+1 yılBir kere Musul, 1918 de savaşta kaybedildi. Yine de Atatürk , Musulu almak istiyordu. Ancak Musul'da harcayacak silahları, Şeyh Sait isyanına harcamak zorunda kaldığından; bu yüzden alamadı. Eğer senin gibi hainler, ingiliz destekli Şeyh said isyanını çıkarmasaydı; Musulu alırdık
Kaldı ki Şeyh Said isyanını bastırmak için, Ziraat Bankasından kredi bile çektik. Devlet , bu kadar yoklukta idi. Ama Atatürk yine de 1926 Ankara anlaşmasına şöyle madde ekledi ; " Musulda kürdüstan devleti kurulursa müdahale hakkımız saklıdır " maddesi ekledi. Kuzey Irak 'da kürdüstan , 1970 de kuruldu. O zaman Türkiyenin başında, Kıbrıs sorunu ve iç savaş vardı. Bu yüzden müdahale edilemedi ama AKP Musuldaki kürt devletini tanıyarak;müdahale hakkımızı ortadan kaldırıyor. Yani asıl Musula, AKP ihanet ediyor;zamanında sevri imzaladığınız gibi.. Daha detaylı şöyle açıklamam gerekirse;
ŞEYH SAİT YÜZÜNDEN MUSUL ALINAMADI VE ŞEYH SAİT İNGİLİZ DESTEKLİ AYAKLANMADIR
Tarihçi Sinan Meydan özetle;
''Şeyh Sait yakalandığında ilk sorgusunda "Diyarbakır'ı ele geçirebilselerdi özerklik için İngilizlerden yardım alacaklarını" itiraf ediyor. Şeyh Sait, Seyit Abdülkadir gibi İngilizlerle işbirliği içindeki ayrılıkçı isimlerle ortak hareket etti. Şeyh Sait İsyanı'nın hazırlık aşamasında Kürt Azadi Cemiyeti'nin çalışmaları var. Şeyh Sait İsyanı sırasında isyancılar birçok ili ve ilçeyi işgal etti, devlet dairelerine el koydu, asker ve sivil çok sayıda esir aldı, Ziraat Bankasını soydu ve Mehmetçiği şehit etti. Şeyh Sait İsyanının bazı elebaşları mahkemede, Diyarbakır'ı alabilselerdi İngilizlerin kendilerine yardım edecegini itiraf etti. Dahası, Şeyh Sait de yakalandığında 25 Nisan 'daki ilk sorgusunda Diyarbakır'ı ele geçirebilselerdi İngilizlerden yardım alacaklarını itiraf etti. Ayrıca isyanın, Türkiye'nin Musul sorunuyla ilgilendiği ve Milletler Cemiyetinin Musul'da inceleme yaptığı günlere denk gelmesi de sadece tesadüf değildi. Nitekim Şeyh Sait İsyanı sonrası Musul kaybedildi. 1924'te Nasturi İsyanına açıktan destek veren İngiltere, o isyanın bastırılmış olması nedeniyle, bu sefer daha temkinliydi. Görülen o ki eğer Şeyh Sait Diyarbakır'ı alabilseydi işte o zaman İngiltere doğrudan devreye girecekti. Bazı sanıkların ifadeleri de bunu doğruluyor. Ayrıca Şeyh Sait'in İngilizlerle birlikte hareket edip etmemesi, destek alıp almaması Şeyh Sait'in Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı dini kullanarak silahlı bir isyan başlattığı, isyancıların şehirleri işgal ettiği, Mehmetçiği şehit ettiği ve bu isyanın elebaşı Şeyh Sait'in vatana ihanetle idam edildiği gerçeğini değiştirmez.KAYNKAK: BİLİMSEL MAKALE: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/837212#:~:text=%C5%9Eeyh%20Sait%20ayaklanmas%C4%B1%2C%20%C4%B0ngiltere'nin,Irak'a%20b%C4%B1rak%C4%B1lmas%C4%B1na%20karar%20verdi.
ATATÜRK MUSUL'DA KÜRDÜSTAN KURULURSA MÜDAHALE ETME HAKKIMIZI SAKLI TUTMUŞ VE AKP BU HAKKIMIZI ETKİSİZ HALE GETİRMİŞTİR. ŞÖYLE Kİ;
TARİHÇİ SİNAN MEYDAN BELGELERİYLE ANLATIYOR;
1926 Ankara Antlaşması her şeyden önce Türkiye-Irak sınırının değiştirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. (Madde 5). Bu antlaşma Irak sınırının sigortasıdır. Ancak AKP hükümeti bu sigortayı kendi elleriyle gevşetmiştir.
30 Mart 2011’de Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’yi ziyaret etti. Böylece Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi’ni fiilen tanımış oldu. Barzani, bu ziyareti “cesur bir adım” olarak niteledi.
Barzani, 16 Kasım 2013’te de Türkiye’yi ziyaret etti. Başbakan Erdoğan’la birlikte Diyarbakır’da halka bir konuşma yapıp açılıma destek verdi.
10 Aralık 2015’te Barzani bir kere daha Türkiye’ye geldi. İlk defa devlet protokolüyle ağırlandı. Çankaya Köşkü’nde Türk bayrağının yanına ilk kez Kürdistan bayrağı konuldu.Geçtiğimiz hafta, 27 Şubat 2017’de Barzani yine Türkiye’deydi. Bu sefer, havaalanından itibaren bağımsız ülke liderlerine uygulanan resmi protokolle karşılandı. Havaalanında göndere ilk kez Kürdistan bayrağı çekildi. Barzani, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’la görüştü.
Eleştirilere sinirlenen Başbakan Binali Yıldırım, “Irak Anayasası’na göre Kuzey Kürdistan Bölgesel Yönetimi özerk bir yapıdır. Dünya da bu şekilde tanınır!” dedi.
Olup bitenleri anlamak için 1920’lere gitmeliyiz!
YÜZ YILLIK BİR EMPERYALİST PROJE
Irak’ın kuzeyinden Türkiye’nin güneyine uzanan Kürdistan Projesi en az 100 yıllık bir emperyalist projedir. Özerklik bu projenin ilk ayağıdır. Asıl amaç bağımsızlıktır. Nitekim Milli Mücadele yıllarından itibaren ayrılıkçı Kürtler ve onları destekleyen İngiliz emperyalizmi, önce özerk sonra bağımsız Kürdistan planları yapmıştır. İngiliz arşivi bu yöndeki raporlarla doludur. Örneğin, 26 Mart 1920’de İngiliz Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a gönderilen bir raporda “Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır...” denilmişti. (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, 3. bas., İstanbul, 2009, s. 247).
SEVR’İN KÜRDİSTAN MADDELERİ
10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nın “Kesim III, Kürdistan” başlığını taşıyan 62-64. maddeleri, Türkiye’nin güneyinde, Irak’ın kuzeyinde aşamalı olarak önce özerk sonra bağımsız bir Kürdistan kurulmasını hükme bağlamıştı.
62. maddeye göre Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonraki 6 ay içinde İstanbul’da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerinden üçer kişilik bir komisyon toplanıp “Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik planını” hazırlayacaktı. 63. maddeye göre Türkiye, bu komisyonların “Özerk Kürdistan” kararını, kendisine bildirildikten sonra 3 ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti. 64. maddede ise açıkça “Bağımsız Kürdistan”dan söz edilmişti. Maddenin devamında da “Bağımsız Kürdistan” kurulduğunda Musul’daki Kürtlerin de kendi istekleriyle bu devlete katılmalarına Müttefik devletlerin hiçbir şekilde karşı çıkmayacakları belirtilmişti.
Sevr Antlaşması’nın 145-148 maddelerinde de “ırk ve dil azınlıkları”ndan söz edilmişti.Milli Mücadele kazanılınca 433 maddelik “idam fermanı” Sevr Antlaşması tarihin çöp tenekesine atıldı.
LOZAN’DA ÇARPIŞAN TEZLER
Türkiye, Lozan Konferansı’nda Türklerin ve Kürtlerin “kaderleri ortak bir millet” olduğu tezini savundu. Bu tez, bir yıl kadar sonraki 1924 Anayasası’nın 88. maddesinde “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denir” şeklinde ifade edilecekti.
İngiltere ise tam tersine Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olduğunu belirterek “Özerk Kürdistan” tezini savunuyordu.Lord Curzon, 23 Ocak 1923’te Lozan’da, “Güney Kürdistan” dediği Musul vilayetinde, yani Kuzey Irak’ta İngiltere’nin Kürtlere özerklik vereceğini, Kürtçe eğitim veren okullar açacağını, Kürtçeyi yazı dili haline getireceğini anlatmıştı.
(Seha Meray, Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, C.1, İstanbul, 1993, s. 350).ATATÜRK’ÜN KARŞI HAMLESİ
Atatürk o günlerde, 16 Ocak 1923’te İzmit basın toplantısında bir soru üzerine Kürtlük konusuna değinerek, “Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır (...) Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” demişti. Ayrıca Kürtlere “ayrı bir sınır çizmenin” doğru olmadığını belirtmişti. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C 14, s. 273, 274).
Atatürk’ün burada “bir tür mahalli muhtariyetler” derken kastettiği, 1921 Anayasası’nın 11. maddesinde illere tanınan “mahalli işlerde” özerklikti. Bu, siyasi anlamda bir özerklik değildi. 1921 Anayasası 11. madde şöyle başlar: “Vilayetler mahalli işlerde manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir.” Ayrıca 1921 Anayasası’nın bu 11. maddesi, 1924 Anayasası’nın şu 90. maddesiyle kaldırılmıştı: “Vilayetlerle şehir, kasaba ve köyler, hükmü şahsiyeti haizdir.”
Görülen o ki Atatürk, o günlerde “Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” diyerek İngiltere’nin Lozan’daki özerk Kürdistan tezini zayıflatmak istemişti.
ATATÜRK, MUSUL VE KÜRDİSTAN
Atatürk, İzmit basın toplantısında Musul’un öneminden de şöyle söz etmişti: “Musul bizim için çok kıymetlidir: Birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi, bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti oluşturmak istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim sınırımız içindeki Kürtlere de sirayet edebilir. Bu fikre engel olmak için sınırı güneyden geçirmek lazımdır...” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 14, s. 269, 270).
Atatürk, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürdistan’ın -Türkiye’deki Kürt nüfus nedeniyle- Türkiye’yi tehdit edeceğini düşünüyordu. Bu projeye engel olmak için sınırı Musul’u da içine alacak biçimde güneyden geçirmek istiyordu.
LOZAN SONRASI MUSUL SORUNU
Türkiye Lozan’da, İngiltere’nin özerk veya bağımsız Kürdistan planlarını bozdu, ama Musul’u alamadı. İsmet Paşa’nın tüm direnişine rağmen İngiltere, Musul’u Türkiye’ye vermedi.
Lozan Antlaşması’nın 3. maddesine göre Musul sorununun 9 ay içinde iki devlet arasında uzlaşmayla çözülmesine, olmazsa Milletler Cemiyeti Konseyi’ne başvurulmasına karar verildi.
Musul Sorunu, 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihleri arasında İstanbul (Haliç) Konferansı’nda görüşüldü.
24 Mayıs oturumunda İngiliz temsilci Sir Percy Cox, Lozan’daki iddialarını tekrarlamaktan öte, Hakkâri, Beytüşşebab, Çölemerik ve Revanduz’un da Irak’a bırakılmasını istedi. Türk temsilci Fethi Bey buna şiddetle karşı çıkınca konferans dağıldı.6 Ağustos’ta İngiltere konuyu Milletler Cemiyeti’ne götürdü. 7 Ağustos’ta Nesturiler, Hakkâri Valisi’ni pusuya düşürüp esir alarak Nesturi ayaklanmasını başlattı. Ayaklanmaya İngiliz uçakları da destek verdi.
Milletler Cemiyeti Konseyi, 30 Eylül 1924 tarihli oturumunda 3 üyeli özel bir komisyon kurulmasına karar verdi. Londra’da, Türkiye’de ve Bağdat’ta incelemeler yapan komisyon, 16 Temmuz’da hazırladığı raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliği’ne sundu.
29 Ekim 1924’te Brüksel’de olağanüstü bir toplantı yapan Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye ile Irak arasında “Brüksel Sınırı” denilen geçici bir sınır belirledi. Bu, Musul’u Irak’a bırakan bir sınırdı.13 Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı çıktı. Bu isyan Türkiye’nin, Türk-Kürt birlikteliği tezini zayıflattı.
Sonuçta Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925’te Brüksel Hattı’nın kuzeyini Türkiye’ye, güneyini ise Irak’a bıraktı.
Türkiye, Milletler Cemiyeti kararından bir gün sonra, 17 Aralık 1925’te SSCB ile bir dostluk ve tarafsızlık anlaşması yaparak tepkisini gösterdi.SINIRIN SİGORTASI Ankara ANTLAŞMASI
5 Haziran 1926’da Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Böylece bugünkü Türkiye- Irak sınırı çizildi. Antlaşmanın 1. maddesinde ve ekinde Türkiye-Irak sınırı çok ayrıntılı olarak tarif edilmişti. 5. maddesinde ise tarafların, 1. maddede belirlenen sınır çizgisinin “kesinliğini ve bozulmazlığını kabul ederek bunu değiştirmeyi amaçlayan herhangi bir girişime geçmemeyi” kabul ettikleri belirtilmişti. Antlaşma, sınırlar konusunda süresizdi. Sınır değiştirilmemek üzere çizilmişti. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 29 Mart 1946’da Irak ve Türkiye arasında Ankara’da bir antlaşma daha yapıldı. O antlaşmanın 1. maddesine göre de “1926 Antlaşması ile belirlenmiş ve çizilmiş sınıra saygı” gösterileceği belirtilmişti. (İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, C 1, Ankara , 2000, s. 314-316.)
Evet, 1926 Ankara Antlaşması’yla Musul alınamadı; ama Türkiye-Irak sınırı kesinleşti.1926’daki bu “sınır rejimi” ile bir anlamda Türkiye ve Irak arasında özerk veya bağımsız Kürdistan kurulması önlendi. Bu anlaşma sınırın sigortası oldu.
1932’de Irak’taki İngiliz mandasının sona ermesiyle Türkiye-Irak arasında 1937’de Sadabat Paktı’yla sonuçlanacak iyi ilişkiler kuruldu.
Özerk veya bağımsız Kürdistan Projesi, 1990’larda BOP çerçevesinde bu sefer bir Amerikan projesi olarak gündeme geldi. Türkiye’nin bu projeye karşı büyük bir özenle Ankara Antlaşması’nın sınır rejimini ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savunması gerekirdi. Ancak özelikle AKP hükümeti, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tanımak için adeta can attı; 1926 Ankara Antlaşması’nın 90 yıllık “sınır rejimi”ni kendi eliyle bozdu.
Musul petrol gelirleriAnkara Antlaşması okullarda bile yanlış öğretildi.
Güya Ankara Antlaşması’yla Türkiye, 500 bin sterlin karşılığında Musul petrollerinden alacağı paydan vazgeçmişti! Neredeyse bütün siyasi tarih kitaplarında yıllarca bu yanlış tekrarlandı.
Oysaki gerçek şuydu:Ankara Antlaşması’nın 14. maddesinde Türkiye’nin, Irak’ın petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alacağı belirtilmişti. Antlaşmaya ekli, 5 Haziran 1926 tarihli, İngiltere ve Irak yetkililerinin Türkiye’ye sundukları mektupta ise Türkiye isterse payını, 500.000 Sterlin nakit olarak da alabilecekti. Ancak Türkiye bu teklifi değil, 25 yıl süreyle yüzde 10’luk teklifi kabul etti.
Irak’ta 1927’de petrol çıkarılmaya başlandı. Petrol boru hattı da 1934’te tamamlandı.
1934’ten 1951’e kadar 18 yılın bütçe kanunları incelendiğinde, “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alınan” başlığı altında, bu gelirin tahsil edildiği görülmektedir.Petrol geliri 1955 yılına kadar bütçede gözüküyor. Hatta 1954’te yüklü bir ödeme var. 1955-1959 arasında ise ödeme yok. Anlaşılan, 1955’te Türkiye ile Irak arasında Bağdat Paktı kurulunca Menderes hükümeti alacakları tahsil etmedi. Nitekim Bağdat Paktı Meclis’te görüşülürken başbakan gülümseyerek, “Terazinin bir gözüne Irak’ın dostluğunu, diğer gözüne de alacağımızı koyuyoruz!” demişti. 1958’de Irak’ta General Kasım’ın bir darbeyle iktidarı ele geçirmesinden sonra Türkiye petrol gelirlerini tahsil edemedi.1959’dan 1985’e kadar petrol gelirleri bütçeye “alacak” olarak girdi. Ancak 1986’da Başbakan Turgut Özal o tarihe kadar bütçede biriken, Irak petrol gelirinden hukuken vazgeçti.
Peki ama Özal’ın vazgeçtiği bakiye neydi?Türkiye’nin Irak petrol gelirinden alması gereken 25 yıllık pay yaklaşık 5.5 milyon sterlindir. Bunun 3.5 milyon sterlini alınmıştır. Yaklaşık 2 milyon sterlin alacak kalmıştır. Ancak Hikmet Uluğbay’ın iddiasına göre alacak
5.5 milyon değil, en az 29.5 milyon sterlindir. 1955 yılına kadar ödenen miktar ise sadece 3.5 milyon sterlindir. Bu durumda, Türkiye’nin Irak petrollerinden 2 milyon sterlin değil, en az 26 milyon sterlin alacağı vardır. Söz konusu alacağın oluştuğu tarihteki fiyatlara göre karşılığı ise en az 30.2 milyon varil petroldür. (Hikmet Uluğbay, İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik, 3. Bas, Ankara , 2008).
Olmayan madde90 yıldır unutulan Ankara Antlaşması, 2016 sonunda Türkiye’nin de katıldığı Musul Operasyonu sırasında birdenbire hatırlanıverdi! Ancak o da ne? Birileri antlaşmaya hayali bir madde eklemişti! Güya, Ankara Antlaşması’na göre Türkiye, “Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması şartıyla” Musul’u Irak’a terk etmişti! Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran bu yalan, ATV haber bülteninde bile tekrarlandı. Oysaki 1926 Ankara Antlaşması’nda bu veya buna benzer bir madde yoktu. Birileri yine halkı kandırıyordu.
10 Yorumla
En İyi Cevaplar
+1 yılBahsettiğimiz kişi 1. Dünya savaşı öncesi bir sürü tehlikeli saldırıyı inanılmaz bir askeri deha ile durduran, ülkenin toprakları işgal edilmişken; ordu terhis edilip silahlara el konulmak istenirken ve tüm Türkler bitap düşmüş iken onları birleştirip imkansıza yakın bir sürü savaşı kazanıp ülkeyi kurtaran, bir de bunun üstüne halkın cahil düşmesi için çabalayan herkesi bastırıp harf devrimi gibi şeyleri getiren ve o haldeyken bir sürü ülkenin önüne geçmeyi başaran, çok az yurtdışına çıkıp büyük dünya liderlerinin ayağına kadar geldiği, mareşal Atatürk değil mi?
23 Yorumla- +1 yıl
Haa üstelik 1. Dünya savaşı öncesi etkilerini Enver paşa ve benzeri olaylardan dolayı uzun süreler uzak bolgelerde görev yapıp nereye giderse gitsin görevlerde muvaffak olmuş bir askeri dehadan bahsediyoruz değil mi 🙂
- +1 yıl
Şeyh Sait isyanı yüzünden Musul alınamadı gizlinin araştırması lazım
- +1 yıl
@Çiçeksevenkızz Zaten alınıp alınmaması çok fazla fark yaratır mıydı o da tartışılır zira bir kısmı çöl olan bir yer belki petrol için falan alinabilirmiş ama Türkiye topraklarının korunmuş olması bence oldukça iyi ve yeterli bir başarı
+1 yılO şartlarda daha fazlasını yapilamazdi diye düşünüyorum
10 Yorumla
Kemalistler için başarılı olup olmasına gerek yok.
10 Yorumla
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
4Cevap
+1 yılEvet tüm isyanlara, ihanetlere, bozgunculara ve yokluklara rağmen üzerinde yaşadığınız 784 bin metrekare misakı milli sınırlarını tüm düşmandan temizlemeyi başarmıştır. Sevr Antlaşması ile babasının malı gibi vatan toprağı dağıtanlar sorgulansın önce.
121 Yorumla- +1 yıl
*Km2
+1 yılKoskoca cumhuriyet kurmuş kurtlar sofrasından canlı çıkmış bir paylaşılan ülkeyi sırtlanların elinden almış bir Musul diye tutturmuş millet.
320 Yorumla- +1 yıl
Duyan da sıfırdan ülke kurmuş sanacak
- +1 yıl
Duymayan da onca güçlü devlet arasından aç kurtların elinden ülke almamış sanacak. Sanayi devrimi vardı Osmanlı geri kalmıştı dünyalarca borcu vardı başını kaldırsa ülke işgal edilecekt haberleşme ağları kapatılmıştı ülke toprak toprak ele geçiriliyor bazı bölgelerdeki kadınlara tecavüz etmeye çalışıyorlar halkı kışkırtıyorlardı. Çanakkale'de geçemedikleri boğazı yaptıkları anlaşma ile çay içerek geçtiler padişah başını kaldırıp sesini çıkaramadı. O çok sevilen Osmanlı ailesi paşa paşa ülkeden sürüldü.
- +1 yıl
Sıfırdan ülke kurmak bunu yapmaktan daha kolay beyefendi. Doğu'da isyancı Fransanın kışkırttığı isyancı birlikler ve sıcak denizlere inmek isteyen Rusya batıda isyan eden ve toprak isteyen yıllarca Osmanlı altında yaşayan Rumlar ve diğer devletlerce paylaşılan Osmanlı. Kuvayı milliye ve Atatürk büyük iş başardı şu an bu insanlar olmasa sen Allah bilir hangi Ermeni'nin yunanın rusun soyuna tecavüz etmesi ile evladı olacaktın. Terbiyeni takın
- +1 yıl
Çok konuşma, Osmanlı kaç milleti asırlarca bi arada tuttu. Şimdi görüyoruz her gün başka kadın cinayeti? Hani savunduğun o cumhuriyet var ya, 3 tane serseriyle baş edemiyor görüyoruz
- +1 yıl
Osmanlı'da yaşamadın. Osmanlı yı da severim ama o Osmanlı da sandığın kadar rahat değildi Fatih döneminde Kanuni döneminde ülke savaştan çok yıpranmıştı. Ayrıca o milletler de o dönemin şartlarına göre bir arada durmak istediler ama asla asimile olmadılar bu da toplumun ne kadar ayrıştığının bir göstergesi.
- +1 yıl
Ben cumhuriyet sistemini kurucusunu ve o zamanda savaşan halkı savunuyorum. Uygulanamayan cumhuriyeti değil.
- +1 yıl
Dediğime cevap ver? Her gün kadın cinayeti görüyoruz doğru mu? Osmanlı'da böyle bir şey yoktu? Canımı sıkma benim ağzımı açmayayım
- +1 yıl
Osmanlı'da böyle bir şey vardı ve eklemek isterim bu şuanki neslin ahlaksızlığı.
- +1 yıl
Benim savunduğum ideoloji ile senin söyledin yargının hiçbir alakası yok çünkü tekrar diyorum ben şu an uygulanamayan cumhuriyet sistemini savunmuyorum. Sen ise bana şuanki sistemin yanlış olduğunu söylüyorsun bizim ortak bir kümede buluştuğumuz bile yokken ben sana savunma yapamam.
- +1 yıl
Osmanlı'da kaç suç işlenmiş araştır gel bekliyorum, kadın cinayeti varsa belgesini de getir tartışalım, sallama kafandan
- +1 yıl
Git tarih araştır öyle gel
- +1 yıl
"Osmanlı'da kadın cinayetlerinin olmadığı iddiası bulunuyor ancak, kadı sicillerindeki kayıtlar bu iddiayı asılsız kılıyor. Osmanlı Devleti döneminde işlenen kadın cinayetlerinin izlerine mahkeme kayıtlarında rastlamak mümkün.
Kadı defterleri, kadı sicilleri, kadı divanı, mahkeme kayıtları, sicillât-ı şer‘iyye ya da şer‘iyye sicilleri olarak nitelenen defterler, Osmanlı Devleti’nde merkezde ve taşrada her tabakadan insanlar arasındaki hukukî ilişkilere dair kayıtları içermekteydi."
"Ayşe bt. Davud’un annesi Aynî Hâtun’u öldürenlere açtığı cinayet davası"
"16. yüzyıla ait Galata Siciline ait bir davada Fatma isimli kadının eşi tarafından dövülerek ölümüne sebebiyet verildiği iddiasıyla alakalı üzücü bir kayıt mevcuttur. " - +1 yıl
Hadi 1 tane olmuş olsun? Şu an her gün yaşıyoruz her gün? Atan gelip düzeltsin madem düzeni hadi? Sizin yüzünüzden masumlar katlediliyor
- +1 yıl
Kamalistlerle daha fazla iletişim kurmam
- +1 yıl
Gerçi sicillere yansıyan davalarda çoğu kez kadının hükmü yer almadığından
kâtillere ceza verilip verilmediğini verildiyse bile bunun ne olduğunu tam olarak
öğrenemiyoruz. Ancak dava metinlerinden anlaşıldığı kadarı ile kâtil, ister
kadının erkek kardeşi isterse kocası olsun delil gösterip toplumun desteğini
aldığı vakalarda ceza almıyordu.
- +1 yıl
"Şer’iyye sicillerinde bulunan dayak ve öldürme vakalarının yer aldığı şehirler Balıkesir, Bursa, Kayseri, Larende, Lefkoşa, Silistre, Ayıntab, Şanlıurfa, Samsun, Harput, Çorum, Çankırı, Bursa, Amasya ve Erzincan’dır. Kadınlar dayak olayını şahitlerle ispat edemedikleri durumda mahkemeye müracaatlarında bir sonuç alamamakta idiler. Kadı dayak olayına inanırsa ta’zir cezası verebiliyordu. Hanefi mezhebine göre dayak olayı ispat edilse bile kadının boşanma hakkı bulunmuyordu. Karısına kötü muamele eden kocaya Kadı şartlı talak teklif etmektedir."
- +1 yıl
"16. ve 17. yüzyıldan yalnızca 40 defteri içeren bu projede 42 kayıtta “hırsızlık” kelimesinin geçtiği görülürken toplam 8 kayıtta bir tecavüz vakasına atıfta bulunuluyor."
- +1 yıl
Kadınların acı çekmediği yüzyıl olmuş mu da o zaman olmayacak inanmış gerçekten.
Kürtler ve o zamanın ingiltere ve fransa destekli kürt isyanları sağ olsun
30 Yorumla
+1 yılMilli Mücadelenin sonucu Musul'dan ibaret degildir.
20 Yorumla
+1 yılPeki sevr anlaşmasında Diyarbakır a kadar toprak verildiğini ya da kibris ve adalarin italyanlara neden verildigini sorgulamiyorsunuz
00 YorumlaTabi ki başarılı adam tüm ömrünü vatana feda etmiş daha ne istiyorsunuz
10 Yorumla
Gizli Üye(25-29)+1 yılKesinlikle çağın ötesinde bir lider başarılı demek az
20 YorumlaGündem konusunda 1,2b cevap paylaştı. 10 sene daha yaşasaydı görürdünüz.
00 Yorumla
+1 yılEvet başarılı sadece çekemeyenler var
10 Yorumla
+1 yılŞeyh Sait isyanı yüzünden..
10 YorumlaEvet
00 Yorumla
Detaylı bilgi
Bu paylaşımı beğenmene sevindik!
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer