Bir şeyin zıddını yaşamadan onu bilmek, tanımlamak ve kabul etmek, ya da etmemek mümkün müdür?

“Zıttını Yaşamadın Ki Ne Konuşuyorsun?”
Hiş… Aloooo gel zaban zabanan aklıma takılanlara bir cevap yazar mısın?


-
Ya.. Sen hiç kötü olmadan iyi olduğuna nasıl bu kadar emin oluyorsun?
Yani hiç yalan söylemeden dürüst olmak ve onun çok kıymetli olduğunu nasıl anlayıp kabul ediyorsun? Yani ne yalan söylemden dürüst olmadan dürüst olduğunu mu söylüyorsun gerçekten de?

Karanlık kötüdür mü? Işık ve aydınlık mı iyi dir? Hayde...
Yani sen Hiç Kör gibi bir karanlığı yaşamadan görmeden hissetmeden ışığın değerini mi biliyorsun gerçekten? Pes doğrusu bravo sana valla.

He he Hadi … Çayı bile ısmarlarken aklında bin bir tilki geçiren sen layn bana değil olabiliyorsan kendine dürüst ol bi’ zahmet.
Hem Her şey zıttıyla var olurmuş. Yani zıttı olmayanın bir anlam ve değeri de olmazmış! yani?
İyi-kötü, doğru-yanlış, ışık-karanlık…
Bunlar çiftetelli oynayan kavramlar. Biri yoksa diğeri “kör topal” kalır.
Ee o zaman sen Kitaptan ezbere konuşuyorsun öğrenmişsin üç beş söz kelime “Ben iyiyim” diye ahkam kesiyorsun bence. Layn bir kere kötüyü düşünmek bile kötülüktür yaw alala..

Sen Hiç ışığı görmemiş birine sen karanlık mı diye nasıl sorarsın?

sen anlat bakalım ona; ışığı aydınlığın nasıl bir şey olduğunu nasıl anlatırsın?

Kalkmış ben Aydınlandım diyor hala ya...
He o zaman Gözleri doğuştan görmeyen “karanlık bir dünyadasın” da kötülük dünyasında yaşıyorsun de bide istersen.

Niye diyemiyorsun? Ha... Çünkü biz ışığı biliyoruz yani.
Yahu ışığı hiç görmemişse, karanlığı bile bilmez ki!
Ama sen diye biliyorsun Ahlaksız olmadan yalancı olmadan kötülük yapmadan da diye biliyorsun layn bu ne çelişki dir kardeşim
Bence Sen sadece kendi bildiğini zannettiklerin tüm dünyayı iyi ya da kötü diye etiketliyorsun.

Çünkü sen karanlık kötü, ışık iyi diyorsun da…
Sen nasıl karar veriyorsun buna?
Belki de karanlık ne kötü, ne de iyi… “Senin içinde ki varoluş” Ne?

Tabi tabi sen seversin hep illa bir şeyleri çerçevelemeyi, kalıbını da yaptım, oh.. birde kutulara sokarsın ya…
Tabi ya bunlar iyi şeyler aydınlık yanlarımız bu! doğrusu ve iyi olanı da bunlar değil mi?

Sen “Hiç yanlış yapmadan doğru olabilmeyi başarmış…”
Hiç ahlaksızlık yapmadan ahlaklı olduğunu iddia eden.
Peki bu “ahlak” senin kendi bulduğun bir yol mu, yoksa başkalarının sana hiş akılı ol! Ahlakını takın diye birilerin ezberlettiği bir kitap bilgisi mi?

Kötülüğü hiç tatmadan “Ben iyiyim” diyenin iyiliği test edilmemiştir acaba? .


Yahu sen daha dün bu yanlış dediğine kalkmış bugün o yanlış doğrudur diyorsun sen benim ile dalga geçiyorsun her halde?
Tama kabul de
Peki Bugün doğru dediğin şey yarın yanlış olacak mı? Değiştirme bak..

sonra benim nevrim de döner iyice karıştırırım. Artık ne doğru ne yanlış diye beynim bulanır bak benim.

“Son Sözüm”
Kötülüğü hiç tatmadan iyiliğe iman edenin iyiliği teoriktir.
Karanlığı hiç görmeden ışığın kıymetini bilmek masal okumak gibidir.
Vicdan diyorsun… Güzel! Ama vicdan da bazen ateşe basmadan büyümez.

Unutma dostum!
Zıddını yaşamayan adamın hayatı kopya kağıdı gibidir; ince, soluk ve yırtılmaya mahkûm…
Sen dalgadan korkarsan, bir gün o dalga gelir seni alır götürür.
Ben dalganın üstünde sörf yapıyorum.
Sen hâlâ kıyıda mı bekliyorsun?

Eskiden hepimiz karpuz gibi renkli, tatlı ve sulu bir karpuz giydik şimdi?


Bir şeyin zıddını yaşamadan onu bilmek, tanımlamak ve kabul etmek, ya da etmemek mümkün müdür?
Cevapla