Bir YGS sınavını daha ardımızda bıraktıktan sonra ortaya çıkan içler acısı tablo, durup düşünmemi sağladı. Sınav sonucu aslında eğitim sistemimizdeki göçüşün ne derece hızlı olduğunun da bir göstergesi.

Sıfır çeken öğrenci sayısı ve dolayısı ile başarı oranlarından bahsediyorum. Sıfır çekmek sınavdan alınan not 0.5'in altında olduğu için hesaplanamadı anlamına gelmektedir.
Bu öğrenciler arkalarından biri yanlışlıkla itmediyse sınava istekleriyle girmiş demektirler. İsteyerek giren biri de oturmak için değil başarmak ümidiyle girmiş demektir.
Son 5 senedir sıfırcılar, üstelik de son yıllarda MEB tarafından 'Eğitim sistemimiz reformlardan sonra iyiye gidiyor' naralarına rağmen, 14 binlerden 45 binlere fırlamış durumda.
Ne derseniz deyin ama bana göre üniversite giriş sınav sonuçları öğrencilerin değil ama Türk eğitim sisteminin kalitesizliğini gösterir. Ya da diğer bir değişle sistemin 'Ne ekerse onu biçeceğini'.

Yıllar boyunca zat-ı muhteremler eğitim sistemimizle kedinin fare ile oynadığı gibi oynadılar. Kredili sistem dediler tutmadı; değiştirdiler, ezberci sistem yerine öğretici sistem dediler, yine tutmadı. Filler tepişir olan çimlere olur misali arada kalıp zarar gören hep öğrenciler oldu.
Öğretmenlerin kalitesi de pek iç açıcı değil. Herkes biliyor iyi olanları zaten özel okullar topluyor. Geri kalanlar da devlet okulları arasında pay oluyor.
DO öğretmenleri bilgisiz demiyorum ama devletin yanlış eğitim politikası sonucunda tatminkar bir ortam bulamayan öğretmenler de haliyle dersimi versem de gitsem havasında veya geçinemeyenler de 'Nasıl ek ders verebilirim?'in derdine düşmüş. Bu da onlardan yeterli performans alınmasını güçleştiriyor.

Gözümle gördüğüm bir örneği aktaracağım; Hepimiz biliriz okullardaki bazı derslerden başarısız olan öğrenciler gün bitiminde okulda kalırlar ve bir ücret ödeyerek başarısız olduğu dersten ek bir kurs görürler.
Şimdi bana söyler misiniz, bir devlet okulunda herhangi bir sınıfa giren x adlı öğretmen nasıl oluyor da aynı sınıftaki kendi dersinden başarısız bazı öğrencilerinin aynı dersten takviye kursuna da giriyor ve her ne hikmetse bu öğrenciler haftada 10 saat detayları ile gördükleri derste başarılı olamayıp yine aynı hocanın ilave 5 saati ile bülbül gibi şakıyorlar?
Şimdi durup düşünelim. Hoca öğretemiyor desek ek derste nasıl öğretebiliyor peki?
Öğrenciler derste öğrenemedi desek, kursta nasıl öğrendiler? Tüh! demek ki MEB bir 5 saat daha koysaydı herşey yoluna girecekti. Yemezler, kimse kanmaz bu saçmalıklara.
Kimseyi suçlamak gibi bir derdim yok ama görünen köy de kılavuz istemez.
Bu durumda iki seçenek kalıyor geriye; Ya öğretmen sınavlarda soru zorluk seviyesini yükselterek ilave ücretli kursa zemin hazırlıyor ve ailelerle görüşüp çocuklarını kursa göndermeleri konusunda ikna ediyor ya da kurstaki soruları basit tutup çözdüklerinden soruyor. Öyle ya da böyle ama olay tamamiyle 'DUYGUSAL!'..

Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan hesabı; böyle sisteme böyle öğretmenler mi yoksa böyle öğretmenlere böyle sistem mi? Yorum sizin.
Aslında daha acınası bir noktaya parmak basarsak, günümüz öğretmenleri de böyle çökmüş bir sistemde yetiştiğinden onlardan da fazla bir bilgi bekleyemeyiz. Fazla da kızmamak lazım onlar da aslında diğer öğrenciler gibi birer kurban.
Gelelim eğitim sistemimizdeki sorunlara..
- Her ne kadar ezberci değil denilse de yine de ezberci. Ders kitaplarına baktığımızda çağı yakalayabileceğimiz bilgiler yok. Çoğu gereksiz ve boşa beyin doldurucu. Google'da yazsak bulabileceğimiz cinsten. Eh, çocukların beyinlerini böyle çöp bilgilerle doldurursak gerekli bilgilere yer kalmayacağı gibi okumaktan da soğuturuz.

- İkinci problem bana göre, öğrencilerdeki analitik düşünme eksikliği. Ezberci öğretip de analitik düşünce temelli bir sınava tabi tutmak devlet eliyle yapılan hataların en büyüğü. Analitik düşünemeyen öğrenci yoktur ona düşünmeyi öğretemeyen sistem vardır. Bilmem anlatabildim mi?
- Diğer bir problem derslerin fazlasıyla uzun, sıkıcı olması ve deney, görsel ve işitsel destekten yoksunluğu.
Yapılan araştırma insanların dikkatinin 20 dk'dan sonra dağıldığını gösteriyor. Peki bu durumda dersleri 40 dk tutarak dikkatin 2 kere dağılmasına neden olmak suçu kime ait?
Çok okuyan mı bilir çok gezen mi sözüne bakacak olursak okumak bir yana evet ama, akılda kalıcılık adına görsellik ve işitsellik çok daha fazla etkili. Öğrencilerin ilgisini çekecek düzeyde görsellikle (deney, animasyonlar, videolar, filmler vs) süslenmeyen dersler unutulmaya mahkumdur!
İlla 40 dk olması gerekiyorsa; ilk 20 dk teorik bilgilere son 20 dk ise bunu pekiştirici görsellere ayrılabilir diyorum.

- Sınıfların kalabalık oluşu apayrı bir sorun. Bir sınıfta 50 kişi ne demektir yahu!
Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının 18'den 16'ya düştüğü söyleniyor. Hah! O zaman sınıflarda görülen bu 32 fazlalık diğer galaksilerden gözlemci olarak gelen alienler olsa gerek!
Açın gözünüzü efendiler! Ülkenin camilere, AVM'lere değil yeni okullara ihtiyacı var. Oturduğunuz yerden 3 çocuk demek kolay!
- Başka bir problem, eğitim sisteminin öğrencileri bir yarış atına çevirerek aşırı yüklenmesi ve bazı öğretmenlerin de bunu bir ticari prestij haline getirmesi.
Eh öyle ya, bir sonraki sene aileler ve özel okullar öğretmenleri hangi başarılarına göre tercih edecekler değil mi ama?
Hayatlarının en verimli ve enerjik yıllarında bir sınav uğruna sağlıklarından olan öğrenci konusuna değinmiyorum bile.
- Derslerden bunalan öğrencilerin kabiliyet veya zevklerine göre soluklanacak bir faaliyet bulamamaları da ayrı bir sorun.
Evet, okullarda ders sonraları, satranç, spor, resim, heykel, bilgisayar vs adı altında çeşitli faaliyetler bulunmakta ama dostlar alışverişte görsün misali ya hocası yoktur ya da yeterli kaynak!

- Eğitim sistemimizdeki bir başka sorun ise lise derslerinin kesinlikle bir meslek sahibi olmada yeterli olmadığı.
Bu durumda bütün öğrenciler zincirlerinden boşanmış durumda üniversiteye saldırmakta çünkü hayata hazırlayan tek yolun üniversite kapısından geçtiğine inanmış ya da inandırılmışlar.
Sonuçta bütün öğrenciler üniversiteye gidecek ya da gitmek isteyecek diye bir kural yok, liseden sonra okumak istemeyen de olacaktır elbet.
Yeterli bir maaşla iş bulabilecekleri güvenini veren bir sistem getirilse de bu öğrenciler üniversite kapısına gelmeden ayıklansa hem yığılma hem de haliyle soru zorluk seviyesi azalır.
- Türkiye'nin daha bölgeleri arasında eğitim eşitliği yokken bütün öğrencileri aynı sınava tabi tutmak da ayrı bir gülünçlük ayrı bir adaletsizlik.

Son birkaç yıldır dikkat ettiyseniz sıfır çekenlerin sayısı gizli tutuluyor. Aslında Bakanlık da farkında bu göçüşün ve üstünü örtmesinin nedeni de bu.
Ama unutmamaları gereken bir şey var ki; halının altına süpürülüp üstü örtülen tozla oda temizlenmiş sayılmaz ya da diğer bir değişle sayıyı gizlemekle ancak kafanızı kuma gömmüş olursunuz.
Devletin 3 maymunu oynamayı bırakıp eğitim sistemine acilen ve gerçekten bir el atması gerek yoksa ilerleyen yıllarda sınavların sonuçları toptan gizlenecek. Benden söylemesi!
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar