+1 yılŞeyh Said Haindir. İfadeye Çağıran Hakim ve savcılar da bir gün hesap verecektir. Detay şöyle izah etmem gerekirse;
ŞEYH SAİT YÜZÜNDEN MUSUL ALINAMADI VE ŞEYH SAİT İNGİLİZ DESTEKLİ AYAKLANMADIR
Tarihçi Sinan Meydan özetle;
''Şeyh Sait yakalandığında ilk sorgusunda "Diyarbakır'ı ele geçirebilselerdi özerklik için İngilizlerden yardım alacaklarını" itiraf ediyor. Şeyh Sait, Seyit Abdülkadir gibi İngilizlerle işbirliği içindeki ayrılıkçı isimlerle ortak hareket etti. Şeyh Sait İsyanı'nın hazırlık aşamasında Kürt Azadi Cemiyeti'nin çalışmaları var. Şeyh Sait İsyanı sırasında isyancılar birçok ili ve ilçeyi işgal etti, devlet dairelerine el koydu, asker ve sivil çok sayıda esir aldı, Ziraat Bankasını soydu ve Mehmetçiği şehit etti. Şeyh Sait İsyanının bazı elebaşları mahkemede, Diyarbakır'ı alabilselerdi İngilizlerin kendilerine yardım edecegini itiraf etti. Dahası, Şeyh Sait de yakalandığında 25 Nisan 'daki ilk sorgusunda Diyarbakır'ı ele geçirebilselerdi İngilizlerden yardım alacaklarını itiraf etti. Ayrıca isyanın, Türkiye'nin Musul sorunuyla ilgilendiği ve Milletler Cemiyetinin Musul'da inceleme yaptığı günlere denk gelmesi de sadece tesadüf değildi. Nitekim Şeyh Sait İsyanı sonrası Musul kaybedildi. 1924'te Nasturi İsyanına açıktan destek veren İngiltere, o isyanın bastırılmış olması nedeniyle, bu sefer daha temkinliydi. Görülen o ki eğer Şeyh Sait Diyarbakır'ı alabilseydi işte o zaman İngiltere doğrudan devreye girecekti. Bazı sanıkların ifadeleri de bunu doğruluyor. Ayrıca Şeyh Sait'in İngilizlerle birlikte hareket edip etmemesi, destek alıp almaması Şeyh Sait'in Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı dini kullanarak silahlı bir isyan başlattığı, isyancıların şehirleri işgal ettiği, Mehmetçiği şehit ettiği ve bu isyanın elebaşı Şeyh Sait'in vatana ihanetle idam edildiği gerçeğini değiştirmez.
KAYNKAK: BİLİMSEL MAKALE: https://dergipark. org. tr/en/download/article-file/837212#:~:text=%C5%9Eeyh%20Sait%20ayaklanmas%C4%B1%2C%20%C4%B0ngiltere'nin, Irak'a%20b%C4%B1rak%C4%B1lmas%C4%B1na%20karar%20verdi.
ATATÜRK MUSUL'DA KÜRDÜSTAN KURULURSA MÜDAHALE ETME HAKKIMIZI SAKLI TUTMUŞ VE AKP BU HAKKIMIZI ETKİSİZ HALE GETİRMİŞTİR. ŞÖYLE Kİ;
TARİHÇİ SİNAN MEYDAN BELGELERİYLE ANLATIYOR;
1926 Ankara Antlaşması her şeyden önce Türkiye-Irak sınırının değiştirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. (Madde 5). Bu antlaşma Irak sınırının sigortasıdır. Ancak AKP hükümeti bu sigortayı kendi elleriyle gevşetmiştir.
30 Mart 2011’de Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’yi ziyaret etti. Böylece Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi’ni fiilen tanımış oldu. Barzani, bu ziyareti “cesur bir adım” olarak niteledi.
Barzani, 16 Kasım 2013’te de Türkiye’yi ziyaret etti. Başbakan Erdoğan’la birlikte Diyarbakır’da halka bir konuşma yapıp açılıma destek verdi.
10 Aralık 2015’te Barzani bir kere daha Türkiye’ye geldi. İlk defa devlet protokolüyle ağırlandı. Çankaya Köşkü’nde Türk bayrağının yanına ilk kez Kürdistan bayrağı konuldu.
Geçtiğimiz hafta, 27 Şubat 2017’de Barzani yine Türkiye’deydi. Bu sefer, havaalanından itibaren bağımsız ülke liderlerine uygulanan resmi protokolle karşılandı. Havaalanında göndere ilk kez Kürdistan bayrağı çekildi. Barzani, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’la görüştü.
Eleştirilere sinirlenen Başbakan Binali Yıldırım, “Irak Anayasası’na göre Kuzey Kürdistan Bölgesel Yönetimi özerk bir yapıdır. Dünya da bu şekilde tanınır!” dedi.
Olup bitenleri anlamak için 1920’lere gitmeliyiz!
YÜZ YILLIK BİR EMPERYALİST PROJE
Irak’ın kuzeyinden Türkiye’nin güneyine uzanan Kürdistan Projesi en az 100 yıllık bir emperyalist projedir. Özerklik bu projenin ilk ayağıdır. Asıl amaç bağımsızlıktır. Nitekim Milli Mücadele yıllarından itibaren ayrılıkçı Kürtler ve onları destekleyen İngiliz emperyalizmi, önce özerk sonra bağımsız Kürdistan planları yapmıştır. İngiliz arşivi bu yöndeki raporlarla doludur. Örneğin, 26 Mart 1920’de İngiliz Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a gönderilen bir raporda “Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır...” denilmişti. (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, 3. bas., İstanbul, 2009, s. 247).
SEVR’İN KÜRDİSTAN MADDELERİ
10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nın “Kesim III, Kürdistan” başlığını taşıyan 62-64. maddeleri, Türkiye’nin güneyinde, Irak’ın kuzeyinde aşamalı olarak önce özerk sonra bağımsız bir Kürdistan kurulmasını hükme bağlamıştı.
62. maddeye göre Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonraki 6 ay içinde İstanbul’da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerinden üçer kişilik bir komisyon toplanıp “Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik planını” hazırlayacaktı. 63. maddeye göre Türkiye, bu komisyonların “Özerk Kürdistan” kararını, kendisine bildirildikten sonra 3 ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti. 64. maddede ise açıkça “Bağımsız Kürdistan”dan söz edilmişti. Maddenin devamında da “Bağımsız Kürdistan” kurulduğunda Musul’daki Kürtlerin de kendi istekleriyle bu devlete katılmalarına Müttefik devletlerin hiçbir şekilde karşı çıkmayacakları belirtilmişti.
Sevr Antlaşması’nın 145-148 maddelerinde de “ırk ve dil azınlıkları”ndan söz edilmişti.
Milli Mücadele kazanılınca 433 maddelik “idam fermanı” Sevr Antlaşması tarihin çöp tenekesine atıldı.
LOZAN’DA ÇARPIŞAN TEZLER
Türkiye, Lozan Konferansı’nda Türklerin ve Kürtlerin “kaderleri ortak bir millet” olduğu tezini savundu. Bu tez, bir yıl kadar sonraki 1924 Anayasası’nın 88. maddesinde “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denir” şeklinde ifade edilecekti.
İngiltere ise tam tersine Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olduğunu belirterek “Özerk Kürdistan” tezini savunuyordu.
Lord Curzon, 23 Ocak 1923’te Lozan’da, “Güney Kürdistan” dediği Musul vilayetinde, yani Kuzey Irak’ta İngiltere’nin Kürtlere özerklik vereceğini, Kürtçe eğitim veren okullar açacağını, Kürtçeyi yazı dili haline getireceğini anlatmıştı.
(Seha Meray, Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, C.1, İstanbul, 1993, s. 350).
ATATÜRK’ÜN KARŞI HAMLESİ
Atatürk o günlerde, 16 Ocak 1923’te İzmit basın toplantısında bir soru üzerine Kürtlük konusuna değinerek, “Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır (...) Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” demişti. Ayrıca Kürtlere “ayrı bir sınır çizmenin” doğru olmadığını belirtmişti. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C 14, s. 273, 274).
Atatürk’ün burada “bir tür mahalli muhtariyetler” derken kastettiği, 1921 Anayasası’nın 11. maddesinde illere tanınan “mahalli işlerde” özerklikti. Bu, siyasi anlamda bir özerklik değildi. 1921 Anayasası 11. madde şöyle başlar: “Vilayetler mahalli işlerde manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir.” Ayrıca 1921 Anayasası’nın bu 11. maddesi, 1924 Anayasası’nın şu 90. maddesiyle kaldırılmıştı: “Vilayetlerle şehir, kasaba ve köyler, hükmü şahsiyeti haizdir.”
Görülen o ki Atatürk, o günlerde “Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” diyerek İngiltere’nin Lozan’daki özerk Kürdistan tezini zayıflatmak istemişti.
ATATÜRK, MUSUL VE KÜRDİSTAN
Atatürk, İzmit basın toplantısında Musul’un öneminden de şöyle söz etmişti: “Musul bizim için çok kıymetlidir: Birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi, bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti oluşturmak istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim sınırımız içindeki Kürtlere de sirayet edebilir. Bu fikre engel olmak için sınırı güneyden geçirmek lazımdır...” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 14, s. 269, 270).
Atatürk, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürdistan’ın -Türkiye’deki Kürt nüfus nedeniyle- Türkiye’yi tehdit edeceğini düşünüyordu. Bu projeye engel olmak için sınırı Musul’u da içine alacak biçimde güneyden geçirmek istiyordu.
LOZAN SONRASI MUSUL SORUNU
Türkiye Lozan’da, İngiltere’nin özerk veya bağımsız Kürdistan planlarını bozdu, ama Musul’u alamadı. İsmet Paşa’nın tüm direnişine rağmen İngiltere, Musul’u Türkiye’ye vermedi.
Lozan Antlaşması’nın 3. maddesine göre Musul sorununun 9 ay içinde iki devlet arasında uzlaşmayla çözülmesine, olmazsa Milletler Cemiyeti Konseyi’ne başvurulmasına karar verildi.
Musul Sorunu, 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihleri arasında İstanbul (Haliç) Konferansı’nda görüşüldü.
24 Mayıs oturumunda İngiliz temsilci Sir Percy Cox, Lozan’daki iddialarını tekrarlamaktan öte, Hakkâri, Beytüşşebab, Çölemerik ve Revanduz’un da Irak’a bırakılmasını istedi. Türk temsilci Fethi Bey buna şiddetle karşı çıkınca konferans dağıldı.
6 Ağustos’ta İngiltere konuyu Milletler Cemiyeti’ne götürdü. 7 Ağustos’ta Nesturiler, Hakkâri Valisi’ni pusuya düşürüp esir alarak Nesturi ayaklanmasını başlattı. Ayaklanmaya İngiliz uçakları da destek verdi.
Milletler Cemiyeti Konseyi, 30 Eylül 1924 tarihli oturumunda 3 üyeli özel bir komisyon kurulmasına karar verdi. Londra’da, Türkiye’de ve Bağdat’ta incelemeler yapan komisyon, 16 Temmuz’da hazırladığı raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliği’ne sundu.
29 Ekim 1924’te Brüksel’de olağanüstü bir toplantı yapan Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye ile Irak arasında “Brüksel Sınırı” denilen geçici bir sınır belirledi. Bu, Musul’u Irak’a bırakan bir sınırdı.
13 Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı çıktı. Bu isyan Türkiye’nin, Türk-Kürt birlikteliği tezini zayıflattı.
Sonuçta Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925’te Brüksel Hattı’nın kuzeyini Türkiye’ye, güneyini ise Irak’a bıraktı.
Türkiye, Milletler Cemiyeti kararından bir gün sonra, 17 Aralık 1925’te SSCB ile bir dostluk ve tarafsızlık anlaşması yaparak tepkisini gösterdi.
SINIRIN SİGORTASI Ankara ANTLAŞMASI
5 Haziran 1926’da Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Böylece bugünkü Türkiye- Irak sınırı çizildi. Antlaşmanın 1. maddesinde ve ekinde Türkiye-Irak sınırı çok ayrıntılı olarak tarif edilmişti. 5. maddesinde ise tarafların, 1. maddede belirlenen sınır çizgisinin “kesinliğini ve bozulmazlığını kabul ederek bunu değiştirmeyi amaçlayan herhangi bir girişime geçmemeyi” kabul ettikleri belirtilmişti. Antlaşma, sınırlar konusunda süresizdi. Sınır değiştirilmemek üzere çizilmişti. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 29 Mart 1946’da Irak ve Türkiye arasında Ankara’da bir antlaşma daha yapıldı. O antlaşmanın 1. maddesine göre de “1926 Antlaşması ile belirlenmiş ve çizilmiş sınıra saygı” gösterileceği belirtilmişti. (İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, C 1, Ankara , 2000, s. 314-316.)
Evet, 1926 Ankara Antlaşması’yla Musul alınamadı; ama Türkiye-Irak sınırı kesinleşti.1926’daki bu “sınır rejimi” ile bir anlamda Türkiye ve Irak arasında özerk veya bağımsız Kürdistan kurulması önlendi. Bu anlaşma sınırın sigortası oldu.
1932’de Irak’taki İngiliz mandasının sona ermesiyle Türkiye-Irak arasında 1937’de Sadabat Paktı’yla sonuçlanacak iyi ilişkiler kuruldu.
Özerk veya bağımsız Kürdistan Projesi, 1990’larda BOP çerçevesinde bu sefer bir Amerikan projesi olarak gündeme geldi. Türkiye’nin bu projeye karşı büyük bir özenle Ankara Antlaşması’nın sınır rejimini ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savunması gerekirdi. Ancak özelikle AKP hükümeti, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tanımak için adeta can attı; 1926 Ankara Antlaşması’nın 90 yıllık “sınır rejimi”ni kendi eliyle bozdu.
Musul petrol gelirleri
Ankara Antlaşması okullarda bile yanlış öğretildi.
Güya Ankara Antlaşması’yla Türkiye, 500 bin sterlin karşılığında Musul petrollerinden alacağı paydan vazgeçmişti! Neredeyse bütün siyasi tarih kitaplarında yıllarca bu yanlış tekrarlandı.
Oysaki gerçek şuydu:
Ankara Antlaşması’nın 14. maddesinde Türkiye’nin, Irak’ın petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alacağı belirtilmişti. Antlaşmaya ekli, 5 Haziran 1926 tarihli, İngiltere ve Irak yetkililerinin Türkiye’ye sundukları mektupta ise Türkiye isterse payını, 500.000 Sterlin nakit olarak da alabilecekti. Ancak Türkiye bu teklifi değil, 25 yıl süreyle yüzde 10’luk teklifi kabul etti.
Irak’ta 1927’de petrol çıkarılmaya başlandı. Petrol boru hattı da 1934’te tamamlandı.
1934’ten 1951’e kadar 18 yılın bütçe kanunları incelendiğinde, “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alınan” başlığı altında, bu gelirin tahsil edildiği görülmektedir.
Petrol geliri 1955 yılına kadar bütçede gözüküyor. Hatta 1954’te yüklü bir ödeme var. 1955-1959 arasında ise ödeme yok. Anlaşılan, 1955’te Türkiye ile Irak arasında Bağdat Paktı kurulunca Menderes hükümeti alacakları tahsil etmedi. Nitekim Bağdat Paktı Meclis’te görüşülürken başbakan gülümseyerek, “Terazinin bir gözüne Irak’ın dostluğunu, diğer gözüne de alacağımızı koyuyoruz!” demişti. 1958’de Irak’ta General Kasım’ın bir darbeyle iktidarı ele geçirmesinden sonra Türkiye petrol gelirlerini tahsil edemedi.1959’dan 1985’e kadar petrol gelirleri bütçeye “alacak” olarak girdi. Ancak 1986’da Başbakan Turgut Özal o tarihe kadar bütçede biriken, Irak petrol gelirinden hukuken vazgeçti.
Peki ama Özal’ın vazgeçtiği bakiye neydi?
Türkiye’nin Irak petrol gelirinden alması gereken 25 yıllık pay yaklaşık 5.5 milyon sterlindir. Bunun 3.5 milyon sterlini alınmıştır. Yaklaşık 2 milyon sterlin alacak kalmıştır. Ancak Hikmet Uluğbay’ın iddiasına göre alacak
5.5 milyon değil, en az 29.5 milyon sterlindir. 1955 yılına kadar ödenen miktar ise sadece 3.5 milyon sterlindir. Bu durumda, Türkiye’nin Irak petrollerinden 2 milyon sterlin değil, en az 26 milyon sterlin alacağı vardır. Söz konusu alacağın oluştuğu tarihteki fiyatlara göre karşılığı ise en az 30.2 milyon varil petroldür. (Hikmet Uluğbay, İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik, 3. Bas, Ankara , 2008).
Olmayan madde
90 yıldır unutulan Ankara Antlaşması, 2016 sonunda Türkiye’nin de katıldığı Musul Operasyonu sırasında birdenbire hatırlanıverdi! Ancak o da ne? Birileri antlaşmaya hayali bir madde eklemişti! Güya, Ankara Antlaşması’na göre Türkiye, “Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması şartıyla” Musul’u Irak’a terk etmişti! Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran bu yalan, ATV haber bülteninde bile tekrarlandı. Oysaki 1926 Ankara Antlaşması’nda bu veya buna benzer bir madde yoktu. Birileri yine halkı kandırıyordu.
11 Yorumla- +1 yıl
Hesabın based takip ettim teşekkürler yanıt için
En İyi Cevaplar
+1 yılKürtler kürt oldugu icin sever, Islamcilarda sakanli olan herkesi göd killi olmaya hazirlar. Isin özeti bu.
Kafana cübbe gecir, sakal uzat ve cahil Anadolu halkina istedigini yapabilirsin seni hala kutlarlar.
11 Yorumla- +1 yıl
Abi çok haklısın
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
4Cevap
Şu şeyh saiti, seyit rızayı, nuri dersimiyi, ihsan nuriyi kahraman olarak görenlere acıyorum gerçekten
12 Yorumla- +1 yıl
Ya oyun arkadaşımla kavga etmiştik bu adam gururumuz falan diyodu aq (engelledim)
- +1 yıl
++++.
Hakaretten dolayı müebbet xeza almalı. Ölmüş adama neden hakaret ediyorsun s*lak herif!
115 Yorumla- +1 yıl
Adam diyosunda türk düşmanı şerefsizin biri
- +1 yıl
Ben şeyh Saidi önemli biri olarak görüyorum ve saygı duyuyorum. Geçmişte isyan çıkararak bir hata yapmış olabilir ama bunu İslam dini için yaptı kendi şahsiyeti için yapmadı. Biri benim camimi ahıra çevirirse, ezanımı değiştirirse, başımdaki sarık ve takkeyi zorla çıkartıp İngiliz şapkasını takarsa ben de sessiz kalmam haykırır isyan ederim.
- +1 yıl
Afganistana git kanka
- +1 yıl
Şapkayı skm tek sorun bu mu
- +1 yıl
İngilizlerin yapmadıklarını bu adam yaptı !
ÇANAKKALE GEÇİLSEYDİ
Çanakkale geçilseydi muhtemelen savaşın galibi olacak olan İngilizler ve sair devletler şu uygulamaları yapacaktı..
Kur'an okumayı ve öğretmeyi yasaklayıp bunların ders verildiği yerleri kapatacak, hocaları asacaktı.
En büyük devrimlerin ilk ayağı olan kılık kıyafete ilişip tesettürü kaldıracak erkekleri kadınlaştırcak kadınları da erkekleştirecek bir tarzda giyim kuşam öğretisi telkin edilecekti.
Sarık gibi şeairi islamiye kaldırılıp yerine şapka gibi alemet-i ecnebiye takmak zorunlu olacak ve takmayanlar muhtemelen asılacaktı.
Ezanlar susturulacak veya ezan yerine farklı dil ve söylemlerde lakırdılar ezan yerine okutulacaktı.
Allah Allah diye zikreden tekyelere kilit vurulup camiler ahıra döndürülecekti.
Din ile bağımızın kuvvetli vesilesi kadim geçmişimizle kurduğumuz iletişimimizin vesilesi olan yazı ve harfler değişecek nesil Kur'an okuyamaz hale gelecek 500 yıllık şanlı bir tarih miras bırakan ecdadı ile bağı koparılıp milyonlarca insan bir gecede cahil bırakılacaktı.
#din #islam #bayrak #vatan - +1 yıl
çok zalimlik yaptılar Suits ismini bilmiyorum ama gerçekler saklanıyor Atatürk mason sabetay yahudileri
- +1 yıl
- +1 yıl
@Boşbeleşinbiriyim laikliği savunmuyor diye niye Türk düşmanı olsun? Türk düşmanlığı ne alaka? Gerçekten nickinin hakkını sonuna kadar veriyorsun
- +1 yıl
Gerçi Kürt milliyetçisi tamam ama yine de hakaret edilmesi gereken daha mantıklı kişiler var yani
- Gündem konusunda 2,2b cevap paylaştı.
u +1 yılSuçlu ve suçluyu övmek anayasal bir suçtur. Bu durumda mahkeme yetkilileri suç işliyor.
00 Yorumla
Gizli Üye(25-29)+1 yılTabi ki ifadeye cagrılıcak cagrılmazsa dogu da sıkıntı yaşanır
03 Yorumla- +1 yıl
doğu ne alakaymış
Cevap sahibi+1 yılŞeyh sait kürd ya hani dogu da rejşme karsı cıktı ondan.
- +1 yıl
İslamcılarda seviyo kürt diye direkt yapıştırmaua gerek yok ki doğuda türklerde var
+1 yılbencede çok saçma
10 Yorumla- Gündem konusunda 1,3b cevap paylaştı.
+1 yılhep gündemde bu kişi
01 Yorumla- +1 yıl
Harbi
Detaylı bilgi
Bu paylaşımı beğenmene sevindik!
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 