Acil servisten çıktın...
Doktor sana gülümsedi.
"Bir şeyiniz yok."
dedi.
Ama sen o kapıdan kafandaki sorularla çıktın.
Eve geldin...
Yatağına uzandın...
Kalbini dinlemeye başladın.
"Acaba yine çarpıyor mu?"
Birkaç dakika sonra...
Kalbin gerçekten hızlandı.
İşte panik atak yaşayan insanların büyük çoğunluğu tam bu noktada aynı cümleyi kurar.
"Demek ki doktorlar bir şeyi göremedi."
Oysa çoğu zaman gözden kaçan bir hastalık değildir...
Gözden kaçan, beynin çalışma şeklidir.
Şimdi sana ilginç bir şey anlatacağım...
Farz et ki karşına aniden havlayan büyük bir köpek çıktı...
Ya da gece karanlık bir sokakta birinin sana doğru koştuğunu gördün...
O anda ne olur?
Kalbin hızlanır.
Nefesin sıklaşır.
Göz bebeklerin büyür.
Kasların gerilir.
Ellerin terler.
Miden düğümlenir.
Vücudun saniyeler içinde savaşa hazırlanır.
Çünkü beynin...
"Tehlike var."
kararı vermiştir.
İşte buna "savaş ya da kaç" sistemi denir.
Bu sistem milyonlarca yıldır bizi hayatta tutan en önemli savunma mekanizmalarından biridir.
Aslında bugün burada olmamızın en önemli sebeplerinden biri de budur.
Atalarımız bu alarm sistemi sayesinde yırtıcılardan kaçabildi...
Tehlikeleri önceden fark edebildi...
Hayatta kaldı.
Yani düşündüğünün aksine...
Bu sistem senin düşmanın değildir.
Tam tersine...
Hayatını kurtarmak için yaratılmıştır.
Peki o zaman sorun nerede?
Sorun şu...
Bazen beynin alarm merkezi gerçek bir tehlike olmadan da alarm verebilir.
Tıpkı evindeki duman dedektörünün...
Ortada yangın yokken...
Sadece kızarmış ekmeğin dumanına bile siren çalması gibi...
İşte panik atakta da olan budur.
Kalbin aslında görevini yapmaktadır.
Akciğerlerin de...
Kasların da...
Hormonların da...
Hepsi beynin verdiği alarma uymaktadır.
Çünkü beyin o anda gerçekten tehlikede olduğuna inanmıştır.
İşte bu yüzden yaşadığın çarpıntı da gerçektir...
Terleme de...
Titreme de...
Göğsündeki sıkışma da...
Nefes alamıyormuş hissi de...
Hepsi gerçektir.
Çünkü vücudun gerçekten savaş hazırlığı yapmaktadır.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var.
Ortada seni öldürecek gerçek bir tehlike yoktur.
Tehlike yalnızca beynin yaptığı yorumdadır.
Yani beden yalan söylemez.
Yanlış olan, beynin o belirtileri yorumlama biçimidir.
Belki bugüne kadar kendine defalarca şu soruyu sordun.
"Ben neden durduk yere panik atak geçiriyorum?"
Aslında çoğu zaman hiçbir şey durduk yere olmaz.
Bazen yıllar önce yaşadığın ağır bir hastalık...
Bazen çok sevdiğin bir insanı kaybetmek...
Bazen büyük bir ameliyat...
Bazen bir trafik kazası...
Bazen aylar süren yoğun stres...
Bazen de sadece duyduğun kötü bir haber...
Beynin alarm merkezini normalden daha hassas hâle getirebilir.
İşte bundan sonra...
Başkalarının önemsemeden geçtiği bir haber...
Bir çarpıntı...
Bir mide gazı...
Bir baş dönmesi...
Beynin tarafından gerçek bir tehlike gibi algılanabilir.
Ve alarm yeniden çalmaya başlar.
Vay... be!
Demek ki panik atak sırasında bana ihanet eden kalbim değilmiş...
Beni korumaya çalışan ama bazen gereğinden fazla hassas çalışan beynimin alarm sistemiymiş.
Şimdi ise daha ilginç bir yere gidiyoruz...
Çünkü bir sonraki bölümde sana, ilk panik atak geçtikten sonra neden aylarca "Ya tekrar olursa?" korkusuyla yaşadığını anlatacağım.
İnan bana...
Asıl kısır döngü tam da orada başlıyor.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer