Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Merhabalar. Bir sorudan aldım ilhamımı, ilham kaynağım olan hanım kızımıza haber eyleyip teşekkürlerimi ilettim ve yine geçtim klavyemin başına.

Klavyemin başı... Lanet olsun!

Hiç de sanatsal gelmiyor kulağa, kağıda yazıp mektup mu göndersem hepinize diyorum bazen ama o kadar param yok işte. Neyse idare edin beni.

Bazı bazı dengesizleşiyorum nedense, annem hep der aslında, "Olmadın sen, yapamadık biz seni, geri versek almazlar mı acaba?" diye. Kırıcı bir annem var sanırım, yazımı bitireyim de gidip ağlayayım banyoda...

Bir The Sixth Sense parodisi!

10. dakika sonra üst komşum : "Ağlayan insanlar duyuyorum!"

Neyse yine kontrolümü kaybediyorum gibi, bu uzun girişler öldürecek beni!

Konumuz günümüz insanının yaşadığı sıkıntılar, sorunlar, bencil toplum ve nihayetinde çıldıran insan, yani, BİZ!

Ancak bunu bir sembol üzerinden ilerleyerek işlemeye çalışacağım ben, hepinizin yakından tanıdığı, korku salan bir sembol, Joker.

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Hadi gelin, sinema tarihinin en özel karakterlerinden birinin hayatında kendimizden izler bulalım, onu yakından tanıyalım ve belki biraz da, anlayalım...

Hadi başlayalım...

Onu Popüler Hale Getiren Kabullenişimiz Oldu.

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Heath, Jack ya da Joaquin, hangi joker daha iyi? Bu soru çok sık sorulur. Ancak cevap açıktır, görmek için farklı açıdan bakmak gerekir.

Joaquin ile çizgisinden sapmıştır bir kere Joker, bana kalırsa yaratılan imaj kötü adam değil, kahraman ya da daha doğru bir ifade ile anti kahraman imajıdır.

Bir geçmişi olmayan, her anında fikri değişen ve yeni bir senaryo yazan tehditkar sosyopat imajı bir yana bırakılmış, bunun yerine bir dram işlenmiş ve elde edilen sonucun haklı yönleri vurgulanmıştır.

Birkaç sene öncesine dönelim hadi, Dark Knight Joker'ine, yani Heath Ledger'a, aklınızda kalan nedir?

Gel gitleri olan, hikayeleri aklına estikçe değiştiren, Batman'i maskesini çıkarmaya zorlayan, insanları kirleterek toplumun iğrençliğini yüzüne vurmaya çalışan ve bu uğurda her işi göze alan bir sosyopat.

Bugüne gelelim hemen ardından, en genç Joker'imize. Ezilen, bir çocuğu güldürmesine dahi müsade edilmeyen, dışı gülmek zorunda ancak içi hep ağlayan, en yakınındakilerce aşağılanan, şiddet gören, küçücük evine hapsolan ve en sonunda tüm zincirlerini koparan insan.

İşte kabullenişin sırrı da burada zannımca, zira artık hepimiz o zincirleri tüm gücümüzle çekiştiriyoruz, belki şiddet bir temsil sadece ancak insanların kontrolünü yitirmeye başladığı bir gerçek.

Toplum nezdinde bakınca daha da anlaşılır bir hale geliyor. Joker bir moda aslında, beyaz perdeye her yansıdığında gerek giyimi gerek hareketleri gerek sözleri ile yıllarca giyilen bir renk oluveriyor.

Peki bunu konumuza nasıl bağlıyoruz? Repliklerine bakmak yeterlidir aslında, her yerde gördüğümüz replikler. Bize tanıdık gelen bir duyguyu şu cümlede bulabilirsiniz.

"Bugünlerde herkes kötü, hem de insanı delirtecek kadar, kaldırımda can veren ben olsaydım yanımdan geçip giderdiniz!"

Tanıdık, değil mi? Bu yakınlık toplum adına fazlası ile ürkütücü, umarım insanlar bu yakınlığın farkına çok geç olmadan varırlar.

Bizden Daha Fazla İncinmemiştir Aslında...

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Gülmek güzel bir eylemdir. Çok da sağlıklıdır. Mutlu bir vücut, büyüleyici şekilde kıvrılan onlarca kas, tanrının tezgahından çıkan en güzel eser olan insanın yüzünün en güzel makyajı. Değil mi?

Değil, artık değil!

Artık gülüşler eskisi kadar masum değil. Kaynağını mutluluktan alan gülüşlere hasret günümüz insanı. Takıntıları, korkuları var.

Kısacık bir sahneyi canlandıralım sizinle beraber. İster misiniz?

"Evinizden çıkmak üzeresiniz, aynanın karşısına geçtiniz hararet ile. Yetişmeniz gereken bir buluşma var, en şık giysileriniz, en değerli takılarınız karşınızda, güzel yüzünüz, bakımlı saçlarınız, tam kıvamında makyajınız, adeta bir tanrıça gibisiniz. Koşup öptünüz annenizi, heyecanla çıktınız evden.

Sokaktasınız artık. İnsanlar geçiyor etrafınızdan, karıncalar gibi görünüyorsunuz yukarıdan bakıldığında. Yavaş yavaş o mutluluğunuzun söndüğünü hissediyorsunuz. Hızınızı arttırmaya başlıyor ve önünden geçtiğiniz mağazaların camlarından göz ucu ile kendinizi izliyorsunuz.

Neden mi? Safını değiştirip kötü insanın enstrümanı olmayı seçen o gülüşü duydunuz. Bilinçaltınızın en derinlerinde boğulan korkularınız gücünü toplayarak yüzeye kadar yüzdü, en görünür haline büründü."

Artık sadece bir soru var aklınızda, "Bana mı gülüyorlar?" ya da "Acaba kıyafetimde bir tuhaflık mı var?"

Dedim ya, artık değil. Bir sözü uyarlayalım hadi günümüze. Ne diyordu o insan, "Büyüdük ve kirlendi dünya." değil mi?

Ben diyorum ki, "Kirlendik ve küçüldü dünya."

Hayatlarımızı küçücük alanlara hapsettik, ellerimizi bir noktaya kadar kaldırabiliyoruz, yukarısı korkutuyor, adımlarımız küçücük, kahkalarımız yerini tebessümlere bıraktı, bazen ise onu dahi yapamıyoruz, bir çift güzel söze kanacak haldeyiz, zira sargı bezleriyle kaplı yüreğimiz babasız büyüyen bir kız çocuğu gibi, ne olduğunu bilmiyor sevginin, her yalana kanıyor...

Sonra mı? İğfal ediliyor ve ortadan kaldırılıyor.

Hadi, kaldırın Shakespear'i mezarından da bugünün insanını yazsın, yazabiliyorsa...

Dile Getiremediğimiz İsyanımızı, Bir Opera Sanatçısı Gibi En Yüksek Perdeden Haykırır Dünyaya!

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Evet, sevgili site sakinleri, bu madde benim en hissederek yazdığım madde olacak. Neden mi? Bu maddenin hem mazlumu hem de zalimiyiz çünkü.

Korkuyorum bazen biliyor musunuz? İnsanların içine yer etmiş olan linç isteği ürkütüyor beni.

Geri bas diyorum kendime, bak anlamayacaklar, okumaya tenezzül dahi etmeyecekler, sen ciltler de yazsan ilk iki kelime ile linç edecek, gülecek ve böbürlenerek gidecekler.

Bu anlaşılamama durumu ise düşürüyor insanı. Kendini değersiz hissetmeye başlıyor. Kırgınlığını yaşıyor önce usul usul, aynaya küsüyor, elinden gelse iç sesini susturacak aslında zira kendisini konuşmaya değer dahi bulmuyor.

Ama sonra bu kırıklar arttıkça his kaybı başlıyor, zarar gören sinirler artık iletmiyor olsa gerek duygularını ki gerekli hormonları üretemiyor. Böylece ikinci perdesi başlıyor hayatının, umursamamayı öğreniyor, alışıyor.

Ve bu perde hayatının dönüm noktası oluyor. Kırıklarla dolu kalbi yavaş yavaş parçalanmaya başlıyor ve en sonunda un ufak olup dökülüyor yere göğsünden. İnsanlığını yitiriyor yere değen her kırıntı ile.

Duyguları alınmış bir insan. Daha tehlikeli ne olabilir ki?

Hitler'in bile duyguları varmış okuduklarımızdan bildiğim kadarı ile, duyguları olan bir insanın yarattığı vahşet bu boyutlara ulaşabilir iken, duygulardan arınmış bir et yığını neler yapabilir?

Mazlum olarak başlayıp da zalim olarak noktalanılan bu serüvenin sorumlusu kim peki?

Biz miyiz?

Onlar kırdı, onlar ezdi. Ve suçlu biz miyiz? Hiç sanmıyorum.

Aslında Bizim de Vardır Bir Defterimiz, Herkesten Gizlediğimiz Bizi Yazdığımız...

Umarım ölümüm hayatımdan daha değerli olur.
Umarım ölümüm hayatımdan daha değerli olur.

Anlaşılmak korkusu mudur altında yatan neden bilmem. Ancak insanlar kendini en iyi yine kendisine anlatır, onu en iyi o anlar, en güzel esprilerini kendi kendine yapar, kimseye duyurmaz en sesli kahkahalarını, dramın en acı halini zihninde yaratır ve önce kendisine uygular, gözyaşlarını yine kendisi siler.

Bilinçli, bilinçsiz, kendine arkadaşlık eder insan. Bu arkadaşlık bizim kitabımızdır işte.

Joker'in defteri de benim için bir simgedir. Kendimiz ile başbaşa kaldığımızda zihnimizin kapalı kapıları ardında kurduğumuz cümlelerin bir defter ile somutlaştırılmasıdır. Ötesi değil.

Her insan bir kez olsun düşünmüştür hayatında kendi ölümünü. Kalabalık bir cenaze, ağlayan insanlar, mezarlığı uzaktan izleyen gözleri yaşlı bir sevgili, mezar taşını saçlarınızmış gibi okşayan pişman bir baba silüeti.

Belki de Joker'in sent ile kastettiği sadece sevgidir.

Sorsanıza hadi kendinize, hak ettiğinize inandığınız sevgiyi veriyor mu size hayat? Cevabı da yine kendinize vereceksiniz, dürüst olun, ben ya da bir başkası duymayacak.

Ve düşünün bu dürüst cevap üzerine. Lütfen.

Tuhaflaşan Biz Değiliz, Dünyanın Ta Kendisi!

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!

Uyum sağlayana kadar hepimiz farkındayız bu gerçeğin. Üzerimizde her geçen gün artan baskılar ile benliğimizi yitiriyoruz. Doğrularımız, yanlışlarımız birbirine giriyor, direksiyon hakimiyetini kaybediyoruz.

Yolsuzluk mesela, yolun başında bunu haykırıyoruz, ilerledikçe sesimiz kısılıyor, adeta ses tellerimizi eziyor üzerimizdeki baskı, zamanla tamamen susuyoruz, bu defa diyoruz ki içimizden "Allaha havale et, o gelir hakkından." ama insanız işte, adalet hemen tecelli etsin beklentisi ile dolu bir insancığız, hepsi bu.

Yol bitiyor sonunda, bir ayna bekliyor bizi bitiş çizgisinde, kısılan sesimiz ve gerçekleşmeyen beklentilerimizin yıprattığı ruhumuzla birden aynada görüyoruz kendimizi, komik geliyor bu değişim, "Bu ben miyim?" diyoruz fısıltı ile ve basıyoruz kahkahayı.

İşte insan aklının ömrü burada son buluyor.

Bizi de delirtiyor toplum, onlardan biri haline getiriyor.

Acınası...

Misler gibi deliriyoruz.
Misler gibi deliriyoruz.

İçimizde saklı deliliğin resmi Joker, zihin koridorlarımızın en ücra köşesindeki odasına hapsedilmiş, çıkmayı bekleyen bir gerçek.

Ve bizler odanın anahtarını bulmak üzereyiz.

Hiç bulamamamız dileği ile,

Okuyan yüreklerinize sağlık, sağlıkla ve huzurla kalın...

"Deliliğin insana bulduruverdiklerini, sağlam akıl yumurtlayamaz kolay kolay." Hamlet, William Shakespeare

#felfire

#kültürsanat

Görünmez Aynamızdaki Yansımamız, Joker!
Cevapla