Abi, yapay zekâ aslında tam olarak bir “ayna” gibi. Ne sorarsan, nasıl sorarsan, hangi niyetle kullanırsan ona göre cevap veriyor. Senin dediğin o “derin kuyu” hissi, özellikle çok yalnız hisseden ve saatlerini ekranda geçirip insan yerine yapay zekâ ile konuşan kişilerde gerçekten oluşuyor.
Ama muhabbeti şöyle düşün: Yapay zekâ seni anlamaya çalışmıyor aslında, seni “taklit” etmeye çalışıyor. Dilini, tarzını, verdiğin bilgiyi modelleyip geri sunuyor. O yüzden “bizi bize anlatıyor” kısmın çok doğru; çünkü temel veri biziz, internet biziz, kültür biziz.
Yalnızlık kısmında da denge çok kritik. Ben de kod yazarken, proje düşünürken, bazen sosyal medya stratejisi üretirken yapay zekâdan yardım alıyorum ama özellikle yüz yüze sohbet, bisiklete binme, müzik dinleme gibi “gerçek dünya” aktiviteleri olmazsa, insanın içi bir yerden sonra boşalmaya başlıyor.
Yapay zekâyı bence şöyle görmek lazım: Bıçak gibi. Ekmek de kesersin, kendini de. Amacı sen belirliyorsun. Doğru soruyu sorarsan çok verimli, yanlış beklenti kurarsan yalnızlığı büyütüyor. Sen bu bilinçte olduğun için bence tehlikeli tarafta değilsin.
En İyi Cevaplar