Merhaba, ben 3. sınıfı bitirmiş bir FTR öğrencisiyim. Size kendi deneyimlerim, hocalarımızın anlattığı hem kendi hem meslektaşları hem de öğrencilerinin deneyimleri, hem arkadaşlarımın deneyimleri doğrultusunda bilgiler sunacağım.

Bu yazıyı okurken veya aşağıya yorum yaparken bazılarınız eminim içinden "Çok karamsarsın!", "O sizin beceriksizliğiniz.", "Zannetmiyorum ki öyle olsun.", "Böyle bir şey olabilir mi?" gibi şeyler geçirecektir. Yazdıklarımın tamamiyle gerçeği yansıttığını söylemeliyim, keşke şartlar bu şekilde olmasa da meslek bu hale getirilmeseydi. Öncelikle bölümün içeriği hakkında bilgi vermek isterim.
1. sene anatomi, fizyoloji ağırlıklı genel giriş dersleri oluyor. Laboratuvarda vakit geçirmek, vücudumuzu tanımak merak uyandıran bir şey.

2. sene terapötik masaj, analiz, elektroterapi gibi alan dersleri yavaş yavaş başlıyor.

3. sene rehabilitasyon ağırlıklı dersler yoğunlukta.

Klinikte çalışılan çeşitli yerleri kapsayıcı bilgiler veriliyor. Ortopedi, kardiyak, pulmoner, nörolojik, kadın sağlığı, sporcu sağlığı ve daha birçok alanla ilgili derslerimiz oluyor. Burada bir parantez açmak isterim: Fizyoterapistlerin sadece fizik tedavi departmanında çalıştığı düşünülmemelidir; kardiyoloji, nöroloji, yoğun bakım vb. birçok poliklinikte çalışmaktadır, çalışmalıdır. Ülkemizde gerekli istihdam sağlanmadığı için sanki fizyoterapistler fizik tedavi departmanına bağlıymış gibi bir imaj vardır, bu doğru değildir olmamalıdır.
2. ve 3. sene yazlarında staj yapıyoruz, bu bizim için çok iyi bir fırsat çünkü gerçekte kullanılan tedaviler neler, hastane ortamı nasıl vb. birçok soruların cevaplarını yaşayarak bulmuş oluyoruz.

Bizim okul için 4. sınıfta hafta içi beş gün de stajdayız, ders olmuyor, daha doğrusu üç dört seçmeli ders mevcut ama pek önem arz etmiyor. 3 yılda işlenen bütün önemli alan derslerinden komite sınavları ve staj sınavlarımız oluyor.

Genel içerik bilgilendirmesi bu şekildeydi, gelelim konuya.. En başta söylemek istediğim şey: Eğitim kaliteli değil arkadaşlar. Beklentileriniz sürekli boşa çıkıyor. Özellikle 3. sınıftan çok ümitliydim bir şeyler öğrenebileceğim ve artık düzenin oturtulacağı konusunda. Ama ne yazık ki umduğumu bulamadım. Sadece ben değil bütün sınıf arkadaşlarım, başka üniversitelerde FTR okuyan arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları. Bu şekilde olmamalıydı eğitim. Hele de sağlık eğitimi.

Kontenjanların çok olduğu yetmezmiş gibi bir de lisans tamamlama ile açılan kontenjanlar var, pratik derslerde herkes hocayı görebilmek için tetikte, derse erken gidip yer tutmaya bile çalışıyoruz düşünün.

Hocaların çoğu işimize yarayacak bilgi vermiyor, ya çok eski ve artık kullanılmayan bilgiler üzerinde duruluyor ya da küçük notlarla birçok konu geçiştiriliyor. Hatta çoğusu teorik derslerde slaytı okuyor! Okuma yazmamız olduğuna göre biz daha sonra okuyarak öğrenebiliriz, neden o derste bulunup kaç saatimizi sınıfta tüketelim ki?

Örneğin; pediatrik rehabilitasyon dersimizde hocanın notları diğer birçok derste olduğu gibi çok eski yıllara ait notlardı, istese rahat düzenleyebilir güncelleştirip sunabilirdi. Derste bize anlattığı tek şey pediatrik hastalıklar hakkında genel bilgiler oldu, pratik hiçbir şey öğretilmedi. Bir çocuk hasta geldiği zaman ben ona ne gibi bir tedavi programı yaparım bana esas bu bilgi lazım, yoksa ben hastalıkla ilgili bilgiyi zaten kitaplardan notlardan okuyup öğrenebilirim. Diğer dersler de çoğunlukla bu mantıkta geçti.

Hocalar açıkça mezuniyet sonrasında kurslara giderek pratik bilgileri esas olarak oralardan öğrenirsek daha iyi olacağını vurguladılar, ben para verip kurstan öğreneceksem neden üniversitede lisans eğitimi alıyorum?

Kurslar şu şekilde arkadaşlar; birçok alanda bilindiği üzere Avrupa ve Amerika bizden çok ileri düzeyde, sağlık da bunların başını çekiyor. FTR alan olarak çok geniş bir yelpazede, birçok hastalıkla ilgili çalışmalar ve teknikler mevcut. Direkt tedaviye yönelik teknikler de haliyle yurt dışından gelen hocalarla veya buradan yurt dışına gidilmesiyle öğrenilebiliyor. Tabi hangisi olduğuna bağlı olarak binlerce hatta on binlerce dolarlık kurslar bunlar ve takdir edersiniz ki Türkiye’de bizim bu meblağları bir kalemde bir kurs için vermemiz çok zor, en azından çalışılıp para biriktirilmesi gerekiyor. Hocalarımızın çoğu da "Biz bu kursların bazılarına gittik, ancak bilgilerimizi sizinle paylaşmamız etik değil, siz de gidin öğrenin." diyerek bize bunları öğretmekten kaçınıyorlar. Bu çok normal bir durum onlar için. Ancak bence hoca olan birisi bilgilerini öğrencileriyle paylaşmaktan kaçınmak yerine "Nasıl öğretebilirim?"in derdinde olması lazım.

Örneğin hemipleji yani inme dersimiz çok önemli derslerden biridir, hastaların neredeyse 1/3'i hemiplejiktir; kullanılan en yaygın 3 teknik var: Brunnstrom, Johnstone ve Bobath. Bize öğretilen ilk ikisi, Bobath kurslarla öğrenilen bir teknik, Brunnstrom o kadar eski ki ta 50'li yıllarda kullanılıyormuş düşünün. Bobath ise neredeyse altın standart olabilecek uygulamalar bütünü. Ayrıca Bobath sadece hemipleji için değil pediatrik rehabilitasyon için de büyük önem teşkil eden bir teknik. Ama ne yazık ki ileride çoğu meslektaşım gibi para biriktiremezsem öğrenemeyeceğim.

Bize verilen yetersiz teorik bilgilerle kalakalmış durumdayız, pratikte hasta geldiğinde bırakın tedavi programı çizmeyi ne gibi tedaviler uygulanabilir bunu bile bilmiyoruz, bilsek bile isim sadece "X tekniği uygulanabilir."

Stajda birçok şeyi gözlemleme ve uygulama imkanımız oldu, okulda öğretilmeyen birçok şeyi stajda öğrendim.

Stajda aynı zamanda mesleğin ne kadar küçümsendiğini ve itibarsızlaştırıldığını da gördüm. Hastalarla en çok vakit geçiren meslek grubu fizyoterapistler. Değerlendirme ve tedavi protokolünü belirliyor, uyguluyor, saatlerce bazen 1 hastanın tedavisi sürüyor kısacası çok emek veriliyor. Ancak hasta daha fizyoterapistin ne demek olduğunu bile bilmiyor, hemşire veya doktor sanıyor. Doktorlar genellikle hastaların yüzüne bile bakmıyor, hatta azarlıyorlar hastaların sesi bile çıkmıyor, özensiz bir incelemeyle gönderiyorlar, biz güler yüzümüzle sıkılmadan saatlerce ilgileniyoruz, hastaya sorsan seni kim iyileştirdi "Doktor!" der.

Stajdayken her stajyerin bir süpervizörü yani fizyoterapisti vardır, bir soru sorulması gerektiğinde ya da herhangi bir şeyde süpervizörümüze danışabiliyoruz ya da onlar bizi yönlendirebiliyor. Bir gün hastanın biri süpervizörüme "Yapacaksın tabi bu yüzden para alıyorsun" gibi bir çıkış yapmıştı ortada bir şey yokken, merak ediyorum acaba bunu bir doktora yapabilir miydi? Yapamazdı elbette. Fizyoterapiste de yapamaz aslında ancak kendinde o hadsizliği bir şekilde bulabiliyor.
Başka bir zaman bir çocuk hastamın tedavisini yapıyordum, babası da kro biriydi tabi ki bizi ilgilendirmez, neyse adam bana hemşire diye hitap etti, düzelttim fizyoterapist olarak sonra umursamadı yaka kartımı okudu ve ağzını yaya yaya "Sen stajyermişsin zaten ne fark eder? Öğrencisin zaten" dedi, ben de durumu süpervizörüme bildirdim, sinirlendi o da.
Daha birçok örnek var, bence'ye sığamayacak kadar çok ne yazık ki..

Devlette taşeronlaşma problemi de kanayan bir yaramız. Taşeron özel şirketler devlet hastanesiyle anlaşarak taşeron fizyoterapistleri devlette çalıştırıyorlar. Devlette kadrolu fizyoterapist günde ortalama 8-10 hasta alırken taşeron fizyoterapistler 15-17 hasta almak mecburiyetinde bırakılıyor, hal böyle olunca da hem fizyoterapistler bedenen ve kafa olarak yoruluyor hem de hastalara yeterli tedavi sunulamamış oluyor, 30 dakikada hastaya hangi tedavi programı nasıl uygulanabilir? Özelde de benzer şekilde hem çalışma saatleri çok uzun hem cumartesi de çalışmak zorunda bırakılıyorlar hem de maaşlar neredeyse yarı yarıya devlete kıyasla.

Staj yaptığım devlet hastanesinde bütün çocuk hastalar taşeron çalışan bir fizyoterapist arkadaşa veriliyordu, - çocuklarla uğraşmak zordur hem anlaşmak hem ilgilenmek açısından- çalışmaya başladıktan henüz birkaç ay geçmişti ki, dizi için koruyucu dizlik kullanmaya başlamış, daha sonra da dizlerinin zarar görmesi nedeniyle mesleği bırakarak komiser oldu geçenlerde.
Benzer şekilde taşeron çalışan bir fizyoterapist arkadaşımın mezun olduktan sonra 1 yılını doldurmadan menisküslerinde problem çıktı.

Birçok fizyoterapist zaten halihazırda özellikle bel ve sırt ağrısı çekiyor ve sürekli ayakta durulmasından dolayı varislerden muzdarip.

Uzun lafın kısası fizyoterapist olmak ne maddi ne manevi yönden getiri sağlıyor, üstüne sağlığından da olma tehlikesiyle karşı karşıya kalınıyor. Zaman zaman mesleki tartışmalarda ne yapabileceğimize dair fikir üretmeye çalışıyoruz ama işin içinden çıkmak mümkün değil maalesef.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar