Bulunduğumuz coğrafya itibariyle demokrasiyle tanışmamız dünya devletlerine nazaran oldukça geç olmuştur bildiğiniz üzere. İlk atılımlar Osmanlının tabir-i caizse çırpınma dönemlerine tekabül eder. O zamanki amaç, demokrasiden ziyade her kesimin kendi çıkarlarını düşünerek şartlar sunması, fırsatçı davranmasından ibaretti.
Her demokrasi başlangıcında bu tip durumlar mümkündür. Ancak gerçek anlamda demokrasinin ülkemizde doğuşu, tabi ki Mustafa Kemal adlı çağının çok önünde bir asker ve fikir adamının tüm dünyaya örnek olan atılımları sayesinde, sancılı bir sürecin ardından gerçekleşmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarından, çok partili hayata geçiş sürecine demokrasinin 'bebeklik çağı' denebilir. Henüz tam anlaşılmamış demokrasi anlayışıyla beraber, hızlı ve kalıcı değişimler dönemidir bu dönem. Muhafazakar kesim açısından şüpheyle yaklaşılan bu atılımlar sık sık sekteye uğratılsa da birkaç denemenin ardından, demokrat partinin çıkışıyla rayına oturmuş, demokrasinin gelişmekte olduğu anlaşılmıştır.
Artık fikirler çeşitlenmeye, demokrasinin temeli olan farklı fikirlerin görüşülerek ülke yararına kullanılması prensibi yerleşmeye başlamıştır. Ancak bu dönem 'çocukluk çağı' olarak isimlendirilecektir. Gerek Menderes, gerekse İnönü tarafından, karşılıklı hesaplaşmalar üzerine yapılan siyasi adımlar, toplumun da kutuplaşmasına sebep olarak ilk siyasi kavgaları başlatmıştır. Halen demokrasinin tam oturmamış olmasındandır belki de, iktidarlar hep baskıcı tutumlar sergileyerek otoriter yönetimlere yönelmiştir.

Yaşanan ilk darbede bu etki hissedilmese bile, 70'li yıllardan itibaren artık çocukluk çağı da sona ermiş, 'ergenlik dönemi' başlamıştır. Fikirler iyice çeşitlenmiş, demokrasi arayışı şiddetlenmiş olup hemen her kesim artık kendi fikirlerinin ülkenin kurtuluşu olduğuna kesin olarak inanmaya başlamıştır. Bunu da birçok şekilde kanıtlama eğilimine girmiş, hatta toplumsal kavgalar üzerinden yaşanmaya başlamıştır.
Menderes ve İnönü'den bayrakları devralan Ecevit gibi koltuk sevdası olmayan dürüst siyasetçiler, Demirel gibi siyaset sanatını çok iyi bilen ve yaş tahtaya asla basmayan daha profesyonel siyasetçiler çıkmış, ancak kutuplaşma sürecine halen çözüm bulunamamış, aksine daha da ileri gitmiştir. Tabi ki dünyadaki iki büyük süper gücün arasında kalmış olmanın etkisi yadsınamaz. Demokrasi halen fikirlerin birliği değil fikirlerin saf mücadelesi olarak algılanmaya devam edilmiştir. Üstelik bazı gerici fikirler bile kendine bu sistem içinde yer bulmaya başlamıştır. Yeni siyasi fikirlerde, silahlarla destek görmek normal kabul edilen bir durum haline gelmiştir.
80 darbesi ile sonuçlanan, ve ya sonuçlandığı zannedilen bu dönem, artık demokratik sistemin geri dönüşünün olamayacağını kanıtlamakla beraber, demokrasinin gelişimi sürecinin en zorlu sınavı olarak akıllarda kalacaktır. Halen etkileri hissedilen bu dönemin ayrılıkları, kavgaları, doğruları ve yanlışları, 2000'li yıllara kadar aktif bir şekilde sürecektir.

Bazı ara dönemlerin ardından, toplumdaki bıkkınlık sonucu akp adlı oluşum ile Türkiye yeni bir sayfa açma girişiminde bulunmuştur. Herşeyden önce ülkedeki en büyük oy potansiyeli olabilecek 'islam' olgusu siyasete yeniden aktif bir şekilde yerleştirilmiş, ancak bu hem yönetim hemde islam dini açısından yeni problemlere yol açmıştır. Başlangıçta birçok kesime umut veren bu parti, zamanla geçmişte farklı dönemlerde yaşanmış şiddet, baskı unsurlarını kullanarak insanları demokrasi konusunda yeniden hayal kırıklığına sürüklemiştir. Böylece demokrasinin ergenlik çağının henüz bitmediği de anlaşılmaktadır.
İçinde bulunduğumuz dönemdeki karmaşa ve kaos, sadece bir sonraki seçim için yaratılan suni bir gündem olmakla beraber, artık insanlarımız yılların getirdiği tecrübe ile demokrasi kavramını bir tık daha fazla öğrenmiş durumdadır. Öncelikle kimsenin aşırı güçlenmemesi gerektiği, denetim mekanizmalarının önemini ve ülkedeki şiddet içermeyen tüm fikirleri dikkate almayı öğrenen insanlar, eminim önümüzdeki yıllarda bunu baz alarak siyasi tercihlerde bulunacaktır. Artık siyasetin amacının kavgalar olmadan bir arada yaşayabilme sanatı şeklinde algılanmaya başlaması, barışçıl ve objektif söylemlerin önem kazanması ile demokrasinin 'yetişkinlik dönemi' adım adım yaklaşmaktadır.
Bunun ilk sinyali de, halka kendi isteklerini dayatan çeşitli liderler yerine, halkın isteklerini analiz eden ve kulak veren liderlerin yavaş yavaş siyaset sahnesinde yerini alması olacaktır. Bu gelişmenin, sembolik olarak Gezi Parkı döneminde başladığını düşünüyorum. Ama en genel haliyle, bizler bir ülkenin parçasıyız ve hep beraber bir ülkeyiz dediğimiz zaman, buna göre siyasete şekil verdiğimiz zaman, işte o gün yüzyılı aşkındır süren demokrasi arayışımızın en sağlam dönemi olacak olan 'yetişkinlik dönemi' başlayacaktır.

Ve bu ülkeye, en başından gösterilmiş hedef olan ''yurtta barış, dünyada barış'' ilkesi umarım yerleşmiş olacaktır.

Saygılarımla...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
2Cevap
Çok güzel ve detaylı bir yazı olmuş. elinize sağlık teşekkür ederim...
Yazınız güzel beğendim, elinize sağlık.
https://www.youtube.com/watch?v=evEAEg-pSGgDemokrasiye daha geniş ve gerçekçi yaklaşım için meraklısına, izleyiniz.
gezi parkı yabancı provakatörlerin ülkeyi iç savaşa süreklemesi amacıyla olmuştur hala demokrasi diye havlamasalar keşke
Malesef konu o kadar basit değil. Zaten aynen yorumundaki 'inkar edici ve dışlayıcı' politikalara da bir tepkiydi. Bugün de sonuçları hala görülüyor. İç savaşta karşı karşıya gelmesi muhtemel bütün insanların birleştiği bir alandı, senin tezine göre provakatörler varsa başarısız olduğu kesin bu durumda.