Akasya Kokulu Bir İlkbahar Sabahıydı

“Hiç aşık oldun mu?”. Bu zamana kadar hayatında hiç kimsenin olmaması beni şaşırtıyordu, yakışıklı, karakterli ve kariyer sahibi bir adamdı.

“Evet”. Şaşırmıştım bana daha önce hiç bahsetmemişti.

“Onu gerçekten sevdiğini nasıl anlamıştın?” diye sordum. Dudakları aralandı, gözleri uzaklara daldı, bir anda koltuğa sığamaz oldu.

“On sekiz yaşındaydım, içim kıpır kıpırdı, kan damarda durmuyordu.. eh haliyle etrafımda kız doluydu ama… ama onu gördüğüm an öylece bakakalmıştım.”
Derin bir nefes aldı, geçmişe gittiği her halinden belliydi. Yavaşça başını salladı ve devam etti.

“Simsiyah gözleri vardı, iri badem şeklinde ve simsiyah… Adeta insanı kendine çekiyordu, o kadar masum, temiz bir yüzü vardı ki, hani bakmaya kıyamazsın derler ya gerçektende bakmaya kıyamıyordum.”

Oda ısınmıştı, dudaklarından kelimeler döküldükçe atmosfer değişiyor, eşyalar canlanıyor gibiydi.

“Bahar bile onu kıskanıyordu, gülüşü öyle parlak öyle iç yakıcıydı ki güneş yanında gece kalıyordu.”

Tepki vermediğimi görünce devam etti, hızını alamıyor gibiydi. Oturduğu yerden ayağa kalktı ve balkona çıktı. Mis gibi akasya kokusu içeriye doldu.


ilkbahar sabahı aşk


“Aynen böyle akasya kokulu bir gündü, kalbim öyle hızlı atıyordu ki adeta bedenimden kopup çıkmak ve onun ellerine düşmek istiyordu.”
Sesi titremeye başlamıştı, telaşlandım. Onu böyle görmeye alışkın değildim. Kalktım ve yanına gittim. Tahmin ettiğim gibi koyu mavi gözleri dolu doluydu. Gözlerini kırpmamaya özen gösteriyordu, kırparsa yanaklarının ıslanacağını ikimizde biliyorduk, onu tanıyordum.. Elimi omzuna koydum, biraz irkildi, sonra dönüp yüzüme baktı. Gülümsedi…

Konuşmak onu teselli etmek istiyordum ama diyecek bir şey bulamıyordum.

“Bir şey demene gerek yok, ne diyebilirsin ki?” dedi aklımı okurmuşçasına. Dudaklarımın kuruduğunu hissettim. Saçlarımı gözümün önünden çektim ve ayağımı yere vurmaya başladım. Tanrım arkadaşıma destek olamıyordum, bu canımı çok sıkıyordu.

“Üzerindeki elbiseyi sevmiyorum” dedi bir anda. Şaşırmıştım, kırmızı kumaş elbiseme baktım. Eşim bana evlenme teklifi ettiğinde üzerimde bu elbise vardı.

“Hımm… biliyorsun bugün evlilik yıl dönümüm. Bu güne özel giydim” dedim. Tuhaf bir şekilde gülümsedi.

“Sahi sana evlenme teklif ettiğini gün ile evlendiğiniz günü aynı güne denk getirmiştiniz değil mi? Zaten bu günüde hiç sevmiyorum.”

“Neden?” Bir anda yüzüme baktı. Artık gözyaşlarını tutmuyordu.

“Bundan beş sene önceydi, ona açılmak için evine gitmiştim, öyle heyecanlı ve umutluydum ki, istediğim kız oydu, evlenmek istediğim, yıllarca her gün uyandığımda tek yüzüne bakmak istediğim oydu.. Üzerinde bu elbise vardı ve erkek arkadaşından evlenme teklifi aldığını söylemişti. Onu kazanamadan kaybetmiştim, tam da beş sene önce bu gün.” Kulaklarım uğulduyor başım dönüyordu.

“O… o ben miydim?” diyebildim inkar edercesi. Yüzüme uzun uzun baktı ve bir anda arkama geçti, beni aynanın önüne itti.


ilkbahar sabahı aşk çiçekleri


“İri siyah gözler, badem şeklinde” sesi hırıltıdan farksızdı.

“Ben, ben bilmiyordum…”.

Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilmiyordum, o kız ben olabilir miydim, dostumun sevdiği kız, delicesine unutamadığı ben olabilir miydim.!

“Unut gitsin.”

“Neden şimdi söyledin!” bağırdığımın farkında bile değildim, duygu karmaşası bu olsa gerekti..

“Sen sordun, bende söyledim.” Gözlerinde gördüğüm tek şey hüsran ve hayal kırıklığıydı. Gidişini izlemek öyle acı vericiydi ki, yavaş yavaş adımları ilerlerken tam çıkmadan önce yatağımın üstüne bir kağıt bıraktı.




Sana akasya kokulu bir ilkbahar sabahı gelmiştim.
Yine akasya kokulu bir günde gidiyorum..
Giderken yanıma sadece gözlerini alıyorum, korkma…
Bizim aşkımız bundan ibaretti.
Ben ve hiçbir zaman bana ait olmayan badem gözlerin…
Akasya Kokulu Bir İlkbahar Sabahıydı
Cevapla