Tarihin en tekdüze ve aynı zamanda da en şaşırtıcı turnuvalarından birini yaşıyoruz. İzlediğimiz birçok maçta oynanan sönük futbol tam ilgiyi dağıtmak üzereyken, turnuva başlamadan önce final adayı olarak belirlediğimiz ekiplerin yarısının, en geç son 16 turunda elenmiş olması dikkatleri bir anda tekrar turnuvaya çekti.

Birçok futbol otoritesi ilk bakışta bu sürprizleri ‘gerçekten de sürpriz’ olarak değerlendirse de, aslında bu durum sistematik bir şekilde kendini göstere göstere meydana geldi. Nasıl mı? Gelin favorilerin nerede hata yaptıklarına bir göz atalım;
Almanya

Son dünya şampiyonu kupaya yine en büyük favori olarak geldi. Çoğu futbolseverin yine şampiyon olarak gördüğü Almanya, aslında adım adım kendi sonunu hazırlamış ve eksiklerinin farkına varamamıştı. Gol hattını iyi bir sezon geçiren fakat hiç Dünya Kupası tecrübesi olmayan Werner ve sönük yıldız Gomez’e emanet edebiliyor olmaları, gol yollarında handikapları olduğunun, Leroy Sane gibi Premier Lig’de De Bruyne ile asist krallığını paylaşmış bir oyuncunun kadroya alınmaması ise Gary Lineker’ın “22 kişi 90 dakika boyunca bir topu kovalar ve sonunda Almanlar kazanır.” klişesine kapılarak hafife aldıklarının bir kanıtıydı. İşler beklendiği gibi gitmedi; her maç baskın bir futbol ortaya koysalar da, rakiplerin disiplinli yerleşik bir alan savunmasıyla sahada sabırla beklemeleri Almanya’yı alışık olmadıkları kısa pas ve kanat oyunlarına itince, daha direkt oynamayı tarz haline getirmiş olan Almanlar yine kendi silahları olan hızlı kontralarla önce Meksika’dan sonra Kore’den sağlam bir tokat yedi ve çemberin dışında kalmaktan kurtulamadı.
İspanya

Matadorların en büyük sorunu, gerek kulüp gerekse milli takım bazında başarıya doymuş oyuncularla turnuvaya gelmiş olmalarıydı. Bu durum mücadele azimlerini zayıflattı. Son 15 yılın Barcelona ekolüyle oynayan İspanya, Katalanlar’ın bile kendilerini güncellemek zorunda kaldığı bir dönemde alışılagelmiş boğucu pas oyunlarına güvenerek ikinci hatayı yaptı.
İspanya’yı çözen rakipleri, kendi ceza sahaları çevresinde kalabalık savunma yaparak İspanya’yı büyük bölümde sevdikleri ‘tiki taka’ hücumlarından uzak tutmayı başardılar. Takım savunmasında da açıklar veren İspanyollar turnuvanın geri kalanını televizyondan izlemek zorundalar.
Arjantin ya da Messi Ekselansları(!)

Arjantin’in ne olmayan taktik anlayışına ne de kadro zenginliğine değinmeye gerek yok. Arjantin gibi kaliteli bir takımın en büyük kozu aslında en büyük sorunuydu. Unutmayın, umudu tek biri üzerinde toplarsınız, o yok olduğunda siz de yok olursunuz. Messi her ne kadar tarihin en iyi iki oyuncusundan biri olsa da takımının sahibi değil. Bir milli takim düşünün ki kazandığında sadece ‘Messi’ ismi geçerken, kaybettiklerinde teknik direktör ve bütün bir takım linç ediliyor. Birinn Maradona ve Messi’ye milli takımın onların çiftliği olmadığını söylemesi gerek diye düşünüyorum. O gün geldiğinde, Arjantin bu kaliteli kadroyla başarılara imza atabilir.
Turnuva devam ediyor ve favorilerin halen beklenen performansı gösterememeleri sürprizlerin sürebileceğine işaret eder nitelikte. Bu doğrultuda, takım oyununu en iyi oynayan, başta Hırvatistan olmak üzere, Fransa ve Belçika üçlüsünden en az birini finalde izleyeceğimizi düşünüyorum. Bunu izleyerek hep birlikte göreceğiz.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar