Bir Deli, İki Aşk (2. Bölüm)

Birinci Bölüm

Bilmem inanır mısınız ilk görüşte aşka? Sorsam herkesin bir aşk geçmişi vardır. Saatlerce anlatırsınız, belki güler belki ağlarsınız. Ama unutamazsınız değil mi? Birde anlatamadıklarınız vardır. Kendinize bile hatırlatsanız utancınızdan tebessüm ettiğiniz anlar… Bir yılı nasıl geçirdiniz dense nelerden bahsedersiniz? Elinizde ne kaldı deseler?

Fatma gece mesaj atmıştı, çok iyi hatırlıyorum. Heyecandan mı yoksa benim gibi kader mi dersiniz bilmiyorum ama iyi ki pazartesi gidememişim okula. Yaratan yazmış mıydı alnıma yada onca geçirdiğim gönül eğlendirmelerin sonumuydu bilinmez kapıda belirdi, uzun boyuyla.

Küçüklüğünüzden beri hayalini kurduğunuz sevgilinizi tasvir edin deseler, yüzünüz güler değil mi? Ben karşımda bulmuştum. Kaynaşmaya çalışan sınıf arkadaşlarını omuz hareketleriyle geçip bir metre ötemde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Uzunca boyu, akdenizin kavurduğu esmer teni, dünyaya hediye edilmiş iri siyah gözlerini tamamlayan sürmeleri… Siyah kotuyla, gri tuniğiyle, uzun boynuna doladığı fuları herkesin dikkatini çekse de bir bendim galiba koskoca sınıfta hayranlıkla bakan. İki metrelik mesafe yüz metrelik koşuymuşçasına uzun geldi. Attığım her adımda yıkılan geleceği görememişim meğer.


aşk hikayesi

Fatma’ydı tanıştıran; “Emre yeni oda arkadaşımız Tuğba.”. Neden tanıştırdın diye soramadan iri bir çift göz bana bakıyordu. Kendisini koruma içgüdüsüyle uzattığı eli bir daha hiç bırakmak istemedim, yukarıda Allah var. Bir ön sıramda dersi dinleme gayreti içerisinde, ben ki ilk defa bir tel saçı avucumun içinde tutuyordum. Fatma ya saç telini göstererek öpüyorum, okşuyorum, maksat yüzümüz gülsün. Eğilip hiçbir söz söylemeden başımdan kaynar sular döken Fatma sağ elinin baş parmağıyla yüzük parmağını sıvazladı. Gözleriyle bir ön sırayı gösterdi. O ana kadar hiç dikkat etmediğim, uzun boylu çekici kızın sözlüsü varmış. İnanın hiçte önemli değildi. Zaten hiçte takmamıştım o an. Dersin sonuna kadar parmağımla oynadığım saç telini, nedendir bilinmez en sevdiğim gömleğimin cebine tıkıştırıp hep beraber yine tarih kokan kale yolunda bulduk kendimizi. Hiçbir zaman alışık olmadığım samimi insan duygusunu kırmış olmalıyım ki, saatler önce tanıştığım birisine el şakaları yapmaya başladım. Verdiği karşılık öylesine mutlu ediyordu ki, bir an Zile’de olduğumuzu unutmuştum. Hayranlıkla baktığımı bilmeden birkaç saat geçirmiştik. Hatta fotoğraf bile çekildik, onlarca. Şuan bunları yazarken ekranın yarısında o gün çekildiğimiz fotoğraflara bakıyorum. Ne de mutluymuşum. Kendimi hiç bu kadar içten gülerken hatırlamıyorum.

Günler teknolojik olarak takvim sayfalarını aştıkça birbirimize daha da bağlanıyorduk. Yedi sekiz kişilik grup aklımıza gelmiyor, akşamları yurdundan alıp kafeye kaçamak yapıyorduk. Bana deseler ki bu kızda ne buluyorsun diye, cevap bile veremezdim. Bardağın dibinde kalan birayı nasıl yudumlamak istediysem, gecenin sabaha ulaşmasını artık o derece sabırsızlıkla bekliyordum. Gecenin sabaha ulaşmak üzere olduğu zamanlara kadar telefonda geçirirdik uykumuzu. Her mesaj zamanla aradığım kızı sanki karşıma çıkarıyordu. Hiç hoşuma gitmeyen hatta hiçbir kıza yakıştıramadığım “lan” kelimesini o kadar tatlı telaffuz ediyordu ki, sırf bana içinden geldiği gibi konuşması için sinir ediyordum. Günlerim ne kadar neşeli geçse de farkında olmadığımız olaylar oluyordu. Gruptan uzaklaşmış, dedikodulara kulaklarımızı tıkamıştık. Beraber Turhal’a kaçamak geziler düzenlemek, ders aralarında sigara içmem için bana eşlik etmesi, anlattığım hikayeleri can kulağıyla dinlemesi… Tanrım, bu kıza baktıkça sana olan inancım daha da kuvvetleniyor. Hiçbir kız dikkatimi çekmiyordu. Hayatımda ilk defa renk uyumuna dikkat etmeye başlamıştım. Düzenli sakal traşı oluyor, dişlerimi fırçalıyor hatta parfüm bile sıkıyordum. Günlük tutmadığım halde neredeyse günü gününe hatırlıyorum bu yazdıklarımı. Atlayarak yazıyorum, anlatamayacağım şekilde keyifli anlarımız oldu.


"Günler teknolojik olarak takvim sayfalarını aştıkça birbirimize daha da bağlanıyorduk."

Bir sabah Tuğba’nın değil annemin telefonuyla uyandım. Endişeli bir sesle konuşmamız gerektiğini söylüyordu. Bütün gün Tuğba’la ne kadar güldüysek, o kadarda annemi düşündüm. Karşılıklı sigara içtiğimiz, bu zamana kadar hiç saklamadan ne düşündüğünü söyleyen annem akşam konuşmak istemişti benimle. Tuğba’yla kahkahalar attık, dedikodular yaptık. Ve nihayet okul çıkışında annemle konuşmuştuk. Fatma annemi arayıp “Nuray abla, Emre Tuğba’ ya gönlünü kaptırdı. Kızın sevgilisi var. Emre’nin parasını yiyor, gönül eğlendiriyor. Ben anlatmaya çalıştım, anlamak istemiyor. Ne dersleri düşünüyor ne de kendini. Bir de sen konuşsan?” demiş. Ailem hiçbir zaman işime karışmamıştır. Sadece fikirlerini söylemiştir. Annem “oğlum sana yakışmaz sevgilisi olan birisinin geleceğiyle oynamak. İyi arkadaş olabilirsin ama üzme kendini.” sözleriydi aklımda kalan. Ellerim titriyor, ne yapacağımı bilemeden yurda dönmüştüm. İlk defa kontrolün elimden gidişini görememiştim. Gerçekten kendimi kaptırmıştım. Unutmuştum bir sevgilisinin olduğunu ve emindim, ben Tuğba’yı sevgilisinden daha çok seviyordum!

O gece şiddetli telefon görüşmeleri geçti Fatma’yla aramda. Gün doğup okula geldiğimizde, hedefime kitlenmiş şekilde Fatma’nın üzerine giderken Tuğba girdi koluma, “konuşalım!”. Hiçbir şey umurumda değildi ne okul, ne Fatma, ne de zaman. Tek umurumda olan Tuğba’ydı. Okulun kapısına kadar yürüdük. Sessizce birbirimize baktık. Aklımda anlatmak istediğim o kadar gelişme vardı ki bir anda istemsiz olarak başlamış oldum konuşmaya.

“Evet seni seviyorum! Umurumda değil sevgilinin olması. Karşılık beklemiyorum. Bu zamana kadar aradığım ama bulamadığım birisisin sen. Senden önce de hep sevdiklerimin sevgisi vardı, ne var yani? Rahatsızlık verdiğimi düşünmüyorum. Hissettiklerim konusunda, duygularımın arkasındayım. Fatma’ya, Buket’e hatta anneme bile bu konuda anca bok yemek düşer! Bu seni ve beni ilgilendiren konu güzelim. Eğer ki duygularımdan ötürü rahatsız olduysan, görüşmek istemezsen anlarım. Ben bu okula öylesine gelmiştim, seni buldum. Sevgilim olamasan da sevdalım oldun. Ne dersen ben ona uyarım.” diyebildim sadece. Hani adem elmanızın gırtlağınızdan çıkıp gitmek için canınızı yaktığı zaman vardır, göz pınarlarınızın kuruduğu, burnunuzun direğinin sızladığı… Bir türlü akmayan o bir damla gözyaşı. Biliyordum eğer ki aksaydı susturan olamazdı beni. “En yakın arkadaşım” diye başladı söze. “Zamanında en yakın arkadaşımda bu duygular içerisindeydi. Onunla görüşmeyi kestim ama seninle görüşmeyi kesmeyi düşünmüyorum. Dediğin gibi bu ikimizi ilgilendirir. Sakin ol, kimseye zarar verme. Zamanla alışırlar.


aşk nedir

Derse geç kalmayalım, hadi…” demesi beni sevindirse de aklımda sadece ne yapacağımı bilmediğim durumla karşı karşıyaydım. Sevgilisi vardı, hatta çok sevdiği. Benim ona karşı sevgim vardı, hiç hissetmediğim kadar. O günün sonuna kadar konuşmamıştık birbirimizle, yan yana otursakta. Ders bittiğinde Fatma’yla görüştüm. Artık görüşmek istemediğimi söyledim. Bundan sonra sadece sınıf arkadaşım Fatma olduğunu dile getirdim.

Özgür olmak ne kadar güzel bir duygu olduğunu, özgürlüğünü kaybetmiş olan birisine soracaksın. Yurda geldiğimde Zile’nin en özgür insanı bendim sanki. Omuzlarım dik ve bir hayli üzgün ben. O gün akşam dışarı çıkmadık Tuğba’yla. Sadece ders hakkında mesajlaşıp, son mesajı “tatlı rüyalar canım” olduğunu hatırlıyorum. Bilgisayara geçip facebook hesabıma bakarken bir şiirle karşılaştım. Bir sigara yaktım, bir daha okudum. Sanki o güne kadar hiç bir şey okumamış gibi gecenin bir yarısı bağıra bağıra. Oda arkadaşlarım olup biteni anlamışçasına sessizce şiiri dinliyorlardı. Derdin neydi be Attila İlhan bu kadar ağır şiir yazdın? Garezin bana mıydı, yazmayı beceremediğim kelimeleri birleştirdin?

Sabah olmuş, telefon elimde yedi buçuğu bekliyordum. Ya beni uyandırmak için çağrı gelmezse, aramıza mesafe koyarsa? Ve yedi buçukta “keçi” diye kaydettiğim, onun beni arkadaş, benim onu sevdiğim olarak gördüğüm karmaşa uyandırmak için aramıştı. Bilmiyordu ki en uzun geceyi uyumadan geçirdiğimi.

O gün yeni bir başlangıç olmuştu. Tutabilseydim elini hiç bıramayacakmışcasına, bir adım sağında, gururla yürüyordum herkesin karşısında. Beni bırakmamıştı. Sahiplenmişti.

Zaten ne olduysa o günden sonra olmadı mı? Çok isterdim sizlere “artık beraberiz Tuğba’yla” demeyi. Demeyeceğimi mutlulukla söylerim. Benim hayat hikayem o günden sonra başlıyor. Bu anlattıklarım sadece tanışma faslımızdı.

Unutmadan, okuduğum ve hala okuduğumda yaramı kanatam, Attila İlhan şiiri;


gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

İkinci bölüm sonu…
Üçüncü Bölüm

Bir Deli, İki Aşk (2. Bölüm)
Cevapla