Kadınlar hakkında yazılabilecek konuların yelpazesini genişletmek ve daha iyi anlamak adına her açıdan kadınlarımızı değerlendirmeyi vazife edinmiş bir yazar olarak kadınlarımızın siyasallaşma serüveninden bazılarını aktarmak istiyorum.
Öncelikle kadın haklarının tarihçesinden ve günümüzde ki kadın haklarının yeterliliğinden bahsetmek konu hakkında daha açıklayıcı olur diye düşünüyorum.
Avrupa ve Kadın Hakları
Birçok hak ve özgürlükler gibi, kadın hak ve özgürlüklerine tepki de 18. yy. sonları ve 19 yy. başlarında ortaya çıkmıştır. Fransız devrimi öncesi Paris'te başlayan özgürlük akımı, çığ gibi büyümüş ve kısa sürede önce Avrupa coğrafyasına sonra da tüm dünya ülkelerine sıçramıştır. Farklı kesimlerden kadınlar devrime destek vermişler; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik söylemleriyle hak talep etmişlerdir. Ancak bu devrim dahi cinsler arası eşitsizliğe son verememiş ve kadınların desteklemiş olduğu bu devrimde kadınları korumayı benimsememiştir. Hatta devrim öncesinde var olan hakları dahi ellerinden alınmıştır. İzleyen yıllarda da kadınlar yoğun bir biçimde her alanda hak eşitsizliğiyle karşı karşıya kalmış, kadınları kitlesel bir biçimde üretime katan sanayi devrimi ve kapitalizm sorunu farklı bir boyuta taşımıştır. Sanayi devrimi ile birlikte kadın hakları işçi ve burjuva kadınlarının ayrı ayrı talepleri doğrultusunda aranmaya devam etmiş ve 20.yy başlarında siyasal sürece dahil edilme platformuna erişmiştir.
Osmanlı Dönemi’nde
Kadın hareketi bir özgürlük ve eşitlik hareketi olarak dünyada yaşanan dönüşümlerin Osmanlı toplumunu etkilediği 1900’lerde ortaya çıkmıştır. Bunda çeşitli değişimlerle birlikte II.Meşrutiyetin özgürlük ideali etken olmuş, kadın giderek özgürleşmeye, bireyselleşmeye başlamıştır. Türkiye’de kadın hareketinin ilk öncülüğünü ise Osmanlı Devlet ricali ve aydın kesim ailelerine mensup kadınlar yapmışlardır. Kadın hareketi 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğun bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanırken Osmanlı’nın hukuk ve eğitim alanındaki yaptığı dönüşümler kadının ev mekanının dışına çıkmasını sağlamış, siyasallaşmasını ve örgütlenmesini de teşvik etmiştir.
1843 yılında kadınlar ilk defa Tıbbiye Mektebi bünyesinde ebelik eğitimi almaya başlamışlardır.
1858 yılında Kız Rüştiyeleri açılmıştır.
1869 yılında kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
1870 yılında kız öğretmen okulu Dârülmuallimât’ın açılması, 1876 yılında ise ilk anayasa olan Kanun-i Esasi’nin kabul edilerek kız ve erkekler için ilköğretimin zorunlu hale getirilmesi, Osmanlı’da eğitim alanında çok önemli adımlar olmuştur
25 Eylül 1913’te ilk öğretim kararnamasi ile kız rüştiyeleri 6 senelik kız ilkokulları haline getirilmiş ve ilçe merkezlerine kadar bu okullar yaygınlaştırılmıştır. Bazı il merkezlerinde de 5 yıllık kız öğretmen okulları kararnameye dayanılarak faaliyete geçmiştir. 1913-1914’te kızlar için ilk lise İstanbul İnas (Kız) Sultanisi adıyla İstanbul’da açılmış, 1915 yılında İstanbul Üniversitesi’nde (Dârülfünun) hanımlar için haftada 4 gün olmak üzere muntazam konferanslar verilmeye başlanmıştır.
Öte yandan 1915 senesinde İnas Dârülfununu adı altında kızlar için bir yüksek öğretim kurumu kurulmuştur. Bu okulun 1919 yılında ilk kadın mezunu ise Şükûfe Nihal’dır.
II. Abdülhamit döneminde ilk sonuçlarını vermeye başlayan Tanzimat maarifçiliği, klasik ev kadını yanında, o zamana kadar toplumun yabancısı olduğu iki değişik kadın tipini de ortaya çıkarmıştır: İşçi ve entelektüel kadınlar. Bu kadınlar Cumhuriyet’e giden süreçte kadının siyasallaşmasının temellerini artmıştır.
Bu dönemde ayrıca, 1847 yılında kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniyye yayımlanmıştır. 1858 Arazi Kanunnamesi’nde mirasın kız ve erkek çocuklar arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükme bağlanmış ve böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkı kazanmıştır. 1897 yılında kadınlar ücretli işçi ve 1913 yılında ise ilk kez Devlet memuru olarak çalışmaya başlamıştır.
Aynı zamanda kadını ev işleri ile ilgilenen bir kadın olmaktan çıkartan bu gelişmeler, kadınların basın hayatında ve birçok konuda kurulan derneklerde öncü rol oynamalarını ve bunun beraberinde getirdiği hak arama hürriyetlerini kullanabilmeyi mümkün kılmıştır. Bu dönemde Kültür Sanat konularına da kayıtsız kalmayan kadınlarımız Halide Edip Adıvar önderliğinde " Asri Kadın Cemiyeti" topluluğu ile önemli işlere imza atmışlardır.
Cumhuriyet Dönemi’nde
1926 Yılına kadar kadın hakları konusunda ilerlemeler duraksarken Türk Medeni kanununun çıkarılmasıyla birlikte kadınlarımıza hukuksal açıdan yenilikler olan bazı hakları getirilmesi adeta bir mihenk taşı oluşturmaktaydı. Bu yasa çok eşliliği ve vekaletle evlenmeyi yasaklıyor, evlenme yaşı olarak kızların 18 yaşını bitirmesini şart koşuyordu. Boşanma, velayet ve miras konularında kadınlara erkeklerle eşit haklar tanımıştı. Ancak yine siyasal alanda kadınlarımızın resmi olarak esamesi okunmuyordu. Tabi ki şeytan ayrıntıda gizliydi;
II. Meşrutiyet’in dergi ve derneklerinde yetişen kadınlar Bağımsızlık Savaşı sonrasında 15 Haziran 1923’te Nezihe Muhiddin önderliğinde “Kadınlar Halk Fırkası” adıyla bir parti kurdular. Bu sırada henüz ilk siyasi oluşum Cumhuriyet Halk Fırkası ortaya çıkmamıştı. Kadınlar Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan iki ay önce kendi partilerini kurmuş oldular. Şüphesiz bu gelişme Kadınlarımızın seçme seçilme haklarını elde etmesi ülküsünde önemli rol oynadı ve parti 1935 yılında son kongresini yaparak kendini fesh etti. Neden mi? Çünkü 1935 yılında siyasallaşma evrimi tamamlanmış ve dönemin baskılarına direnmenin gereiğni görmeyerek ülkülerini gerçekleştirdikleri beyanatını vermişlerdir. Ancak bu beyanatın altında çok fazla soru işareti yatmaktadır!
Nihayet kadınlarımız Belediye yasasının yeniliği ile birlikte 1930 yılının Nisan ayında ilk kez sandık başına gittiler. Sonrası ise 1933’de Köy Yasası’nın 20 ve 25. maddeleri değiştirilerek kadınlara köyde muhtar ve ihtiyarlar kurulunu seçmek ve seçilmek hakkı verilmiştir.1934 yılında da 1924 Anayasası’nın 10. ve 11. maddelerine eklenen “ve kadınlar” sözcükleriyle, kadınlara TBMM için seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
Türkiye’de kadınların TBMM için ilk kez oy kullanmaları ise 1935 yılına rastlar. Bu gecikme sorgulanmaya değer olmakla beraber dış dünya ile karşılaştırıldığında bu süreç oldukça önemlidir. Kadınların katıldığı 1935 seçimlerinde 18 kadın milletvekili Meclis’e girmiş olup, bu sayı parlamento aritmetiğinin % 4.5’ine tekabül etmektedir. 18 Kadın Milletvekilinin 13 ü öğretmendir. bunun sebebi ise Türkiye’de öğretmenlik, kadınlar için en eski meslek geleneğine sahip alanlardan biri olmuştur ve ilk kamusal meslek niteliğindedir.
İlk kadın bakan: Türkân Akyol (1971) İlk kadın başbakan: Tansu Çiller (1993)
İlk kadın büyükelçi: Filiz Dinçmen (1982) İlk kadın ceza ve ağır ceza hakimi: Muazzez Halet Işıkpınar (1931)
İlk kadın danıştay başkanı: Füruzan İkincioğulları (1994) İlk kadın danıştay üyesi: Şükran Esmerer İlk kadın diplomat: Adile Ayla
İlk kadın doktor: Safiye Ali
İlk kadın emniyet müdürü: Feriha Sanerk (1953)
İlk kadın emniyet müdürü: Feriha Sanerk (1953)
İlk kadın kaymakam: Özlem Bozkurt
İlk kadın muhtar (atanmış): Meliha Manço İlk kadın muhtar (seçilmiş): Gül Esin
İlk kadın savaş pilotu: Sabiha Gökçen (1937) İlk kadın pilot: Bedriye Tahir Gökmen (1933)
İlk kadın polis memuru: Betül Diker İlk kadın profesör: Prof.Dr. Fazıla Şevket Giz İlk kadın radyo spikeri: Emel Gazimihal İlk kadın rektör: Prof.Dr. Saffet Rıza Alpar
İlk kadın polis memuru: Betül Diker İlk kadın profesör: Prof.Dr. Fazıla Şevket Giz İlk kadın radyo spikeri: Emel Gazimihal İlk kadın rektör: Prof.Dr. Saffet Rıza Alpar
İlk kadın süvari: Nildeniz Şen İlk kadın TBMM başkanvekili: Neriman Neftçi
İlk kadın siyasal parti genel başkanı: Doç. Dr. Behice Sadık Boran (1971) İlk kadın komando : Tülin Tepedeldiren (1999)
Sonsöz
İşte Kadınlarımızın haklarını elde etmelerinde mücadelelerinin önemli noktalarını sizlerle paylaştığım bu yazı, aslında bize kadınlara haklarını verdiğimizi değil, kadınlarımızın haklarını söke söke aldıklarını gösteren bir belge niteliğindedir. Çağdaş uygarlıkların dahi toplumlarında kadınlarının nasıl ikinci sınıfa atıldıklarını bunun sadece bize has olduğunu düşünmemenizi tavsiye ederim. Son olarak, negatif cinsiyet ayrımcılığının hiçbirimize katkı sağlamayacağı gerçeğini unutmamanız ve saygı sevgi çerçevesinde güzel yarınlar geçirmenizi temenni ederim.
Bir sonraki bence yazımda görüşünceye dek sağlıcakla kalın...
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
2Cevap
Teşekkürler, faydalı ve iyi bir yazı olmuş. emeğinize sağlık.
Bu yorumu buraya bırakıyorum okuycam işim bitince. Kaybetmeyim bu benceyi bayağı uzun olmuş. Emeğine sağlık 😂
Eline sağlık
ellerine sağlık :D