Yalnızca 4 Gün Sürmeyen Taarruz ve Büyük Şanlı Bir Zafer: 30 Ağustos Zafer Bayramı!

Herkese merhabalar dostlarım, canlarım. Biliyorsunuz, bugün 30 Ağustos. Bundan neredeyse yüz yıl önce, 26 Ağustos 1922'de başlattığımız Büyük Taarruz'un kesin Türk zaferiyle sonuçlanmasının bir yıl dönümünü daha kutlamaktayız. Pekala bu büyük, şanlı zafer yalnız 4 gün süren bir taarruz sonucunda mı alındı? Tabii ki hayır!

Düşünün! Ülkenin dört bir yanı işgal altında. Ordu yok, terhis edilmiş ve silahsızlandırılmış! Halk mutsuz, halk umutsuz, halk çaresiz, halk öfkeli... Ama ne yaparsın, elinden bir şey gelmiyor ki. Padişah ve halife olacak zat ve hükumet lideri desen kendilerini satmışlar düşmana! İçeride bir ton işbirlikçi, dışarıda bir ton düşman... Ordu yok, silah yok, para yok, pul yok ama düşman çok!

İşte tam bu zamanda, çok şatafatlı değil, yıkık dökük; eski bir vapurdan birkaç paşa çıkageliyor Samsun'a. Öndeki deniz gözlü, sırma saçlı, yakışıklı mı yakışıklı; Mustafa Kemâl'miş onun adı! Mitingler, protestolar, genelgeler ve kongreler birbirini izliyor, bir şeyler oluyor Anadolu'da, bir hareketlenme var! Terhis edilmemiş iki kolordu ve iki paşa katılıyor bu haklı mücadeleye...

Doğu ve Güney cephelerinde Kuvayyi Milliye ile direniyoruz!

Bir Kuvayyi Milliye birliği...
Bir Kuvayyi Milliye birliği...

Doğu'da Çarlık ve Fransa'nın tam desteğini alan Ermeni ordusu ve Güney'de dünyayı korkudan tir tir titreten Fransız ordusu, düzenli bir ordu dahi olmayan "Kuvayyi Milliye" adlı yerel direniş birliklerinin verdiği olağanüstü mücadele sayesinde geri çekilmek zorunda kalıyor! İlerleyen aylarda imzalanan Gümrü, Kars ve Ankara Antlaşmaları ile zaferlerimiz belgeleniyordu.

Yeni kurulan düzenli ordumuz ile destanlar yazıyoruz!

Bakıyorlar yok, bu iş böyle "çetelerle, yerel birliklerle" olmayacak; düzenli bir ordusu olmalı meclisin! Kemâl Paşa, Mustafa İsmet Bey'i TBMM'nin ilk genelkurmay başkanı olarak atıyor ve modern Türk düzenli ordusu İsmet Paşa tarafından kuruluyor. Halkın içinden çıkan gözü pek, kahraman çocuklar, gençler orduya alınıyor. Halk elleriyle yarattığı ordusunu kendi elleriyle besliyor. Karşılarında İtilaf Devletleri'nin ve özellikle İngiltere'nin askerî, siyasî, tıbbî, teknik, teknolojik, maddî ve manevî her türlü desteğini alan, son model silah ve araçlarla donatılmış tam teçhizatlı Yunan ordusu bekliyor...

TBMM ve ordumuzun ilk zaferi!

Batı Cephesi'nin kahraman komutanı İsmet Bey
Batı Cephesi'nin kahraman komutanı İsmet Bey

Tarih 6 Ocak 1921... Yunan ileri harekatı kuzey ve güney olmak üzere Eskişehir yönünde başlatılıyor. İki parçalı olarak saldıran ordunun küçük parçası ezilirken büyük parçası oyalanıyor ve akabinde küçük parçanın geri çekilmesiyle birlikler oyalama savaşının verildiği büyük parçanın olduğu alana kaydırılıyorlar. Çarpışma, Yunan ordusunun geri çekilişiyle sona eriyor. İnönü Meydanı, Türk ordusunun coşku ve sevinç çığlıkları ile sarsılıyor!

Akabinde eski dostumuz SSCB ile Türk-Sovyet Dostluk ve Kardeşlik (Moskova) Antlaşması ve Afganistan Dostluk Antlaşması imzalanıyor. Türk ordusunun ilk zaferi dolayısıyla halkın TBMM ve orduya olan güveni artıyor ve İstiklâl Marşı'mız TBMM'de kabul ediliyor!

İnönü'de, İnönü'den bir zafer daha!

Kemâl ve İsmet Paşalar (T)
Kemâl ve İsmet Paşalar (T)

Tarihler 23 Mart 1921'i gösterince, 1. İnönü Savaşı'ndan eli boş dönen İtilaf Devletleri, hem Türk ordusunun güçlenmesini önlemek hem de Sevr Antlaşması'nı TBMM'ye kabul ettirmek için bir kez daha saldırıya geçiyor. Esasında ilk birkaç günde ilerleme kaydeden Yunan ordusu, ilerleyen günlerde İsmet Paşa'nın karşı taarruzu ile cepheye tutunamıyor, neye uğradığını şaşırmış bir halde cepheyi derhal terk etmeye başlıyor. Kahraman İsmet Paşa, Ankara'ya şu telgrafı çekiyor:

Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza bırakmıştır! -Mustafa İsmet Bey, 1 Nisan 1921.

Bunun üzerine TBMM Başkanı Kemâl Paşa, gök mavisi gözlerinden parıltılar saçarak, gözlerinin içi gülerek okuduğu bu telgrafa karşılık İsmet Paşa'ya şu ünlü telgrafı göndererek paşanın başarısını tebrik ediyor:

Siz orada yalnız düşmanı değil, bu milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor! -Mustafa Kemâl Bey, 1 Nisan 1921.

İtilaf Devletleri ve özellikle İngiltere'den her türlü desteği almasına rağmen birkaç ayda iki defa yenilen Yunan ordusu, İngiltere'yi deliye döndürüyor. Güneybatı'mızı işgal eden ve kendi işgal bölgeleri Yunan devletine verildiği için Yunanlara tavır alan İtalyan devleti, "Bu adamların şakası yok, bize yar etmezler bu toprakları." diyerek topraklarımızdan yavaş yavaş çekiliyorlar.

Yunanistan seferberlik ilan ediyor!

Yunan Kralı I. Kostantin
Yunan Kralı I. Kostantin

Birkaç ayda iki defa kaybedip iyiden iyiye hırçınlaşan Yunan hükumeti, bu sefer çok daha büyük bir ordu ile üzerimize gelmek için yurt bazında seferberlik ilan ediyor, varını yoğunu savaşa adıyordu. İngiltere de boş durmuyor; her türlü silah, cephane ve teçhizatı, gıcır gıcır otomobilleri, ambulansları, savaş arabalarını ve kamyonları Yunan hükumetine temin ediyor, kısacası Yunan devleti ve ordusu İngiltere'nin son model ve son teknoloji unsurlarından sonuna kadar yararlanıyordu. Yunan ordusu savaşa hazırdı, savaş başlıyordu...

Çetin savaşlar yaşanıyor, cephedeki 55.000 küsür kişilik Türk düzenli ordusu eşitsizlik ve imkansızlara rağmen 100.000'den fazla mevcutlu Yunan savaş makinesine karşı çok büyük mücadeleler veriyordu. Kimse kanını esirgemiyor, var güçleriyle Yunan ordusunu durdurmaya çalışıyorlardı, fakat düşman çok güçlüydü, olmadı...

Savaşın sonlarına doğru Yunanlılar savaşın hızını artırıyor, Türk ordusunda çözülmeler baş gösteriyordu. Cephenin yarılmasıyla Türk düzenli ordusunun yok olma tehlikesi belirince Kemâl ve Fevzi Paşalar duruma el koydu. Yunanların Türk ordusunun ardına sızarak ordumuzu iki ateş arasında bırakma planını suya düşürmek amacıyla kademeli çekilişi savunan İsmet Paşa'nın aksine Kemâl Paşa 200 kilometrelik devasa bir geri çekilişten yanaydı. Ordumuz, sessizce birkaç damla gözyaşı dökerek Sakarya'nın doğusuna çekildi.

Not1: 55.000 kişilik cephe-mevcutlu Türk ordusunun 25.000-30.000'inin, cepheden silahlarıyla beraber, komutanın emrine uymaksızın kaçtığı tahmin ediliyor. Geri çekilişin sebeplerinden biri de budur.

Not2: Türk ordusunun yaklaşık 200 kilometre geri çekilmesinin birkaç sebebi mevcuttur. Bunlar;

1.Düşmanı Anadolu'nun içlerine çekmek.

2.Düşman ile araya coğrafi bir engel sokmak (Sakarya).

3.Aradaki uzaklıktan faydalanarak düşman yeniden saldırana dek eksiklerimizi gidermek, ordumuzu güçlendirmek.

"Melhame-i Kübra": Çok büyük ve çok kanlı bir meydan muharebesi!

Sakarya Meydan Muharebesi (T)
Sakarya Meydan Muharebesi (T)

Kütahya Eskişehir Savaşları'ndan mağlup çıkan fakat orduyu yok olmaktan kurtaran Kemâl ve Fevzi Paşalar bir aya kalmadan yeni ve çok daha büyük bir savaş bekliyorlardı. Ordunun mevcudu en az 60-70.000'i bulmalıydı. Oysa elde, 30.000 kişilik bir ordu vardı. İlk başta Mustafa Kemâl Paşa başkomutan seçildi. "Başkomutanlık Kanunu"nu "Tekalif-i Milliye Emirleri" ve "Hıyanet-i Vataniyye Kanunu" izledi. Çok sayıda İstiklâl Mahkemesi kuruldu. Kaçaklar, bozguncular yakalandı. Af dilenip orduya yeniden katılanlarla beraber seferberlik ilanı ile on binlerce kişi orduya alındı. Halk elinde neyi var, neyi yoksa orduya verdi. Yeni subaylar, yeni askerler birliklere atanıp eğitime koyuldular. Yunan savaş makinesi, sinsi bakışlarıyla bizi izliyordu...

Ordumuz artık hazır gibiydi, yine de asker sayısı, ateş gücü, teknik ve teknoloji bakımından Yunan ordusu bizden daha üstündü. Yunanlar da eli boş beklememiş, kolordularını nehrin güneyinden sessizce geçirerek ordumuzu hiç beklemediğimiz bir anda sol kanattan vurmak istemişti. Planları suya düştü, Türk ordusuna bir hafta kadar bir süre kazandırmak haricinde bu askerî oyunları da hiçbir iş yaramadı. Savaş başlıyordu.

Kemâl Paşa, yüzyıllarca benimsenen ve uygulanan hat savunması anlayışını elinin tersiyle itmiş, yepyeni ve her türlü taktik yaratıya açık olacak kadar esnek, bir o kadar da zekice olan alan savunması tekniğinin kullanılmasını istemişti. Bir anda o ünlü sözler döküldü dudaklarından:

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı kan ile sulanmadan düşmana terk olunamaz! -Başkomutan Kemâl Paşa, 26 Ağustos 1921.

Günler günleri kovalıyor, savaş olanca sertliğiyle devam ediyordu. Yunanlılar ilerlemelerini sürdürseler de eriyorlardı. Fakat yavaş da olsa ilerleyen Yunan orduları dağları, tepeleri, stratejik noktaları teker teker işgal ediyorlardı. Yunan karargahında da, Türk karargahında çok gergin bir hava vardı. Cephe yön değiştirmiş, arkası Ankara'ya dayanmıştı. Türk tarafı savaşın başından beri Yunan ordusunu erite erite geri çekiliyordu fakat artık sırt Ankara'ya dayanmıştı. Meclisin ve evrakların başka bir Anadolu iline sevki konuşuluyordu...

Ankara'ya ramak kala Türk ordusu bir hayli yıpranmış Yunan ordusunu durdurmayı başardı. Akabinde karşı saldırı başlatıldı. Yunan ordusu neye uğradığını şaşırarak Sakarya'nın doğusuna, savunmaya çekildi. İtalyanlar, güneybatıyı büsbütün terk ettiler. Şimdi taarruz sırası Türk düzenli ordusundaydı...

"Ordular! İlk hedefiniz, Akdeniz'dir, ileri!" emri ve dört gün sonrası

Kendinden emin duruşu, sırma saçları ve deniz mavisi gözlerinden buram buram asalet ve cesaret akan, yurt sevgisiyle dolup taşan koskocaman bir yüreği olan Gazi Başkomutan Mareşal Mustafa Kemâl Paşa (T)
Kendinden emin duruşu, sırma saçları ve deniz mavisi gözlerinden buram buram asalet ve cesaret akan, yurt sevgisiyle dolup taşan koskocaman bir yüreği olan Gazi Başkomutan Mareşal Mustafa Kemâl Paşa (T)

Aradan geçen bir yılın ardından Türk düzenli ordusu Büyük Taarruz'a hazırdı. 26 Ağustos'ta ansızın başlayan taarruzla beraber patlayan topların sesleri yeri göğü inletti. Türk ordusunun her yönden yaptığı taarruzlara dayanamayan, kaçan, arada kalan Yunan orduları arkalarında bıraktıkları şehirleri yıka yaka kaçmaya başladılar. Yalnızca 4 gün sonra, 30 Ağustos 1922'de Türk tarafından yükselen zafer çığlıkları dağları taşları inlettirecek, yerküreyi yerinden oynatacak, sömürgeci ve işgalci devletleri öfkeden çıldırtacak cinstendi!

Başta Mustafa Kemâl Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimiz ve gazilerimize Allah'tan rahmet diliyor, huzurlarında saygıyla eğiliyorum. 🇹🇷🇹🇷

Yalnızca 4 Gün Sürmeyen Taarruz ve Büyük Şanlı Bir Zafer: 30 Ağustos Zafer Bayramı!
Cevapla