Sayısaldan dile-eşit ağırlığa geçmek mantıklı mı?

Bölüm seçmek geçen sene benim için tam bir eziyetti, aslında hâlâ da öyle çünkü hala seçtiğimden memnun değilim. İlk başta dil seçmek istedim; İngilizceyi seviyordum, iyi olduğumu düşünüyordum, hatta korkunç hocama rağmen cesaretim vardı. Sinema, dizi, film endüstrisine ilgimle dili birleştiririm diye hayal ediyordum. Dilden okuyup sözelden RTS’e girerim diyordum ama okul dil sınıfını açmak için 10 kişi istedi, biz 9 kişi olunca sınıf açılmadı. Zaten karar verirken aşırı düşünen biri olduğum için tamamen boşluğa düştüm ve diğerleri gibi eşit ağırlık yazdım.

Ailem muhafazakâr; sektörle hiçbir bağlantım yok, yaratıcı olmadığımı düşünüyordum, “beni sahne arkasına bile almazlar, ben beceriksizim, kimse beni istemez” kafasına giriyordum. Sanki bu sektör süper zeka arıyormuş gibi:d. Set arkası işlerin nasıl yürüdüğünü bile tam bilmiyordum o zaman. Sayısal derslerimin notu daha yüksekti; rehber öğretmene gittim ama tam derdimi anlatamadım snrm. Başka bir hocaya (en alakasiz hoca) sorunca o da “sayısal seçin” dedi. İlk defa kendimle ilgili bir seyi yarim yamalak ablama açtığımda, “trt’de çalışırsın” demesi beni olduğum yere, ailemin nasil olduguna, cevreme, kosullarima bi bakis attirdi. Biraz sinirle, biraz çaresizlikle sayısalı seçtim. Finansal özgürlük, ailemden uzaklaşma isteği ve “sayısal iş garantisi” kafama cazip gelmişti. Yıl geçti, yaz sonunda antropolojiye sardım ama işsiz kalma korkusu ağır bastı. Sayısalı seçme sebebim zaten ekonomik bağımsızlıktı. Okul açılalı üç ay oldu ve sürekli “doğru yerde miyim?” diye düşünüyorum. Bilgisayar mühendisliği + VFX mantikliydi baya; global sinema sektörüne daha teknik bir yolla girmek daha kolay olur diye düşündüm. Kafam bir süre rahattı çünkü sektörün içinde olmanın başka yolları da vardi.

Ama içimi kemiren şey şu: Benim asıl tutkum set arkasında olmakmis. Sahneyi hazırlamak, koşturmak, oyunculari hazirlamak onlarla calismak, ekiple çalışmak, o büyük ekibin bir parçası olmak, günün sonunda “bunu biz yaptık” diyebilmek. Tek istedigim oranin bir parcasi olmak yerleri bile supururum sadece oraya girebileyim yeter. Bu hissin heves değil gerçekten tutku olduğunu da yeni yeni fark ediyorum iste. Tek kaygim yapay zekaydi ama cokta umurumda değil.

Bu süreçte üniversitenin o kadar önemli olmadığını da öğrendim ama benim gibi networksuz bir gariban için yine de önemli.

Türkiye’de RTS okumak riskli geliyor ama belki yine de değiştirebilirim. Ya da tamamen dilden gitsem okul degisipte başa mı dönsem?

Ailemden destek alamayacağım kesin; hem pintiler parasalda destek olmaz. Her şeyi kendi başıma yapmak zorundayım ve maddi sorunlar hep karşıma çıkacak. Bu yüzden yurtdışına çıkamazsam ve Türkiye’deki abidik gubidik dizilerde ya da sacma sapan reklam çekimlerinde sıkışırsam? Bilgisayar mühendisliği daha güvenli gibi geliyor böyle bakınca ama iste o set aşkı..

Bu yıl mı değişmeliyim, seneye mi, yoksa hiç mi? Dile mi dönsem, sayısaldan animasyona mı yönelsem, eşit ağırlıktan (sozel) RTS mi okusam bilmiyorum. Rts TR'de hic begenilmiyor, ona bakarsan b. muh. ligide okumayin diyorlar...

Sayısaldan dile-eşit ağırlığa geçmek mantıklı mı?
Cevapla