Ortadoğu coğrafyasında bir karmaşa hep var ama, kim hangi tarafta, tarafların amacı nedir, büyük güçlerin rolü gibi olgular, hep ideolojik konumlanmaya göre gerçekler çarpıtılarak birbirinden farklı anlatılara dönüşür.
Bu satırların yazarı da, elbette bir taraftır ve dolayısıyla ideolojik konumunu ortaya koymaktan da çekinmeyecektir. Ancak çıplak gerçeklere karşı objektif bakma zorunluluğunun nedeni dersler çıkarmaktır. Çok uzatmadan, sonuçlardan geriye doğru bir yol izleyerek Suriye'nin düşüşünü açıklamaya çalışalım.

Sonuçlar, Kazananlar, Kaybedenler
İsrail:
En belirgin kazanan taraf İsrail'dir. 8 Kasım'da resmen kontrolü eline geçiren cihatçı çeteler daha kutlamalarına devam ederken, İsrail, Suriye ordusunun kalan silah depolarını uçaklarla vuruyor, Netanyahu Golan Tepelerinde konumlanmış İsrail birliklerinin arasında 1974'te çekildiği alanlarla ilgili anlaşmanın feshedildiğini açıklıyordu. Bu, şu demek: İsrail ordusu Kuneytra, Baas Şehri gibi ilçeleri fiilen işgâl etmiş durumda.

Suriye Arap Cumhuriyeti, 1960'lardan beri İsrail'in varlığına ve Filistin'i işgâline karşı bir tutum almıştır. 21.yy'da da bu konumunu korumuş, sadece Lübnan Hizbullah'ı ve Filistin Halk Kurtuluş Ordusu gibi direniş unsurlarına silah desteği sağlamakla kalmadı, aynı zamanda İsrail işgâliyle evlerinden yurtlarından edilen yüzbinlerce Filistin'li mülteciye de ev sahipliği yaptı. Bu devletin fiilen ortadan kalkması için çıkarılan 15 yıllık savaşın temel hedeflerinden biri de İsrail'in güvenliğini sağlamaktı. Bu hedefe ulaşılmış oldu.
ABD ve Kuyruğundaki keneler (AB ve Körfez Ülkeleri):
ABD'nin Ortadoğu'daki varlığının nedeni enerji kaynakları ve nakil hatlarını kontrol altında tutmak. Örneğin , Büyük Ortadoğu Projesi'nin kapsamı içerisinde, Katar'dan Akdenize doğru yapılması planlanan doğalgaz boru hattının Suriye'den geçmesi planlanıyordu. Bu hat hem AB ülkelerine hem de İsrail'e kaynak sağlayacaktı. Elbette ABD kontrolünde olacağı için, AB ülkeleri de ABD'ye daha fazla bağımlı hâle gelecek, Rusya'ya bağımlılıkları da azalacaktı. Tabii Esad yönetimi buna izin vermedi, üzeri çizildi. Zaten Suriye'ye sürülen cihatçı çeteleri finanse edenler, ABD kuyruğundaki Suud, BAE, Kuveyt, Katar gibi petro-dolar monarşileri idi.
Esad'ın hemen devrilememesi, elbette Körfez içinde de ihtilafa neden olmuştu (detaya girmiyorum, yazı çok daha fazla uzar yoksa). ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, İsrail'in Gazze'deki soykırımı, Körfez ülkelerinin ABD çizgisi dışında da kısmen bağımsız hamleler yapması yönünde cesaret kazandırdı. İran ve Rusya ile yakınlaşma, Çin'e göz kırpma, BRİCS'le flört etmeler başlamıştı.
Suriye'nin düşmesi, Körfez'in tekrar ABD'nin çizgisine dönüşüne neden olacaktır. İsrail'in güvenliğine ek olarak Körfez ülkelerini de tekrar hizaya sokmuş oldu ABD.
Rusya ve İran:
Rusya ve İran kaybedenlerin başında geliyor. İran için Suriye'nin düşmesi, Filistin ve Lübnan'daki direniş unsurlarına giden çok önemli bir lojistik hattın elden çıkması, etkisinin azalmasına neden oldu. Özellikle bölgedeki en önemli silahlı güçlerden biri olan Hizbullah'ın zayıflamasına neden olacaktır bu. İsrail'in rahatlaması, İran'ın kaybetmesi demektir.
Rusya için Suriye, Rusya'nın ABD emperyalizmi tarafından kuşatılmasına açılan bir gedikti. Suriye'ye müdahalesiyle hem silahlarını denemiş oldu, hem de Akdeniz'de bir filo konuşlandırmış oldu. Ama sanıldığının aksine Rusya'nın Akdenizdeki varlığı askeri üstünlük sağlamaktan ziyade, prestij meselesiydi. Yani, Tartus'taki donanma üssü ellerinden çıksa askeri kayıp değil, prestij kaybı söz konusu olacak.
Ancak Esad'ın ani düşüşü, her iki aktör için de bölgedeki ağırlıklarının ciddi oranda hasar alması demek. Askeri nüfuz alanlarında daralma, emperyalist kuşatmanın safları sıklaştırmasına yol açmış olacak.
Türkiye ve PKK/YPG:
Davutoğlu'nun "Stratejik Derinlik" diye pazarladığı emperyalist talandan pay kapma arzusu, içeride "Neo-Osmanlıcı" hayallerle satılırken, Körfez finansmanıyla cihatçı çetelerin eğitilip donatılıp Suriye'ye geçiş noktası hâline gelmişti. Elbette bu hayaller, ABD'nin YPG'ye verdiği destekle suya düşmüş, Türkiye'nin dibinde bir PKK devletçiği kurulmuş oldu. Tam bir fiyasko kısacası.
Rusya'nın sahaya inmesiyle, Esad nefes almış ve bir kaç yıl daha iktidarda kalabildi. Bu sırada Türkiye, İdlib'deki cihatçı çetelerden "Suriye Milli Ordusu" (SMO) diye bir grup çıkardı. Bunlara maaşlarını verdi, İdlib'in elektriğini suyunu sağladı, silah mühimmat geçişlerini sağladı. Türkiye'deki iktidar, eline yüzüne bulaştırdığı "Neo-Osmanlı" hayalleri sonucunda YPG'nin kontrol alanını genişletmesine neden oldu. Şimdi de bunu temizlemek için SMO çetelerini öne sürdü.
Esadcı bir çok yabancı yorumcu, sosyal medya hesapları HTŞ (gelicem bunlara da), Türkistan İslâm Partisi (TİP) gibi terörist çetelerin "Türkiye destekli" olduğunu söyleyip duruyorlar, ama şahsen doğrudan bir "Türkiye desteği" olduğunu düşünmüyorum. Elbette Türkiye kendi terör çetesini silahlandırıp beslerken bunlara da pay vermek durumunda kalmıştır, ama HTŞ, TİP gibi örgütler Türkiye'yin kontrolüne girecek örgütler değil.
Sonuç olarak Türkiye, Suriye'de durum yatışıp, Suriye'nin bölünmesi politik olarak tamamlanana kadar SMO çetelerini YPG'nin üzerine sürüp etkisini azaltmaya çalışacak. Ama ileride SMO unsurları ya HTŞyle çatışacak ya da onların içerisinde eriyip gidecek. Türkiye'nin de kontrolü azalacaktır.
Hayat Tahrir Eş-Şam (HTŞ):
Bunlar, ABD'deki 9/11 saldırılarını planlayan Usame Bin Ladin'in El-Kaide örgütünün Suriye kolu olarak ortaya çıktı. El-Nusra Cephesiydi adı. IŞİD, bunların içinden koptu piyasaya çıktı. Kötü şöhretlerini azaltmak için isim değiştirdiler. Ama gene de ABD ve Türkiye de dahil olmak üzere bir çok ülkenin terör örgütü listesine girmekten kurtulamadılar.

Bunlar, selefi, yani İslâm'ın en gerici branşını temsil ediyorlar. Mesela, çoğu Hanefi pratiği (mesnevilik, sufilik vs.) bunlar için tekfir edilme nedenidir (kâfir ilan etme). Erdoğan için "tağut" (yani Allah'tan başka bir ibadet odağı hâline gelmek) diyenlerdir. Taliban, Suud rejimi, IŞİD hepsi selefidir. IŞİD'den ideolojik olarak değil, ama politik olarak farklıdır. IŞİD ele geçirdiği yerlerde doğrudan devletleşme eğilimindeydi. HTŞ ise, Esad yıkılmadan bu işe kalkışılmamasını savunuyordu.
HTŞ, Kafkas, Uygu ve Suriye dışından türlü çeşit Arap unsurları içeren yabancı cihatçılardan müteşekkil bir örgüttür. Yani "Suriye'nin çocukları" falan değil. Tamamen lojistiği, finansmanı dışarıdan yapıldı. Şimdi bu unsurlar Esad'ın kontrol ettiği her yere girdiler. Bakalım yaratacakları şeriatçı selefi cennetlerinde asayişi nasıl sağlayacaklar, göreceğiz.
Çöküş Bir Haftada mı Oldu?
Ben de dahil, bu süreci 15 yıldır takip eden bir çok kişi,bu kadar hızlı çöküşe şaşırmıştır. Hâttâ kazananlar bile şaşırmıştır. Ancak çöküş sonrası ortaya çıkan bazı bulgular bize neler olup bittiğine dair işaret veriyor.

Ama önce 15 yıl öncesine gitmek gerekir. "Zalim Esad" masalı nasıl başladı, halk desteği var mıydı, varsa nasıl kaybedildi? Kısaca değinmek gerekir.
2011'i kasıp kavuran "Arap Baharı" olaylarında, bütün Arap ülkeleri öyle ya da böyle etkilendi. Son kullanma tarihi geçmiş Batı yanlısı ülkeler çok yara almadan bu işi atlattı. Peki neden Batı yanlısı olmayan Libya, Yemen, Suriye gibi ülkeler parçalandı? Nedeni çok açık, Çünkü ABD emperyalizmi bu fırsatı savaşa çevirdi ve her ülkede vekâlet savaşları başladı. En sonunda da bu ülkeler parçalandı.
Ama Suriye'de bir anda 2012'de silahlı isyana dönüşen olaylar öncesinde protestolar olmadı mı? Elbet oldu. 2004 yılında Beşar Esad, ülkesini dış pazara açtı. Dış pazara açılması demek kendi üreticisinin yabancı üreticiler karşısında zayıflaması demek. Yabancı mallar hem daha ucuza, hem de daha kaliteli olarak Suriye pazarına dahil oluyordu. Özellikle kırsal kesimdeki esnaf, yerel üreticiler ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadı.
Yıllar içeerisinde bu memnuniyetsizlik "Arap Baharı" ile protestolara dönüştü. Esad reformlar yapmaya çalıştıysa da geç kalınmıştı. 2012 Mart 'ında Cisr El-Şuğur'da silahlı bir grubun, Suriye Ordusu askerlerini katledip nehre atmasıyla savaş başladı. 10 yıl içerisinde Suriye'ye 300 000 cihatçı yamyam transfer edildi. Ordu çöktü, şehirler yıkıldı, sivillere intihar saldfırıları düzenlendi.
Bunlar olurken, ABD'si İsrail'i arada Suriye'ye saldırıyordu. Ancak Esad'ın halk desteği sanıldığı kadar az değildi. Aşiretler başta Esad'a karşı konumlansa da, cihatçı yamyamlar karşısında taraf değiştirdiler. Ancak yabancı aktörlerin sahaya doluşmasıyla, Esad yıkımın eşiğine geldi. İşte tam o anda Rusya yardıma geldi ve Esad belirli bölgelerde kontrolü sağladı.
Ancak yenilgiyi asıl hazırlayan şey, IŞİD'in aldığı petrol kuyularının, ABD hava kuvvetleriyle desteklenen YPG'nin eline geçmesidyi. Bugün hâlen ABD'nin petrol kuyu bekçiliğini YPG yapıyor. En önemli ekonomik gelir kaynağını kaybetmesinin yanında, başını ABD ve AB'nin çektiği ekonomik ambargolar da ülkenin ekonomik çöküşünü hızlandırdı.
Esad, halk desteğini kaybetmesinin yanında, asıl önemlisi, yönetim içerisinde de huzursuzluk vardı. Yolsuzluklar, halkın yöneticilere karşı güvenini iyice yok etti. Aynı yönetici elit, bir hafta önce başlayan çetelerin hücumuna karşı orduyu sürekli geri çekip şehirleri bırakan, ve Şam'da yönetimi cihatçı çetelere teslim eden bakanlardır. Hâlen de görevdeler. Şahsi yorumum, belki önceden belki de saldırı başladıktan hemen sonra Esad'a sessiz bir darbe yapıldığı yönündedir.
Son Söz
Savaşın başından beri Esad'ı destekledim. Suriye Arap Cumhuriyeti tarihinde çok yanlışlar oldu. Ama ABD emperyalizminin planları doğrultusunda bağımsız bir devletin parçalanmasına karşı dirayetle vatanını savundu. 20 milyonluk bir ülke ABD, AB, Körfez ülkeleri tarafından yaptırımlara maruz kaldı, Kuzeyinde Türkiye, Güneyin'de İsrail tarafından dolaylı ve dolaysız askeri saldırılara maruz kaldı. Yabancı teröristler ülkeye Türkiye üzerinden akın akın girdi. 10 yıl savaştı, direndi, evlatlarını kaybettiler, siviller katledildi, sırf alevi ya da dürzi diye kafaları kesildi vs.
Ancak, bu kadar düşmanla tek başına baş edemezsin. İran ve Rusya güçlü ülkeler olsa da, bir ABD değil. Bir yere kadar dayanabilirdi ve artık Suriye Arap Cumhuriyeti ortadan kalktı.

Geride bölünmüş parçalanmış bir Suriye. Çöllerde YPG, Nüfus yoğun bölgelerde de gerici şeriatçı çeteler. Türkiye'dekiler bu işe çok sevindiler. Ancak Suriyelilerin bu "selefi şeriat cenneti"ne bu kadar sevinmeleri uzun süremeyecektir. Bu yamyamların, yakın tarihte alevileri katledip soykırım yapmayacağını kim garanti edebilir? Ya da Suriye'de bir asayişi sağlayabileceğini?
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer