Sistem, yozlaşma ve geçmişin peşini bırakmayan o karanlık gölgesi üzerine kurulu filmler benim için her zaman ayrı bir yerde olmuştur. Çünkü kurgudan öte, insan ruhunun en çiğ ve en sert halini izlemek insana bambaşka dokunuyor. İzlerken bazen karakterlerin çaresizliğine inanamıyorum, bazen adaletin yitip gitmesine öfkeleniyorum, bazen de bir insanın değişme çabasına saygı duyuyorum. İşte bu yüzden bugün size, izledikten sonra kolay kolay etkisinden çıkamayacağınız üç ağır filmden bahsedeceğim.
1- American History X
Hayat sürekli kızgın, yaşanmayacak kadar kızgındır.

Hayatımızı anlamlı kılan inançlarımızın hepsinin yalan ve safsatadan ibaret olduğunu, elimizde kin, acı ve mutsuzluktan başka bir şey kalmadığını görürsek ne yaparız? Cevap için bu filmi seyredilmeli.

Ebeveynlerin, çocuklarının yanında ne konuştuklarına dikkat etmemeleri durumunda, ufak düşmanlıkların şiddetli nefretlere dönüşebileceğini anlamamızı da sağlamıştır. Filmdeki tek bir sahne bütün olayı açıklıyor:
Esas oğlan ile siyahi arkadaşı hapishanede çamaşır dizerlerken, arkadaşının kafasına çarşafı takıp KKK’yı taklit ederek; "Evet beyazlar, bugünkü işimiz bütün gün zencilerden nefret etmek... Bütün gün zencilerden nefret etmemiz lazım, bizim işimiz bu" demesi sanırım birçok kesime ulaşmıştır.

Genel klasik özeti ise,
American History X, 1998 yapımı, Edward Norton’un başrolde devleştiği efsane bir dramdır. Bir neo-Nazi liderinin hapse girip yaşadıklarından sonra nasıl değiştiğini ve nefretin ne kadar boş bir yük olduğunu anlatır. Geçmişi siyah-beyaz, günümüzü renkli göstererek karakterin kafa yapısını simgeler.
Kısacası; öfkenin ve yanlış inançların bir insanı ve ailesini nasıl bitirdiğini vuran tokat gibi bir filmdir.

2-Training Day (İlk Gün)

Çok çılgın bir film olmasa da, filmi izledikten sonra odaya giren ablama : 'Hey adamım dur bakalım, federal yasaları çiğnedin, gel buraya!' dememe neden olmuştur. Normalde böyle cümleler kuran biri değilim... Ama şimdi düşününce, evet, gerçekten güzel filmmiş.

Denzel Washington için zor olmayan, alışık olduğu bir rolü canlandırdığını söylemek mümkün, ancak yine de sergilediği performansın başarısı tartışılmaz, hatta bu filmde kendisini aştığı kanaatindeyim. Öte yandan Ethan Hawke’ın performansı da Washington’dan aşağı kalır cinsten değildi; o ezilmişliği ve ikilemi çok iyi yansıtmış.

Uyuşturucu ve polis teşkilatının içine düştüğü o "bok çukuru" daha evvel pek çok filmde işlendi. Ancak aralarından hangisi insanı bu kadar düşünmeye sevk edebildi? Hangisi sadece bir günü bu kadar iyi özetleyebildi veya insanın düştüğü vicdani ikilemi bu denli nefis aktarabildi?
Bence bu film, yozlaşmışlık üzerine çekilmiş şahane bir eserdir.
3- A History Of Violence

Şiddet dolu bir geçmişe sahip olup izini kaybettirmek ve her şeye tamamen yeniden başlamak isteyen bir adamın hikayesini anlatan David Cronenberg filmi. Kendini bulmak için bazen ortadan kaybolmak ve tamamen başka bir kişi olmak gerekir. Bazen unutmak yetmez, yeniden başlamak için eskiyi yok etmek gerekir. Fakat ne kadar uzaklaşsan da geçmişi tamamen yok edemezsin; hatta tam da yeni hayatının kahramanı olduğunu sandığın anda, geçmişin senden intikam almak için ansızın çıkıp gelir. İşte o zaman, yarını inşa etmek için geçmişten kalanlarla savaşmak zorunda kalabilirsin.

Zaten mesele de tam burada başlıyor; geçmiş bir gölge gibi seni takip etse de, aslında verdiğin savaş o gölgeyi ışığa çıkarmamak için. Yeni bir hayat kurmak bir tercih değil, bazen bir hayatta kalma mücadelesidir. Geçmiş kapıyı çaldığında ona boyun eğmek yerine, kurduğun o yeni adamı korumak için ne kadar ileri gidebileceğini görüyorsun

Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer