Miraç Kandili Nedir : Arapça'da merdiven, yukari çikmak, yükselmek anlamlarini dile getirir. Islam'da Hz. Muhammed s. a. v)' in göge yükselerek Allah'in huzuruna kabul edilmesi olayi. Mirac olayi hicretten bir yil ya da onyedi ay önce Receb ayinin yirmi yedinci gecesi gerçeklesir. Olayin iki asamasi vardir. Birinci asamada Hz. Peygamber s. a. v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'in andigi bu asama, gece yürüyüsü anlaminda isra adini alir. Ikinci asamayi ise Hz. Peygamber s. a. v)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselisi olusturur. Mirac olarak anilan bu yükselme olayi Kur'an'da anilmaz, ama çok sayidaki hadis ayrintili biçimde anlatilir.
Kur’an’ın hiçbir yerinde herhangi bir insanın Allah’ın yanına yükseldiği, O’nunla konuştuğu, din buyrukları hususunda O’nunla pazarlığa girdiği, O’ndan: “Ben sana aşıkım, sen olmasan varlıkları yaratmazdım…” şeklinde methiyeler dinlediği yolunda değil bir beyan, bir işaret bile yoktur. Ne yazık ki, Yahudi-Hristiyan mitolojisinden İslam’a aktarılan Miraç hikâyesi (veya hikâyeleri), tüm bu Kur’an dışı kabulleri içermektedir.
Bu kabuller, bazı surelerdeki (özellikle Necm ve İsra Sureleri) Cebrail’e giden zamirleri teviller yapıp Allah’a göndererek veya ayetleri mitolojiye uydurarak desteklenmektedir. Tümü anlam kaydırması veya tahriftir.
Kur’an’da bir İsra olayı vardır. İsra, aynı adı taşıyan surenin ilk ayetinde de gösterildiği gibi, “gece yürüyüşü veya gece yürütmek” demektir. Ayetin beyanına göre, Hz. Peygamber, bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürütülmüştür. Bu yürütmenin beden ve ruh beraberliğinde mi? yoksa sadece ruhen mi olduğu ayette açıklanmamıştır. Hz. Peygamber’in Mescid-i Aksa’dan göklere yükseltildiğine ilişkin hiçbir söz ve işaret yoktur. Böyle bir şey, zaten Kur’an’ın sünnetullah dediği varlık yasalarına aykırıdır.
İş bununla da kalmaz: İsra olayındaki yürütmenin ruh ve beden beraberliğinde olduğunu kabul etmeyen, böyle diyenleri yalancılık ve iftiracılıkla suçlayan büyük sahabîler vardır. Bunların başında fakıh sahabî Hz. Âişe gelmektedir. Hz. Âişe, “Peygamberimiz Miraç gecesi rabbini gördü, onunla konuştu…” vs. türünden sözler söyleyenlere şiddetle karşı çıkmış ve şunları söylemiştir: “Bu sözleri duyunca tüylerim ürperiyor, bunları nasıl söyleyebiliyorlar. Bunları söyleyenler Allah’a da Peygamber’e de iftira etmiş olurlar. Allah hiçbir beşere görünmez, hiçbir beşerle konuşmaz.” Hz. Aişe bununla da yetinmemiş, şunu da eklemiştir: “O gece Hz. Peygamber yatağından hiç ayrılmadı, ayrılsaydı ben görürdüm. Rabbi onu o âlemlerde ruhen dolaştırdı.”
Kur’an’ı dikkatle okuyanlar görürler ki Hz, Âişe’nin bu sözleri ve tavrı Kur’an’ın beyanlarına ve ruhuna en uygun olanıdır.
Bizim Kur’an’dan beslenen düşüncemiz ve inancımız şudur: Hz. Peygamber, bir İsra mucizesiyle lütuflandırılıp bir gece Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür. Bu götürülmenin beden ve ruh beraberliğinde mi, sadece ruhen mi olduğu meselesi bizim bilgi sınırlarımızın dışındadır. Biz bu noktada durmayı yeğleriz. Hz. Peygamber’in göklere çıkarıldığı, Allah ile görüştüğü, Allah’ın ona iltifatlar ettiği, namazın uzun bir pazarlıkla farz kılındığı yolundaki rivayetlerin tümünü Kur’an’a, dine, uluhiyet ve nübüvvetin şanına aykırı buluruz.
Hz. Resul’ün Cenabı Hakk’ın tecellilerine ruhen muhatap olmasına gelince o bir kerelik değildir. Resul bu tecellilerin her an muhatabıdır. O muhatap olmanın nasıllığı ise bize anlatılmamıştır. O halde biz o noktada da dururuz; kafamızdan veya û söylemlerinden yararlanıp senaryolar oluşturmayız.
Yahudi-Hristiyan mitolojisinden aktarılan kabullerle Kur’an’daki İsra olayının kaynaştırılmasından doğan sapmalar Hz. Muhammed’in û elçisi niteliklerine ters düşen birçok bid’at ve hurafe barındırmaktadır.