— Yusuf Ağa, tamam, anladım. Ama kayıtta yoksun, kayıtta. Görünmüyorsun sen. Resmi olarak yoksun sen.
— Ben nasıl yokum, komutanım? Nasıl yokmuşum ben? Aha, işte karşınızdayım! Ben yaşadım, hem de çok yaşadım. Kimseye fark ettirmeden, güldüm. Kimsenin haberi olmadan, ağladım. Yemek yedim, uyudum. Onca çocuklara baktım.
— Ama bak, ağa...
— Bakıyorum işte! Sen de görebiliyorsun ki, ben bakabiliyorum. Çünkü gözüm de var, kalbim de! Sen şimdi söyle, kim var, kim yok?
Sen doğmadan bu dünya vardı, biri Müslüman biri Hristiyan, biri siyah, biri beyaz… tüm çocuklar aynı bahçede oynuyorlardı. Sonra hudutları, kanunları koymuşlardı. Artık suçta belliydi, cezası da belliydi. Senden önce her şeyi düşünmüşler, sen doğunca da ha dünya budur böyle yaşanacak dediler… o dünyanın hudutlarına kendini hapsetme. Sen bir daha anla, bir daha söyle kendi sözlerini, adalet sade kitaplarda yazmaz. Aklın kalbin hep adil olsun ve bunları yaparken daima yüreğine vicdanına kulak ver.
Gibi repliklerinden biri vardı.. Şu an ne düşünüyorsun? Bu soru çok kabaca değil mi. Ayıp bir kere vs. diye anlatıyordu.. Leyla ile mecnundaki çoğu replik. Son bir arzunuz var mı? Salın bizi.. İyi akıl ettin abi..