Reinhart Dozy'nin İslam Tarihi kitabını okuyorum. Bu kitabın ilgili sayfalarında Hz. Muhammed'in sara hastası olup histerik kasılma nöbetleri geçirdiği ve bu esnada da hayal gördüğü ve bu hayali de vahiy sandığı yolunda tezler öne sürülmüş. Zaten ilk vahiy geldiğinde de Hz. Muhammed'in Hz. Hatice'ye kendisini örtmesini söylediği, titrediği, nöbet geçirdiği söylenmiş. Bu tezin kuvvetlendirilmesi için de o dönemde Arabistan'da hummanın çok yaygın olduğu ve Hz. Muhammed'in yaşadığı bu durumun, sara hastası olan ve histerik kasılmalar geçiren hasta belirtileriyle gayet uyuştuğu belirtilmiş. Ayrıca Arabistan’ın içinde bulunduğu coğrafi durum, sıcaklar, genişçe uzanan çöller gibi özelliklerin de hayal görmeye elverişli bir ortam hazırladığı söylenilmiş.
Sara dahil 4-5 hastalık üzerinde durulduğu teorileri okumuştum ama hiçbirinin önemi yok, kendini peygamber ilan etme ile uzaktan yakından bir alakası yok, gereği de yok. O dönemi bilmek bile peygamberlik meselelerini anlamak için hastalık gerekmediğini idrak etmemizi sağlıyor zaten. O dönemler malum coğrafyada sabah erken kalkan kendini peygamber sanıyor, hatta yine malumunuz İbrahim, Yakup, Yusuf gibi nesilden nesile kendini peygamber zannedenler olmuş, hepsi mi hastaydı? Nesiller boyu ne bitmek bilmez hastalıkmış bu böyle. Muhammed hasta ise hasta, eğer öyle biri varsa veya bu isim ve tanıma uyan sadece 1 kişi varsa emin olun ne hastası olduğunun bir önemi yok, günümüzde K-pop akımı olduğu gibi düşünün işte o dönem peygamberliğini ilan etmeyeni dövüyorlar gibi bir durum var ve moda peygamberlik iddiası, hastası da sağlıklısı da peygamber, Kemal Sunal'ın Tosun Paşa filmi gibi tamam sende Paşasın, bende Paşayım, oda Paşa repliği gibi herkes peygamber. Ayrıca evet sara teorisi mantıksız değil ama nöbetler konusunda yeteri kadar hadis yok, gerçi bu malum kişinin güçlü yönlerini gösterip zayıf yönlerini saklamak için kasten yapılmış olabilir. Neyse bak sen yabancı değilsin, ben ne düşünüyorum biliyor musun? Başka okuyacak olursa yanlış anlamasın ama Muhammed figürünün aşırı sıradan bir insan olduğunu ve ondan sonraki bazı insanlar olmasa günümüzde ne adının hatırlanacağını, ne yarattığı dinin inananı kalacağını düşünüyorum. Zaten ölür ölmez onlarca kabile akın akın dinden çıkıyor, Ebubekir kılıç zoruyla dine geri sokuyor. Ömer, Velid, Muaviye, Yezid vs. diğer figürler, ganimet ise asıl motivasyon. İsa ve Petrus olayında da görüyoruz, İsa'yı kimse bilmezken ölüp gitmişken Aziz Petrus bir din yaratıyor.
2
5 Yorumla
Soran
1 yıl
Teşekkür ederim zahmet edip yazmışsın, güzeldi 🙏🏻
Dozy'nin paylaştığım kitabında bahsettiği sara ve histeri haricinde hangi hastalıklar üzerinde duruluyor?
Sözü uzatmamak adına sadece aklıma takılan soruyu sormak istedim.
Rica ederim ne demek. Dediğin gibi sara ile başlayan, sıtma ile biten bir liste var humma hatta vebadan öldü diyenler bile var, başta bipolar olmak üzere şizofren gibi çeşitli ruhsal hastalıkları olduğunun yazdığı kaynaklar var, bir Yahudi kadının verdiği zehirli et ile zehirlenmesi var, sanıyorum bu sebepten ötürü ağzının çenesinin kaymış olduğu yani yüzünün asimetrik olduğu söylenir, Kevser suresinden de anlaşılacağı üzere hastalık sayılmaz tam olarak ama kısır olduğu söylenir, çocukken geçirdiği cübbe hastalığı, boğmaca, ülser gibi hastalıklar kesin kabul edilir ve bunun yanında çok ufak tefek sayılacak mide rahatsızlıkları, cilt hastalıkları (alaca olduğu iddiası zayıf), sık baş ağrıları, bolca baş dönmeleri ve bunun etkisi ile günümüz tıp tahminlerine göre vertigo şüphesi, nefes darlığı, öksürük nöbetleri ve kronik yorgunluk benim bildiklerim veya aklımda kalanlar. Mutlaka unuttuğum vardır veya bunlar arasında illa sadece iddia boyutunda kalanlar vardır.
hz. peygambere dil uzatmanın bir başka yoluda denebilir. malum ciğere uzanamıyorsan pis de gibi. ya da ulan seçilmiş kişi ben neden değilim kıskançlığında yaşanan ruh hali türevi bir şey.
epilepsi, günümüzde dahi %100 tetkik edilebilen bir hastalık değildir. tüm tetkikler tam ve düzgün olarak yapılsa da, doktorunuz profesör olsa da tam teşhis konulamaz bir hastalıktır. zira ciddi bir ileri derecede anksiyete bozukluğu tıpkı epilepsi gibi alfa&beta sinyallerini bozabilen bir rahatsızlıktır. şimdi biz bunu 2024 de söylüyoruz. bundan yaklaşık 1400 sene önce nasıl bir tetkikler yapılıp, tanı konmuştur merak konusu.
Ben doğru ya da yanlış demiyorum. Öne sürülen bir şeyi paylaştım ve peygamberde görülen bulguların da histeriyle örtüştüğünü söylüyor. Peki sen peygamberde görülen bulguların histeriyle örtüşmediğini neye dayanarak yalanlıyorsun?
Alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin, sanrılar gördüğünü iddia eden kâfirlerin uydurmalarına inanmıyorum. Bu kadar net. Fazla uzatmak istemiyorum
Kur'an asla sanrılar kitabı olamaz. Muhteşem bir kitap tek kelimeyle Ve ilahi bir kitap. Bir beşerin sanırlar görerek yazabileceği türden bir kitap değil.
İslam'da cariye hukukundan bahseder misin? Bunun nesini her yerde uygulacaksın? Kadını savaş esiri bir cariye olarak, ganimet olarak alıp satabilir misin? Bu durum İslam'dan önce Araplarda da vardı. Araplar savaşlarda zafer elde ettiğinde kadınları esir alır ve cariye yapardı. Alınabilir ve satılabilir bir mal durumundaydı. İslam da Arap örfünü içsellestirip devam ettirdi. Şimdi bunu dünyanın her yerinde geçerli sayabilir misiniz? Bugün bu savaş suçudur. Cumhuriyetin ilanına kadar Üsküdar'da cariye pazarı vardı ve cumhuriyetin kurulmasıyla kaldırıldı.
İslam'ın evrensel bir tarafı yok. Bu bir masal. Cariye hukukunu neden dışarıda bırakalım ki 🤷🏻♂️ bu da İslam'ın bir parçası. Madem evrensel olduğu iddia ediliyor. O halde neden cariye ve köle hukukunda evrensel değil? diye sorarım.
Suç oranlarına bakıldığında da en yüksek suç oranı yine geri kalmış ülkelerde. İslam ülkeleri de gayet geri kalmış. Oysa Avrupa'da suç oranları İslam ülkerine göre çok düşük. Zaten Müslümanlar ülkelerinden kaçıp denizde boğulma riskini göze alarak kâfir dedikleri Avrupa'ya varmaya çalışıyorlar.
İslamin ilk. ciktigi. zamandan gunumuze kadar fegismeyen tek sey kafirlerin iq seviyesi 🤣🤣🤣
0
6 Yorumla
Soran
1 yıl
52 tane İslam ülkesinde 2 gram akıl göremiyorum. Bilim ve teknolojide, felsefede, sanatta, ahlakta, özgürlükler ve insan hakları gibi birçok şeyde geri kalmış ülkelerdir. Boğulmak pahasına da olsa kâfir dedikleri Avrupa'ya varmaya çalışıyorlar.
Cunku islam ülkeleri islamdan uzaklastilar. Avrupalilar musluman gibi yasiyor çalmıyor calisiyor bilimle ugrasiyor. Bu topraklar ise kafir dolu. İslamdan eser kalmamasina ragmen hala içi rahatlamayan boyle sitelerde islama peygamberimize dil uzatan kafirler dolu. Ne bekliyordun ki? Sen islamı yasayan devletleri bir incele osmanli ve oncesinde bilime ne kadar katki saglamislar bi arastir önce.
Senin yazdigindan somra sadece youtube a endulus yazinca cikan videolardan bir tanesi. Ama anlamak isteyene bunlar. Senin gibi zır cahillere olumlu etki etmez daha cok kudurtur bunlar 🤣
Gönderdiğin videoyu izledim. Bu video daha önce konu üzerinde çalışırken karşılaştığım argümanlardan farklı bir şey söylemedi. Ben de sana öncelikle iki tane makale öneriyim. Bu makalelerin PDF'sini rahatlıkla bulup okuyabilirsin.
1. Aydın Sayılı - Ortaçağ İslam Dünyasında İlmi Çalışma Temposunda Ağırlaşmanın Bazı Temel Sebepleri
Şimdi videodaki öne sürülen argümanları kısaca şu karşı tezle ele alacağım : Bizans imparatoru Justianus, Atina Okulları'nı kapatıyor ve felsefe ve bilimin gelişmesine engel oluyor. Bunun üzerinde buradaki felsefe ve bilim kitapları doğuya, İran'a taşınıyor. Orada Süryaniceye, Arapçaya tercüme ediliyor. Eski Yunan filozoflarından kalan bu kitapların tercümesi sayesinde doğuda felsefe ve bilim yükselişe geçiyor. Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd gibi meşhur isimler çıkıyor. Fakat 12 ve 13. yüzyıllarda bu kitaplar Latinceye tercüme edilerek Toledo ve Cordoba üzerinden İspanya'ya, Avrupa'ya taşınıyor ve artık Rönesans'ın doğuşu hazırlanmış oluyor. Dolayısıyla bu başarının İslam'a, müslümanlara atfedilmesi doğru değildir. Bu başarı Eski Yunan filozoflarından kalan kitapların tercümesi sayesinde olmuştur. Zaten rönesansın doğuşuyla birlikte Avrupa yükselişe geçerken, İslam dünyası çöküşe geçiyor. Şununla bitireyim : Kopernikus'un, Galileo'nun, Kepler'in başarılarını kiliseye atfedemeyeceğimiz gibi, İbni Rüşd ve İbni Sina'nın başarılarını da İslam'a atfedemeyiz. Nitekim İslam'ın en iyi yaşandığı denilenilem Hz. Muhammed'in hayatta olduğu "asrı saadet" denilen dönem felsefe ve bilimden en uzak olunan dönemdir.
Kendisi asırlar önce gelecekte kıyametin alametlerini saydı, İslamı yaydı, dile gdtirdi5inaanlara anlattı. şu an da saydığı kıyamet alametlerin hepsinin tek tek gerçekleşmesi sara hastalığın belirtisi midir sence? Bu düşün.
Kur'an'ın doğa kavrayışında günümüz bilimiyle uyuşmayan kimi yanlışların olduğu söyleniyor. Örneğin Hac suresi 46. ayetin Elmalılı mealinde "Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur" deniliyor. Soru şu : İnsan kalple mi düşünür? Düşünmek beyinle ilişkilendirilir.
Bilimsel açıdan da açıklanmış bir şey; bedende kalp diye adlandırılan tek şey et parçası değildir.
İnsanın kendisiyle sevdiği, iyilik yapınca huzur bulduğu, kötülük yapınca huzursuz olduğu bir kalbi vardır, buradaki kalp maddi et parçası değil manevi bir parçadır.
Arkadaşın seni arayınca “az önce kalbimden geçtin” derken içten düşündüğümüz işte o kalptir.
Her şey bilimde değildir, her şey bilimle açıklanamaz, bu bilim daha yakın zamanda a dediği şeye şu an b diyen, sürekli değişen, güçsüz kuvvetsiz ve kusurlu olan insanların yaptığı araştırmalar sonucunda oluşan bilgi birikimidir.
Kendisi kusursuz olmayan bir insanın araştırmaları da kusursuz olmaz, çoğu zaman kusur barındırır.
Her şeyi oraya bağlayan yolda kalır. Siz yorumda dediniz ya özetle ayette bahsedilen kalp kan pompalayan et parçası değil, manevi anlamda kullanılan kendisiyle duygular beslediğimiz “kalptir”
2'inci yorumumu biraz daha açar isem İslami kaynaklarda ve ayetlerde vede hadislerde Peygamber Efendimiz’in sara hastası olduğuna dair bir tane bile delil yoktur, bu tamamiyle din düşmanlarının fitnelerinden sadece bir tanesidir.
Sara denilen hastalık tamamiyle bir bozukluktur, bir insan hastalığın etkisinden gördüğü rüyalarda; yıllar sonra yapılacak savaşı ve onun kazananı mı görür? (Ayette geçer) bir insan bir kafirin asla iman etmeyeceğini mi söyler (yıllarca yaşamasına rağmen gerçekten etmez (ayette geçer) bir insan hastalıktan dolayı gördüğü rüyalarda; bilimin daha 2000’li yıllarda keşfedemediği şeyleri mi söyler.. Bir insan hastalıktan dolayı gördüğü rüyada gelecekten haber mi verir?
Bir insan sara hastası iken asla zorluğa yüke ve strese gelemez çoğu zaman nöbet geçirir ve bayılır iken Rasulullah Efendimiz tek başına tüm Mekke’yi karşısına almış, bütün savaşlardan anlının akıyla galip çıkmış, en güçlü kafirleri bile yerle bir etmiş, bununla beraber tüm kaos ve stres ortamına rağmen; kız çocuklarını diri diri gömen bir topluluktan “karıncayı dahi ezmeyen” binlerce insan topluluğu meydana getirmiştir değil mi?
Kur’anın bu devirde bile eşi benzeri yoktur, Allah ayette bile “onu bir insan yazmış diyorsanız haydi sizde bir benzerini yazın” demesine rağmen yıl 2024 hala bir benzerini yazan olmamıştır.
Allah Kur’anda madem bunu insan yazdı diyorsunuz “haydi içinde bir kusur ve yanlışlık bulun” demesine rağmen (mealcilerin tefsirine bakmadan kendi başına mana verip yanlış anlamaları dışında ) yıl olmuş 2024 hala kimse kusur ve yanlış bulamamıştır.
Bu hakikatler şimdi olmayan yalan bir hastalığa mı bina edilecek..😂🤲🏻
Mekke’li kafirlerin bile bu yalan aklına gelmemiştir, çünkü bu kadar s*lak değillerdi..☺️
Bilimin değisip dönüşerek ilerlemesinden daha doğal bir şey yok. Bilimin çalışma prensibi zaten böyledir. Çünkü olgulara dayanır ve deney ve gözlemin konusu olan olgular değişebildiği için de yeni bilimsel kuramlar ortaya çıkar.
Fakat dindarların tarih anlayışı değişimi kötü algılar. Kıyamet de zaten daha iyi olan durumdan daha kötü olan duruma doğru gidişin sonucudur. Başlangıçta Adem ve Havva cennettedir ama daha kötü olan dünyaya gönderilmişlerdir ve sonra da nesiller daima bozularak gelir. Dindarların tarih anlayışı budur ve bu yüzden daima geçmişte yaşayıp çağıyla senkronize olmakta sorun yaşarlar. Çünkü çağ değişimi talep ederken, onlar değişmeyene, geçmişteki iyiye özlem duyarlar. İman karşısında da deney ve gözlemi ve aklı hor görürler. Buna bir örnek vereyim : Ebabil kuşları, Kâbe'nin kapısına dayanan Ebrehe ve ordusunu "adeta yenmiş/biçilmiş ekin yaprakları haline" getirmiştir.
İman böyle bir şeydir : deneysel ve gözlemsel ve rasyonel olan, iman karşısında tutunamaz. Bu yüzden de iman, deney ve gözlemi ve aklı hor görmenin ürünüdür.
Zaten ayette ve hadiste peygamberin sara hastası ya da histeri olduğu söylense kimse ciddiye almaz. Bile bile kendi ayağına niye sıksın..
Söylediğin şeylerde birçok kuşkulu şey var ama ikisini, "kız çocuklarını diri diri gömmek" ve "karınca ezmemek" meselesini ele alayım : Kız çocuklarının gömülme nedeni, kızın ailesinin alacaklılara olan borcunu ödeyememesinden dolayıdır. Alacaklarılar, parayı vermezsen, paraya karşılık olarak kızını ver demektedir. Kızlarını verip şereflerine zarar gelmesini istemediklerinden de kızlarını gömerlerdi. İslam adına yapılan birçok savaşta da o kadar insan katledildi ve o kadar kadın cariye yapıldı ki karıncayı ezmeme meselesi çok romantik bir söylem olarak kalıyor. Örneğin Beni Kurayza'dan 600 - 900 erkeğin başlarını Hz Ali eşilen çukurlarda vurarak idam etmiştir. Savaşlarda elde edilen kadınlar da ganimet olarak görülür ve alınıp satılabilir bir maldır. Cumhuriyet kurulmazdan önce Osmanlı'da bile cariye pazarı vardı ve cumhuriyetin kurulmasıyla kaldırıldı. Bu durum Arap örfüdür aslında ve İslam da sürdürmüştür. Araplar için savaşlarda kaybetmek şeref meselesiydi. Çünkü kadınları cariye olurdu. Zaten kadın hala doğu dünyasında dinin de üzerinde bir meseledir. Bir erkek boşanmayı gururuna yediremediği için karısını öldürüyor. Hep bu geleneksel kodlarla alakalı.