Zor biliyorum ama üzerinde düşünmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile
Önerilerinizi bekliyorum.
Önerilerinizi bekliyorum.
"Hak bir nokta idi, onu insanlar çoğalttı." Hz. Ali.
Bu söz hep düşündürür beni ama konuya dönelim. Gerçek maddi bir şey, göz ile görülür, dokunulur, Maddi delilleri vardır.
Hakikat daha çok mücerret bir şey. Hakk dopru olan tek nokta, hakikat Emin, denen peygamberi de işaret eder, gözle görülemeyen aklın varlığını da, eserlerinden yola çıkarak, zanatkârı da..! Meselâ tüm ahsasın varlığı, bir varlığın, onları var ettiğine delil sayan insanların o varlığın peşine düşmesi, hakikatin peşine düşmesi dir. Sadece gerçek peşinde olan insan, "bel ile kaburga arasından gelen suyun," lafını duyduğunda "kasıktan gelir o, görünen köy kılavuz istemez" der ama hakikati araştıran insan, embriyoloji ye bakar ve görür ki, insanın o suyu elde ettiği bölümü, orada üretilir. O insan ilk görünene bakmaz, ardındakini araştırır.
Kuran hep, "düşünün" der "hiç düşünmezmisiniz?" der, "hiç akletmezmisiniz?" der çünkü gerçek göz ile, Hakikat akıl ile görülür.🙂
Evet. Akıl ve vicdan süzgecinden geçirmek...
Akıl bize bahşedilendir.
Vicdan insanın içindeki Tanrı'nın sesidir.
Amacım "gerçek" ile "hakikat"in arasındaki bulanık alanın farkındalığı üzerinde beyin fırtınası yapmaktı.
Bu açıdan amaç hasıl oldu.
Cevaplara bakacak olursan, ikisini de aynı şey sanan bir çok kişi de var.
Belki bu vesile ile üzerinde düşünmeye başlayabilirler.
Soyut kavramlar arasında karmaşa olabiliyor. Fakat gerçek duruma göre, kişinin o anki algısına göre değişebilir. Hakikat ise değişmez. Fakat hakikati işleyiş biçimi değişebilir.
Mesela hakikat nedir diye sorduklarında şu cevabı vermek yanlış olmaz.
Hakikat "bir uzmanın algısıdır"
Mesela Covid19 öldürebilen bir hastalıktır. Neden? Çünkü uzmanlar bu şekilde algılıyor. Peki gerçekten gözünüz ile bunu gördüğünüzde o zaman bu sizin için gerçek oluyor. Fakat bu herkes için gerçek değil. Covid19 olup da yaşayan birçok kişi var. İyileşen de aynı şekilde.
Mesela diş fırçalamak diş sağlığı için faydalıdır. Bunun hakikat olması için bir uzmanın söylemesi gerekir. Evet diş hekiminiz söyledi ve hakikat oldu. Peki ne zaman gerçek olur? Siz bunu deneyimleyip doğruladığınız zaman. Fakat kimisi bu marka, kimisi şu marka daha iyidir der. gerçeklik kişiye göre değişir zamanla.
Bu izahatın bana Nahl Suresi 43. ayeti hatırlattı: "Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun."
Aslında bilmiyorsanız yerine gerçekten bilmiyoruzu söylemek gerekir. Çünkü bildiğimizi de başkalarından öğreniyoruz. Yani şu formülü yazayım isterseniz.
Hakikat nedir?
- Uzmanın algısıdır
Uzman kimdir?
-Uzman olarak algıladığınız kişidir.
Uzman olarak algıladığınız kişi kimdir?
- Uzman olarak algıladığı diğer kişilerin bilgilerine güvenerek onlardan uzman olmayı öğrenmiş kişidir.
Benim için net kanıtı olan şey gerçektir, net bir kanıtı yoksa kendi araştırmalarımın bana düşündürdüğü aski kanıtlanana kadar gerçektir. Onun dışında kimsenin bir söz değeri yoktur.
1 milyon insan sağa giderken sola gitmek gibi bir huyum var.
Tamam anladım. Peki hakikat nedir?
Örnek üzerinden gitsek: "Ben gözümle gördüğüme inanırım" diyen kişi sahnede bir sihirbazın kadını ikiye böldüğünü görüyor. Ancak bunun bir hile olduğunu bildiğimiz için kadının ortadan ikiye bölünmediğini biliyoruz.
İşte gerçek ile hakikati ayırmaya başladığımız yer...
Gerçek senin gözünle gördüğündür hakikat ise gerçekte olan bir sırdır hakikaten sadece gerçekleri mantık çerçevesinde bağlı olan ama maneviyatını da ihmal etmeyenler ulaşabilir
Dediklerine katılıyorum. Peki bunu nasıl pratikte uygulayabiliriz?
Ha bu arada acaba yukarıdaki @nyanya1384 arkadaşımıza da yardımcı olabilir misin? Sanırım o TDK sözlüğünde kaybolmuş gibi görünüyor.
@nyanya1384 sadece realist gözlükle bakıyor ona da hak vermek lazım hakikate ise bu gözlükten kurtulanlar ulaşabilir
Pratiğe indirgemek zordur hakikaten tam manasıyla insan ulaşabilir miyiz ulaşamaz mı o kesin değil ama ulaşanlar var bir de ulaşma yolunda olanlar var ulaşma yolunda olmakta güzeldir
Cevap
36Cevap
Günlük koşuşturma içinde günler-aylar yıllar geçerken, böyle sorular sayesin de biraz duruyor, nefes alıyor ve biraz da olsa düşünebiliyoruz. Bu harika soru için teşekkürler. Gerçek ve Hakikat'i ayırt edebilmek için önce bağlam olarak yakın anlam içeren bu kavramların ne olduğunu anlamak gerekir. Verilen yanıtlardan da anlaşıldığı üzere, bu kavramlar özenle bilinmez, öğrenilmez, anlatılmaz, kullanılmazsa; diğer bütün herşey gibi içerikleri zayıflar ve zamanla birbirlerinin yerine kullanılmaya ve devamında aynılaşmaya başlarlar. Soruyu bir alıntıyla yanıtlamak istiyorum;
Bilginin sağlıklı aktarımı, kavramların doğru kullanımıyla mümkündür. Bunun için sözlük anlamlarını bilmek yetmez; refere ettikleri olayları da (doğru) idrak edebilmek gerekir. ‘Gerçek’ ve ‘hakikat’ o kavramlardan ikisidir.
‘Gerçek’ kavramının literatür anlamını bilen biri, misal, politik olayların art/derin bilgisine sahip değilse olup bitenleri ‘hakikatmiş’ gibi algılar, tavrını da ona göre koyar. Velhasıl eğitim herkes için şarttır. Gelgelelim, eğitimli olmak bilinçli olmanın yeter şartı değil. Tahsil görmek gerçeğin algılanılmasına yetebilir, lakin hakikati idrak etmek başka yetiler gerektirir. Hal böyleyken, politik sağduyunun ve seküler aklın zayıfladığı, at iziyle it izinin karıştığı jeopolitik iklimlerde, bir yönetme taktiği olan ‘manipülasyonla’, yönetme pratiklerinin toplamı olan ‘reel-politika’ arasındaki ilişki sanıldığından çok daha güçlüdür, gücünü de ‘bilgisizlikle bilinçsizliğin’ sinerjisinden alır.
Yakın kavramlar arasındaki farkı ortaya koymanın kestirme yollarından biri farklı dillerdeki karşılıklarına bakmak olabilir. Misal, ‘gerçek’in İngilizce karşılığı ‘real’, yani güncel olan demek. ‘Hakikat’in karşılığı ise ‘truth’; gerçeklik, doğruluk, haklılık, dürüstlük anlamlarında. Yazımızın bağlamıyla ilişkili bir karşılığı daha var, o da ‘bütünlük’ anlamına gelen ‘integrity’. Bütünlük kavramı evrensele gönderme yaptığından, hakikatin ‘normatif (ilkesel)’ öze sahip olduğu iddia edilebilir, bu sebeple bütün kültürlerin ve konjonktürlerin üzerindedir.

‘Gerçek’ kavramı duyularla algılandığından görünür özelliğe sahiptir. Gerçeğin bu özelliği onun ‘görüntüden’ ibaret kılınmasını da kolaylaştırır. Dolayısıyla -hakikatin normatifliğinden (ilkeselliğinden) farklı olarak- gerçeğin formatif (şekilsel) yapısı belirsiz, tekinsiz ve tartışılabilir olabilir. Buna rağmen her gerçek, kendisini yadsıyan ya da destekleyen bir hakikatle bağlantı halindedir. Bu bağlantıyı ancak etik bütünlüğü (integrity) idrak edebilen bilinçler kurabilir.

Gerçek’ olduğu varsayılan bir durumun tartışılabilirliğine karşın, ‘hakikatin’ tartışılması büyük ölçüde abestir. Azteklerin kutsallık atfettiği ‘kan akıtma’ ayininin bugünün Meksikalıları için tüyler ürpertici olduğunu tahmin etmek güç değil. Oysa, ‘yaşamın kaynağı olarak Güneş’ hakikati Aztekler ve Meksikalılar için aynıdır; değişen bilinç yapılarıdır. Gelgelelim, ‘kan akıtma’ geleneğinin akıl dışılığı ve tüyler ürperticiliği, ‘kanlı canlı’ bir gerçek olan bu tür ritüelleri yok saymamıza yetmez. Peşinden gelen marazları tedavülden kaldırmak için anti-tezleri olan hakikatlere ulaşmak gerekir; o da ancak öncül gerçeğin içinden geçmekle mümkündür.
Bu bağlamda, insanlık trajedilerinin sürmesine katkı sunan ‘yanlış tavırların’ birer veri olduğunu kabul etmek durumundayız. Zira ‘hakikat’, var olan bütün olgulara, olaylara, süreçlere ve nesnelere karşılık gelen ‘gerçek’ kavramının bilincimizdeki yansımasından başka şey değildir. Dolayısıyla bilinç bir aynadır ve sırrının kalitesi önemlidir, onu da belirleyen ‘kültürdür’. Kültürse, pratik ve teorik emeğin zaman içinde yarattığı değerlerin ve bunların aktarımında kullanılan araçların tümüdür. (alıntı)
Gerçek ile Hakikat'in arasındaki farkı bilmeyen, ya da en azından bunun üzerine kafa yormayan kitlelerin oyları ile seçilen yöneticilerin, doğru şeyler yapmasını beklemek ne kadar akla yakındır? Daha fenası seçilenler bu kavramların farkında bile değilse, uluslararası arenada ülkenin milli çıkarlarını doğru olarak tespit etmede ne kadar isabetli olabilirler?
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, o toplumun yüzde kaçının bu kavramları bildiği ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Bir nevi PCR testi gibi kullanabiliriz.
Bana sorarsan LGS gibi, Üniversite giriş sınavları gibi sınavların sadece "Türkçe" üzerinden yapılması yeterlidir. Okuduğunu anlamayan bir öğrenci, kendisine verilen bilgileri sadece ezberler. Ama asla içselleştiremez.
Bugüne kadar pek isabetli oldukları söylenemez. Memleket de ki eğtim probleminin bilinçli olarak bu hale getirildiği, mevcut eğtim sisteminin yanlış, yetersiz, anlamadan taklit ve kopyalama temelli, bireylerin özgüvenini yokedeni değerleri aşındıran, doğru akıl yürütebilme yetkinliğini kazandırmayan, yabancı hayranlığı oluşturan, yaşamlarını sürdürmeyi kendi güçlerini becerilerini kullanarak başaramayacağı sanısı oluşturan bir eğitim sistemin de yıllardır neden ısrar edildiği de bu saye de ortaya çıkmış oluyor. Eğitimle ilgili bu kaygıyı çeken Sebahattin Dilaver'e aittir bu tespitler. Ayıca Mahiye Morgül de özellikle ilkokul çocuklarına okutulan müfredatla ilgili çok ciddi eleştirileri vardır. Kendi web sitesin de çocuklarına eğitim vermek isteyen ebeveynler için 2005 yılından beri eski ders kitaplarını topluyor yayınlıyor. Keza Seba Dilaver de kendi sitesinde de benzer bir çalışma var. Görünen o ki her ebeveyn kendi çocuğunun nasıl bir müfredata maruz kaldığının farkın da olmalı. Çocuklar geleceğimiz.
Eğitim sistemine tepki olarak, yıllar önce Erkin Koray kızı Damla'yı okula göndermeyip hapis cezası ile yüzleşmişti. Ama TV'yi ve günümüzde sosyal medyanın etkisini öngörememiş sanırım.
Bu durumda gene başa dönüyoruz ve meselenin ebeveynlerin bireysel çabalarıyla çözülemeyeceğini görüyoruz.
Görünen o ki "eğitim" konusunu "milli beka" meselesi olarak görülmesini sağlamak ve yönde çaba göstermek.
Okullarımızı başta Türkçe olmak üzere, İngilizce, Fransızca, Kürtçe, Farsça, Rusça, İspanyolca gibi dilleri öğreten kurumlar haline getirmek. Türkçe'nin dışında en az 2 dil daha öğretmek.
Nasıl ki bilgisayarlar 1 ve 0 ile çalışırsa, insan beyni de "kelimeler" ile işler. Kişinin düşünce ufku bildiği kelime sayısıyla sınırlıdır. Gündelik hayatını 300 kelime ile sürdüren kişilerin nasıl bir zihinsel gelişmişliği olabilir?
Hedef 3 dilde toplam en az 200.000 kelime olmalı.
Günümüz de ebeveynlerin büyük çoğunluğunda çocuğun eğitimi ile ilgili bir farkındalık oluşmuş değil. Öyle ki okul adeta rekreaktif bir aktiviteden öte geçmiyor. Çocuk evden çıksın, başını ağrıtmasın ki bu saye de gün boyu rahat etme derdindeler. Ayrıca sadece eğitim değil, çocuğun gelişimin de en önemli etkenlerden birisi de anne-babanın vermesi gereken koşulsuz sevgiyi, ilgiyi maalesef yeterli seviye de alamıyor. Bu da çok çeşitli sorunlara neden oluyor.
Cumhuriyet kurulduğunda okuma yazma oranı %2 lerdeydi. Eğitim düzeyini yükseltmek ebeynler sayesinde değil Maarif Vekaleti sayesinde olmuştur.
Aynı anlayış içinde, günümüz koşullarına uygun bir "Maarif Devrimi" yapmaktan başka bir çözüm olası görünmüyor.
Ben mühendisim. Hiç felsefe dersi almadım. Ama genel kültür olarak hakikatin zihinsel, düşünerek, yorumlayarak hissedilebilen inanılan bir şey ilken, gerçeğin fiilen elle tutulan, gözle görülen, tecrübe ile emin olunan olgusal bir şey olduğunu biliyorum.
Mesela ben sevgili @KumruSahin i hiç görmediğim halde hakikaten bir kadın olduğuna inanırken, fırsat olur da Ankara Kızılay’da karşılıklı bir çay içip sohbet ettiğimizde sohbet derinleşince onun gerçekten bir kadın ya da erkek olduğunu duyularımla da hissederek gerçekten anlayabilirim.
Sanırım basit bir şekilde ancak böyle anlatabilirim hakikat ilke gerçeği. 😎
Bir mühendis için oldukça derin bir düşünce şekli. +++
Özetle hakikate gerçeğin sırrı desek mi?
Gerçek herkes için farklı noktada gerçekleşir, kişilerin algı ve yaklaşımına göre gerçek değişir.
Ancak Hakikat ise kişiden kişiye değişim göstermez, her gerçeğin içindeki hakikate ulaşmaktır zor olan. Bazı gerçek sandığımız şeylerin içinde hakikati bulamayınca onun gerçekliğini sorgulamaya başlarız.
Peki hakikate ulaşmak için ne tür yol ve yöntemler önerebilirsin?
Sorudaki asıl amaç bu
Hakikate ulaşma imkanı vardır, o gerçeklerin özüne inip asıl olanın ne olduğunu anlama durumunda hakikate ulaşmış oluruz. Gerçeğin içinde yalan veya yalanın içindeki gerçeği bulabilmek hakikattır. Bu da olaya yaklaşım kapasitemize ve aklımıza olan hakimiyetimize göre değişir.
Evet ilk ayet: Oku.
Okumak deyince sadece kitap okumak değil elbette. Olayları okumak. Bir doktorun hastayı okuması...
Dediğin gibi gerçekleri okumayı bilirsek, ve aklımıza danışırsak ve vicdan süzgecinden geçirirsek hakikate doğru yol alabiliriz.
Ya hakikat işimize gelmiyor ise. İşte o zaman sadece okuyup geçeriz.
Günümüzde hakikat uzmanların algısıdır. Mesela uzayda yaşam var mı? Bunu size uzman söyleyebilir. Ya da "zeytinyağ" kalp sağlığına faydalı mıdır. Bunu da uzaman söyleyebilir. Fakat hangi uzman diye sorduğumuzda o zaman sizin gerçeğiniz ortaya çıkar. Yani gerçek ile desteklenen hakikate ulaşabilirsiniz.
Aslında temelde fark yok.
Çünkü ikisi de aynı şeyi anlatıyor.
Köken olarak farklı kelimeler.
Fakat;
nedense hakikat gerçeğin de ötesiymiş gibi değerlendiriliyor ve sorma sebebin de bu aslında.
Bu Arapça kökenli olması ve kullanım yerleri sebebi ile böyle algılanıyor olabilir.
Bu algı sebebi ile; gerçek görüp ölçülebilen bir şey iken, hakikat bunun da ötesi gibi oluyor.
O yüzden ikisi arasındaki fark varsayımsal olduğu için ayırt edilemez ki zaten temelde de fark yok.
Hakikate yani göremediğimiz, duyamadığımız öyle olduğunu düşündüğümüz bir şeye veya yere ulaşılabilirse o zaman fark ayırt edilebilir ki şimdiye kadar böyle bir şeye veya yere ulaşan, bunu anlatan olmadı...
Gerçekten mi?
Hakkaten mi?
Gerçekten sorusuna evet şeklinde cevap verilirken.
Hakkaten mi sorusuna valla billa diye cevap verilir.
Sanırım ikisi arasındki fark. Tanrı ve insanın doğrularının faklı olması.
Soru.
Merve bu gece batuhanla seviştin mi doğru söyle?
Cevap: Evet batuhanla gerçeken seviştim.
Cevap: valla billa batuhanla hakikaten seviştim.
İki seçenekte de doğru cevap vermiş birin de gerçek diğerinde hakikat.
Tanrının yanlış kabul ettiğini insanbdoğru kabul edince böyle garip absürt yamuk bir cümle çıkıyor ortaya. Valla billa batuhanla hakikatennseviştim.
Hakikat tanrının doğrusu. Gerçeknise insan ve bulunduğu kültürün inandığıdır.
Herkes kendi gerçeğini yaşıyor sanki bu hayatta...
Farkli farklı yorumlayıp kendi gerçeğini oluşturuyor her bir insan. Gercek dediğimiz şey belki de bir şeyin somut ve nesnel varlığı.
Fakat hakikat , altında daha derin manalar taşıyor.
Herkesin görüp kabul edemeyeceği belki de.
Gerçek, zahirde görünenler...
Hakikat, perde arkasındaki sırlar...
Nesneler-cisimler, gördüklerimizden ibaret değiller...
Yine Olaylar da, sadece zahirde yaşananlarla sınırlı değiller...
Ayrıntılar, gizli sırları ve manaları okumamıza yardımcı olur...
İnsan, akıllı bir varlık ve aklını kullanarak hakikate ulaşmaya çalışır...
Tahkik ederek, sorguluyarak, gayret ederek neticeye yani gerçekten hakikate doğru geçiş yapmaya çalışır...
Gerçek, yalanın üzerine tek kat boya çekilmiş; hakikat ise iki kat boya çekilmiş halidir. Gerçek, hakikat, yanlış, yalan bunların hepsi rü ya da görülen şeylere benzer. Net değildirler, esnektirler, uyanınca hayal meyal hatırlanır ama kesinlikleri yoktur. Flu dünyanın bulanık kavramları hepsi işte. Ayırt edilemezler.
Gerçek olan sadece zahir dedir
Hakikat ise Zahir de ve Batın da olanlardır..
Evet çok öz bir izahat.
Ancak ben hangi yol ve yöntemlerle bunları ayırt edebiliriz diye soruyorum.
Yani bir beyin fırtınası yapalım.
NOT: BU arada bazı cevaplara bakarsan göreceksin ki her ikisini de aynı sanan çok arkadaşımız var aramızda.
Belki yapacağımız bu beyin fırtınası onlara da aydınlatıcı olabilir...
Hak bir gönül verdi bana Ha demeden Hayran olur :)
o zaman gönlümüz yettiğince konuşmayı deneyelim..
Bir örnekle başlayalım o vakit: sözü söyleyen gerçekte dildir. Hakikatte ise gönüldür.. Gönül izin verdiği müddetçe konuşuruz. Peki nedir bu gönülün sırrı? Gönül Hakkın evidir. Orada yalnızca hakikat vardır, gerçeği görmek dilersen gözlerine , hakikatı görmek dilersen gönlüne sor.
Kalu Beladan beri ilimlidir gönüller, satır ilmi değildir orayı çalıştıran sadır ilmidir.. Ne hikmettir ki azâlarımızdaki hikmeti unutturdular bizlere..
Diri kalabilmek, akıp giden ömre dur deyip hakikatle bakabilmek gerek.
Hak aşkıyla bakan bir göz bir damla suya bile hikmetle bakar imiş, Gerçekte o sadece beslenmeye ya da temizlenmeye yarayan bir su iken hakikatte Hak'tan gelen bir armağan..
Hakikaten işiten kulaklarımız gören gözlerimiz olmak duası ile..
Çok şiirsel anlatmışsın.
Okurken etkilendim.
Yaşının çok ötesinde bir olgunluğun olduğu muhakkak.
Tüm yaşdaşlarına da nasip olur İnşallah.
Gerçek ile hakikatı ayırt edemezsiniz. Çünkü ikisi de aynıdır. Gerçek hakikattir zaten. Gerçekliğin ne olduğunu bilen hakikati bilendir. Manevi veya mecazi boyutta düşünmüyorum çünkü anlam başka yerlere gidebilir öyle.
Gercek bizim gorduklerimiz hakikat ise beyninizden ve kalbimizden gecen gercekleri suzup ve bu durumdan cikardigimiz sonuctur cok ince cizgidir aslinda ama hakikat olmasi icin duygu suzgecinden de gecmesi ve onay vermeniz gefektigini dusunuyirum.
İyi olan Şu an iyi ise gercektir.
İyi Şu an iyi sonra kotu ise o iyi degildir hakikattir.
Hmm. Üzerinde düşünmeye değer bir yaklaşım.
Yani "gerçek" rölatifdir, değişir ama hakikat değişmez gibi okudum ben söylediklerini.
Çok basit eğer vicdanın öğrendiğin şeyin peşine düşebiliyorsa o hakikattir.
Hmm. Vicdan bir nevi pusula görevi görebilir diyorsun.
Kayda değer bir öneri.
++++
Bilimsel çalışmalardan örnek verirsek; gerçek değişkendir ve kişiden kişiye değişebilir. Yani teori düzeyindedir. Fakat hakikat tektir. Kanunlaşmıştır. Yani herkesçe aynı kabul edilendir. Biz insan oğlu gerçeği ilk bakışta kabullenebiliriz fakat hakikate öyle hemen ulaşamayız.
Gerçek özneldir. Hakikat ise genel geçerliliğe sahiptir. Konuya bağlı böyle bir soruya geniş bir cevap verilemez
Gerçek herkese göre değişir özneldir hakikat ise nesneldir tektir
1. Hakikat Anlamı (eş anlamlısı):"Gerçek. (Yalan olmayan, doğru olan şey) türkçeyi düzgün kullanarak olabilir mi mesela? 😅
😞 bu emoji yok**
İkisi de aynı şey mi diyorsun yani?
Peki şöyle sorsam: Senin için gerçek nedir?
Birinden duyduğuna mı yoksa gözünle gördüğüne mi gerçek dersin?
bak başka örnek. ben TDK nin yalancısıyım: hakikat olmak
gerçek duruma gelmek, gerçekleşmek: “O gün hakikat olur bu milletin rüyası / O gün bu millet atar üstünden kara yası” -E. B. Koryürek.
sorun saçma. polemik yaratmak için soru soruyor gibisin. soru sormaya başlamadan önce, türkceyi kullanmayı öğren derim. kelimelerini bağlarından koparıp istediğin anlamı yaratamazsın. dil böyle işlemiyor.
Bu sorunun polemik yaratmakla uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Ayrıca bir dil bilgisi sorusu da değil.
İngilizce'deki "reality, truth, actual, fact" gibi eş anlamlı kelimeler...
Kelimeler eğer aynı şeyi söylüyorsa bunlar kelime ziyanlığıdır.
Oysa eş anlamlı demek aralarında fark olmadığı anlamına gelmez.
İşte zaten soru da burada yatıyor:
İkisi arasındaki farkı nasıl ayırt edebiliriz?
🤦♀️🤦♀️🤦♀️
Ikisi de ayni mana da kullanılır gerçek Türkçe hakikat ise Arapça kökenlidir..
Hakikaten çok zor bir durumdu.
Gerçekten çok zor bir durumdu..
Zaten mesele de bu ya.
İkisinin arasındaki farkı görebilmek ciddi bir çaba gerektiriyor.
Çok basit, gerçek kişi ile alakalıdır, kişi kendi penceresinden baktıklarına gerçek der. Ama hakikat genel olarak herkes tarafından kabul edilendir.
Herkesin doğru dediği şey hakikat midir acaba?
Ortaçağ'da herkes dünyanın düz olduğunu, bir öküzün boynuzları üzerinde durduğunu kabul ediyordu.
Peki bu hakikat miydi?
Bu bir hakikat değil gerçek. İnsanlar zaman zaman hakikat olarak gördüğü ve dünyaca kabul ettikleri hakikatin zamanla yanlış olduğunu düşünebilir. Gerçeklik kişiler ile sınırlıdır, bir kişi gerçek olarak gördüğüne inandığına başkası bunu delillerle gerçek olmadığını ispat edebilir bu da kişini inandığı gerçekliği hakikat yapmaz. Lakin hakikat için ilim insanları, alimlerin delillerle tüm dünyaca kabul edebilecekleri bir hakikat yaratabilirler. Belki bu da hakikat değildir, bilinmez. Dünya geliştikçe, insan geliştikçe nedir ne değildir anlaşılır.
Hakikkat Hakk'a götürür ve şöför koltuğunda kalp vardir
Gerçek ise günü kurtarır.
Koltukta ise akıl vardir.
Oldu mu Kumru apla?
Güzel bir tanımlama ancak ben gerçek ile hakikati nasıl ayırt edebiliriz diye sormuştum.
Senden çok şey öğrenıyoruz.. Seni devamlı takip edebıleceğimiz Bi sosyal medtçya platformun var mı
gerçekler gün yüzüne çıkar , hakikatleri ise araştırıp öğrenirsin.
Kazzik yerden sormuşsun yine😅😅
Hadiiiii. Tembellik etme. Üzerinde düşün biraz.
Akıl ve mantığa uygunsa gerçektir. Akıl ve bilimin çözemeyeceği hiçbir şey yoktur
Hakikat yani doğruluk göreceli olup kişiden kişiye değişir. Oysa gerçek tektir.
Hakikat:
mutlak olması gereken, olması istenilen,
Gerçek:
Varolan.
Hangi konuda gerçek ve hakikat ( ikisi de aynı yola çıkmıyor mu? )
Gerçekler yani doğrular subjektif hakikat ise objektiftir
Hakikat daimidir. Gerçek ise göreceli bir durumdur
gerçek gördüğündür hakikat görebildiğindir
ikisi yanı şey değil mi :)
İkisi de aynı yola çıkıyor sonuçta
Ayırt etmek çok zor sanki. Düşünmelisin çok
Fazla düşünme kafayı yersin
İkiside aynı şey değil mi
Aynı şeyler mi acaba?
Mesela sen neye gerçek dersin?
Birinden duyduğuna mı? Yoksa gözünle gördüğüne mi?
Örnek ile soru alakasızlığı
Üşengeçliği bırakıp biraz üzerinde düşünmeyi denesen?
Bir şey kaybetmezsin ama kim bilir belki de çok şey kazanırsın.
Değişmeyecek tek gerçek kalbinde. Benim cevabım bu.
İnsepşın filmi geldi aklıma
Cok iyi
Uzun uzun düşünerek
Tefekkür diyorsun. Evet önemli. Haklısın.
Ancak zihnimizde yapacağımız bu gezintide bize rehber olacak, harita olacak kaynak nedir?
Bunu da düşünmek gerek. Yoksa kendi kuyruğunu kovalayan kediye dönmez miyiz?
Elbette bilim insanları gibi literatür araştırması yapmak gerekir
aynı şey ikisi a. k.
Tabi ki aynı şey değil.
Senin için gerçek nedir?
Düşünmeye oradan başlayabilirsin
düşünmediğim bir an bile olmadı, tek bildiğim şey hergün aynı dünyaya uyandığım, bunun harici gerçeklik ve hakikat görecelidir
Farklı seyler mi?
Senin için gerçek nedir?
Düşünmeye oradan başlayabilirsin
çok ince çizgi
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?