek kare arıyordu. Yeltenir gibi oldu, kararsızlığa düştü, kesmeye karar verip ilk deliği açtıktan sonra vazgeçtiği bile oldu. Sonunda hiçbir şey kesmeyip sakince bıraktı makası.
Yaşlılara Masallar, adında (olacak [inşallah]) eserini yazmaya başlayacağı gündü bugün. Bugün hiçbir şey onun önünde duramazdı. Bugün çağlayacaktı. Bunu yapacaktı. Ama şu “dumandan bir nebze korunma havalandırması” vazifesi gören minik camı daha sık kapatmalıydı artık. Ne biçim esiyordu oradan bacağına bacağına.
Önce, kollarını açmış ve yaptığı akrobasi numarasına tepki bekler vaziyette kendisine bakan sigarasına, hak ettiğini düşündüğü alkışı verdikten sonra onu aldı, bir nefes kökledi. Sonra külünü yağlı küllüğüne silkip çalışma odasına gitti.
Yazmaya gitmek için merasime gerek yoktu. Yazıyor olmak, “tuhaf” sirk san’atçılarının, “parası ve yaşam standartları iyi olmasa da itibar (idealistlik) var, sahne var (toplumdan dışlanmışlığın eski çocukluk mahallesi)” hissiyatlarına bürünmeyi gerektirmiyordu.
Sonra bir anda, çok acayip bir olay oluverdi. Böyle bir kitap yazmak istemiyordu. Hem de hiç istemiyordu. “Aydınlığa niyet edilip salıverilen her üflenmiş ruh, karanlığı daha da büyütüyordu. Bu karanlığa boğulan insanlar da git gide vahşileşiyordu.” diye düşündü… Başka bir şey yapacaktı. Başka şeyler. Önemi yoktu şimdi.
Sonra, yazmaktan vazgeçtiği eserinin, “düşük” yaptığı için kendisinden nefret edeceğini düşünerek, ona bir mektup yazmaya karar verdi. “Doğmamış (/doğamamış) çocuğa mektup” türündeki psikolojik bir etkinlikten farkı var mıydı bunun? Bilemiyordu. Bu bilemezlik, aklına takılmıştı fakat şimdi.
Çünkü eğer öyleyse, bu tip bir konuda şaka yapmak istemiyordu, bunu yapmıyordu. Hayatın doğru- yanlışlarına kafayı acayip takmış değildi, ama bazen bu “kanatlanıp” iyilik yapma dürtüsü, ona sevdalıymışsınız (-muhtaçmışsınız) gibi çeker insanı. Karşı koyulamaz olur bu. O, onun peşindeydi…
Uzanmak üzere salona geldi. O pis yağlı küllük de, -sanki çok beğenmiş de elinin üstüne eklemeye çalışmış- takma bir organ gibi elindeydi. Ama karar değiştirdi, gitti yağlı küllüğü bıraktı. Mutlu oldu ve keyifle televizyonu açtı. Sesini “mute” kıvamına getirip bir şarkı açtı kendisine. Uzanıp gözlerini kapadı.
Rüyasında pembe bir aydaydı. Ama görüntü siyah beyazdı. Sonuçta, siyah beyaz filmlerdeki insanların, bulunduğu yerin rengini göremediğini varsaymak, saçma olurdu. Hele ki daha demin düşündüğü karanlık zırvasından sonra.
Dayısı da aydaydı bir de. Kendisine bazı nasihatler vermek üzereydi sanki. Öyle görünüyordu. Vakur, mağrur, şefkatli ve candan... Nasihat vermeye hazırlanmak bile şu yaşam için kulak küpesi kıvamında bir nasihat olabilirdi aslında. Keşke olsaydı.
Bir ara yere de indi. Yere derken, okyanus okyanus, engin engin kısımlara indi. Bir deniz kızıyla- pardon bir denizanasıyla karşılaştı. İri göğüslü, gizli ve keskin gözlü, kabarık saçlı, yaşına göre iyi bir hanımdı.
Bir anda ciddileşti. “Bu ademoğlunun en büyük travması ölüm” dedi, “yapacak hiçbir şeyi olmadığını it gibi biliyor; tüm kaçışlarında- sanatsal taraflarında hep (ölümden kaçtığı) yaşamın canlı veya cansız parçalarına yapışmaya çalışıyor.” Denizanası ihtiyatlı ama ilgisizdi, “bunun suçunu kadınlara atacak mısın?” diye sordu. “Yo, aklımdan geçmemişti” dedi. Rüya oracıkta bitti.
Uyandıktan bir süre sonra, sabah, düşünecek vakit buldu bu konu üzerine. Suçun tamamı yüklenemezdi belki ama, biraz b*k atılabilirdi. Adamları hatta ülkeleri birbirine düşürüp savaştıracak hale getirmek gibi, ölümü küçümsetici şeylere sebep oldukları için “Tü! İreziller!” denebilirdi biraz.
Sonra camdan baktı uzun uzun. İç geçirdi.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar