18 sa

İnsanlığın yok olduğu bir gelecekte tek başına kalsan ne yapardın?

İnsanlığın yok olduğu bir gelecekte tek başına kalsan ne yapardın?

Bir hikâye anlatmak istiyorum. Birkaç bölümlük bir yazı olacak ve seri hâlinde yazacağım.

Muhtemelen her hafta bir kısmı gelir. Ona göre.

(Noktalama işaretlerine çok hâkim olmadığım için, noktalama yerleri yapay zekâya yaptırılmıştır.)

Şimdiden keyifli okumalar.
Hikâyemizin adı: VALİFERA
Gözlerimi açtığımda başım çatlıyordu. Sanki biri beynimin içine sıcak bir çivi çakmış gibiydi. Önce etrafı göremedim, sadece o keskin, yanık devre kokusunu aldım. Bir süre öylece yattım, vücudumdaki her kemiğin ayrı ayrı sızladığını hissettim.

"Sonunda uyandın ha? 28 yaşındasın ama sanki asırlardır uyuyormuşsun gibi bir hantallığın var," diye bir ses duydum.

Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma baktım. Yüzümün hemen birkaç santim üstünde, havada asılı duran eski bir telefon ekranı vardı. Ekranı, güneş enerjisiyle beslendiğini belli eden o cılız ışıkla hafifçe parlıyordu.

"Sen de kimsin?" diye mırıldandım. Sesim, uzun süre susuz kalmışım gibi boğuk çıkmıştı.

"Adım AURA," dedi telefonun ekranındaki o basit grafik. "Senin tek şansın, kafa dengi olmayan bir navigasyon cihazın ve şu an üzerinde bulunduğun enkazın tek sahibi. Kısaca, seninle bu boktan durumda baş başa kaldık."

Doğrulmaya çalıştım ama binaların yıkıntıları arasından sızan gün ışığı gözlerimi yaktı. Gökyüzü... tam olarak hatırladığım gibi değildi. Daha bulanık, daha kirli bir renkteydi. En son Ay'a giden o lanet olası kapsüldeydim, sonra bir gürültü, sarsıntı ve sonrası koca bir boşluk.

"Ne oldu? Ne kadar süre uyudum?" diye sordum, ellerimle tozlu zemini destekleyerek ayağa kalkmaya çalışırken.

"Yüz yıl kadar," dedi AURA. Sesi sanki yüzüme karşı alay ediyormuş gibi bir tondaydı. "İnsanlık kendi elleriyle dünyayı bir güzel bitirdi. Senin gibi dondurulmuş bir 'geçmiş zaman hatırası'nın uyandığını görseler, büyük ihtimalle seni bir müze parçası niyetine parçalara ayırırlardı."

Binanın içi adeta bir orman gibiydi. Duvarlardan sarkan sarmaşıklar, betonun arasından fışkıran ağaçlar... Eskiden ofis olduğu belli olan bu yer şimdi bir harabeden farksızdı. Dışarıdan gelen sesler ise beni ürküttü. Sanki aşağıda düzenli bir şekilde yürüyen birileri vardı.

"AURA, insanlar nerede?" dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek.

"İnsanlar mı? Onlar artık 'insan' denilen şeyi çoktan geride bıraktılar," dedi AURA, ekranındaki veriler hızla akarken. "Aşağıda gördüğün o robotik tipler var ya; onlar orijinal insanlık kodunun sadece birer kopyası. Kendi yarattıkları o sözde mükemmel dünyada, birer piyon gibi hareket edip duruyorlar. Ama bak, eğer gerçekten yaşamak istiyorsan, şurada gördüğün havalandırma boşluğuna girmen lazım. Başka çaremiz yok."

Dışarıdaki o gri figürlerin, sanki bir programı takip ediyormuş gibi ritmik hareketlerini izledim. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. AURA'nın o alaycı, ukala tavrına rağmen, başka seçeneğim olmadığını biliyordum. Havalandırma boşluğunun o karanlık, rutubetli ağzına doğru ilk adımı attım.

#tentenoviç

İnsanlığın yok olduğu bir gelecekte tek başına kalsan ne yapardın?
Cevapla