Site moderatörü @DoctorGraham ın önerisi ve ricası ve elbette konuyu herkesin anlayabileceği biçimde anlatmayı çok da istiyor olmam üzerine, evet herkesin anlayabileceği bir şekilde, bilimsel bakışın ve bilimsel yöntemin ne olup olmadığını ve evrimin bilimsel bakış ve yöntem doğrultusunda nasıl incelenmesi ve anlaşılması gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Peşinen söyleyeyim, konu çok uzun ve çetrefilli. Ve ben de, bu derinliğe inat olan biteni bir ilkokul çocuğuna anlatır gibi anlatmaya çalışacağım, o nedenle ister istemez lafı uzatacağım, sabreden pişman olmayacaktır çünkü her kültür ve eğitim seviyesinden insan anlayabilsin istiyorum. Öncelikle şöyle bir giriş yapmam lazım…
Arkadaşlar... İnsanoğlu olarak ürkütücü büyüklükte bir evrenin içerisinde, bir toz zerresi kadar önem arz etmekte bile zorlanan dünyada, sayısız maddi ve manevi etkinin baskısı altında yaşamlarını ve varlıklarını anlamlandırmaya çalışan çok hücrelileriz biz.
Çevremizi ve kendimizi anlamamız için neler var?
Var olduğumuzdan bugüne kadar kendimizi ve çevremizi anlamaya çalışıyoruz. Ve yüz binlerce yıldır bunu tam olarak başardığımız da söylenemez. Bu çabamızı temel olarak 4 ayrı disiplin altında bedenlendirmeye çalışmışız bugüne kadar.
1- Bilim
2- Sanat
3- Felsefe
4- Din
Bu 4 disiplini icra etmek için ihtiyaç duyulan şeyler de birbirinden biraz farklı:
Bilim: Kanıt-ispat
Sanat: Duygu-estetik
Felsefe: Mantık
Din: İnanç
Bilimde görecelilik yoktur
Bu disiplinler, her ne kadar birbirleri ile çok net ve kesin ayırımlar içerse de ortaklıkları da öyle güçlü ki (gerçeği bulmak) hiç biri diğerinden tamamen ayrı ve bağımsız değildir. Ancak, yöntemleri ve gerçeği arama biçimleri açısından tüm dünyada değişmez ve tüm dünyaca aynı prensiplerle varlığı ve önemi kabul edilen tek disiplin bilimdir. Yani doğu sanatı/batı sanatı, kuzeyli felsefe, güneyli felsefe, doğu dinleri kuzey dinleri vs. ayırımlar ve kümeler mevcuttur. Sana göre şu felsefe doğru, bana göre şu sanat güzel, ötekine göre şu din geçerli diye ayırımlar ve farklı görüşler/kabuller ve yaklaşımlar söz konusudur. Ama bilimde batı, doğu, kuzey, güney yoktur. 2+2=4’tür ve bu tüm dünyada aynıdır. Eğer bir kişi, kendi sanatını, felsefesini ya da dinini diğerlerinden üstün ya da daha geçerli görür ise, diğer fikirde olanlarla herhangi bir bilgi, duygu alışverişinde bulunması zorlaşır. İşte bilimde böyle bir durum söz konusu değildir. Bu son paragrafı, olası “olaya neden olaya bilim ile bakıyoruz” sorusuna cevap olarak yazdım.
Bu birinci sebep. İkinci sebep de, bilimin kesin kanıt gerektirmesi ve sunmasıdır. Maddi, fiziksel, gözlenebilir bilgiden besleniyor olmasıdır. Yani siz maddi, fiziksel gerçeklerle uğraşıyorsanız başvuracağınız disiplin kesinlikle bilimdir.
Şimdi… Gelelim “bilimsel yöntem nedir?” sorusuna. Bunun cevabını vermeden “şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?” gibi bir soruya ve bu soruyu hâlen soran arkadaşlara bir şey anlatmak olanaksız. (İlk okul çocuğuna anlatır gibi anlatıyorum, dikkatli okuyunuz ve şu şemayı da dikkatle inceleyiniz lütfen)
Bilime giriş
Sen bir insan olarak çevrene bakarsın. Ve bir gün ilginç olduğunu düşündüğün bir şey görürsün. Örneğin (binlerce yıl geçmişteymiş gibi örnek verelim, kolaylaşsın) önünde bir su birikintisi var. Ve sen kenarında oturmuşsun. Yerden küçük çakıl taşları alıp suya atıyorsun. Her attığın taş tanesi batıyor. Ve bir an bir tanesinin batmadığını görüyorsun. A-a? Bu seni şaşırtıyor. Kendi kendine diyorsun ki, “bütün taşlar battı, bu neden batmıyor?” (Bu duruma, bilim, sanat, felsefe ve din açısından nasıl yaklaşılır her birini ayrı ayrı anlatırdım ve keyifli olurdu ama metni iyice uzatmak istemiyorum)
İşte bu soruyu sorduğun anda bilimin alanına girdin. Şu an içinde bulunduğum aşama: GÖZLEM Gözlemini yaptın. Ortada ilginç bir durum, cevaplayamadığın bir soru var.
Düşünen bir varlık olarak, içgüdüsel olarak bu soruya kendince olası cevaplar, çözümler sunarsın. Bakarsın, batan taşların hepsi açık renk, batmayan taş koyu renk. Hop… Gözlemini sürdürdün ve bir fikir edindin. BU aşamada dersin ki, “Siyah Taşlar Diğerlerine Göre Daha Hafif Oldukları İçin Batmaz” İşte bu “HİPOTEZ”dir. Elindeki soruya, mantığın ve zekan doğrultusunda, makul bir açıklama getirirsin.
Bu hipotez/önerme, kesin değildir. Bir fikirdir. “Böyle olabilir, ben böyle olduğunu düşünüyorum” gibi bir şeydir. Peki bunun doğruluğunu kim test edecek?
Herkes… İsteyen herkes. Senin kabilenden, rakip kabileden, seni seven, senden tiksinen herkes. Hiçbir sınırlama, tasnif vs. olmadan herkes tarafsızca deneyecek, bakacak ki koyu renk her taş suda yüzüyor mu? Sadece senin kabilen denerse bu şüphe yaratır. Herkes! (Bilimin gücü bu biraz da... Politika, din, mezhep, yöre, renk, cins, ırk tanımaz. Diğer 3 disiplin böyle değil)
Teori-kuram
Sen herkese bu hipotezini duyurdun, insanlar bu soruyu merak edip kendileri de denediler. Tüm bu kişiler, denemelerde bulundukları süre içerisinde, bu taşların batmadığı gerçeğini denediler ve sebeplerini de araştırdılar, incelediler. Sen de bunu yaptın elbette. Ve bu taşların yer kabuğunun derinlerinden gelmediği, içeriklerinde organik yapılar olduğu, yine bu taşların gri renkli şu şu taşların yakınlarında bulunduğu falan gibi çeşitli bilgiler edinildi ve bu batmama durumunun sebepleri de açıklandı. Ve senin dediğin gibi, denenen tüm koyu renk taşlar yüzdüyse senin hipotezin “TEORİ” ya da eş anlamlısı: “KURAM” oldu.
Henüz kanun değil çünkü yeryüzündeki tüm koyu renk taşların suda denendiğinden emin değiliz. Ama binlerce kişi tarafından binlerce taş denendi. Henüz senin hipotezini yalanlayacak bir bilgi, deney sonucu gelmedi. BU durumda hipotez, kuram oldu. Çok kez denendi ve sebepleri de araştırıldı ve açıklandı.
Ha… Eğer biri çıkıp diyeydi ki “bendeki siyah taş yüzmedi battı” Hoppaa… Senin hipotezin çürümüş olurdu. Bu durumda sen, ya “tamam, benim hipotezim yanlışmış” diyip vazgeçerdin belki ama taşın yüzdüğünü kendi gözünle görüyorsun. Nasıl vazgeçersin? Bu gerçekten vazgeçilmez, hipotez yenilenir. “koyu renk taşların batmadığı” hipotezini yeniler, başka bir hipotez sunardın. Tekrar gözlem yapardın ve Örneğin derdin ki “gözenekli taşlar hafif olduğu için batmaz” Bu sefer senin bu hipotezin herkes tarafından denenirdi. Koyu renk taş belirteci “gözenekli taş” olurdu.
Böyle bir deney ve deney sonucu sunulan hipotez, asla “KANUN” olamaz. Bu nedenle biliminsanları, kanun'a dönüşebilecek hipotezler üretmeye çalışırlar. Çünkü hiçbir şekilde yer yüzündeki tüm taşlar suda batıyor mu diye denenemez. Çünkü tanımı gereği bilimsel kanun asla yanılmaz ve yalanlanamaz olmalı. 2+2=4’tür, bitti. Al sana matematiksel toplama kanunu. Ama işin o tarafı da bulanık. Einstein’ın inanılmaz dehası ve keşfettiği olağanüstü gerçeklerden sonra, hiçbir bilimsel kuramın kanun olamayacağından korkmaya başladık ki, örneğin bir kara deliğin içerisinde 2+2=3 olabilir. Bilmiyoruz. Bu nedenle, her şeyi, asla her yerde deneyemeyeceğimiz için, “KANUN” denen bilimsel gerçeklik aşaması çok ama çok zor ulaşılan bir noktadır. Sayısız gerçek “KURAM” olarak kalmıştır ve bu seviye, onu doğru olarak kabul etmemiz için yeterlidir.
Lafı çok uzattım ama bilimsel bakışı, yöntemi anlamadan hiçbir bilimsel gerçekliği anlamak olanaklı değildir. Şimdi gelelim evrim meselesine.
Evrim
Taş batıyor mu kardeşim? Batıyor. Evrim var, nokta… Neden batıyor, nasıl batıyor, ne hızla batıyor vs. bunlar işin kuram, hipotez deney vs. tarafı. Evrim var. Gözlem kesin yani. Ben en çok, bu gözlemi görmeyenlere şaşırıyorum. Bu gerçek dini yazıt/söylem/ayet/hadis vs.lerle uyuşmuyor mu? Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Evrim sebebi ile ilahi dinlerin yalan olduğu mu ortaya çıkıyor? Yapacak bir şey yok. Evrim var! Ev-rim-var! Galileo, 1633’de, “dünya dönüyor” dediği için kendisini ölüm cezasına götüren mahkemeye “siz beni öldürseniz de öldürmeseniz de dünya dönüyor” demesi gibi (aslında mahkemeye değil… Mahkemede “tamam dönmüyor, sizin dediğiniz olsun” dedikten sonra çıkışta fısıldayarak dostlarına bunu demiştir) siz şu an benim yazdıklarımı umursayın ya da umursamayın, evrim var. Bu sizin dininize, inancınıza, (ki aslında evrim gerçeğinin dinlerle nasıl bir uyum ya da uyumsuzluk içerdiği apayrı bir konu. Ben bunu konuşmuyorum burada şu an. Yani “evrim var, demek ki dinler yalan” demiyorum)
Çok kabaca anlatayım: Evrim nedir? Evrim, canlıların hayatta kalma güdülerine paralel olarak, çevreleriyle daha uyumlu olma eğilimleri sebebi ile kalıtsal olarak özelliklerini değiştirmeleri süreci ve yetenekleridir.
Dünya dinamik, değişime açık bir yaşam ortamıdır. Dünyada iklim, yer şekilleri, beslenme olanakları vs. sürekli değişiklik gösterir. Yeryüzünde yaşayan canlılar da bu değişimlere ayak uydurabildikleri sürece hayatta kalırlar.
Evrimin kuralları nedir?
Peki… “Evrim Kuramı”na göre, bu evrimleşmenin dinamikleri, kuralları nedir? Genel bakışta “uyum sağlama” olsa da işte bu sorunun spesifik cevabı, neredeyse tüm türler için özel olarak cevaplanmak zorunda olduğundan ve bunu yapmak da neredeyse olanaksız olduğundan evrim, her zaman bir ucu açık bir kuram olarak kalacak gibi görünüyor. Yani… Bir türün evrimi için geçerli olan evrimsel süreç, bir diğeri için geçerli olmayabilir. Kuşlar, dinozorlardan evrimleşti. Bu kesin. Tüm süreçleri adım adım keşfettik. Ama şu şu okyanus gibinde, 600 milyon yıldır evrime uğramayan bir tür de mevcut. İşte böyle bir keşif yapıldığında hemen birileri diyor ki “e hani evrim vardı? Evrim yalan! Kandırmaca!” Yahu hacı…! O tür, okyanusun dibindeki ortam şartları ile 600 milyon yıldır uyum içerisinde ise evrim geçirmesine gerek yok. Evrim, çevre şartları ile meyil alan bir süreç. Çevresel etkiler bir canlının varlığını tehdit etmez ise o canlı evrim geçirmez. Bu durum “E hani evrim vardı?” sorusu ortaya çıkmamalı. Ama çıkıyor işte! Ve…
Ve daha da ötesi… Evrim şu an bir kuram. Dedim ya, teori denince zayıf, eş anlamlısı kuram denince daha sağlam görünüyor. Bunun bir ötesi kanun zaten. Ama o olanaksız gibi bir şey. Evrim kuramı sürekli sınanıyor. En az 100-150 senedir sınanıyor ve henüz temel tanımlaması ile tezat teşkil eden tek bir örneğe rastlanmadı. Ama, yer yüzündeki gelmiş geçmiş tüm türler keşfedilmeden ve evrimin temel dinamiklerine göre de incelenmeden evrim bir kanun olamaz. Hatta bu yapılsa bile olamaz, ortaya çıkabilecek başka türlerin gelişimleri bilinen evrimsel gerçeklerle uyumsuz olabilir.
İşte bu aşamada, evrimin bilimsel bir gerçek olarak doğası, bir sebeple evrimin karşısında duran, evrimi ret edenlerin ekmeğine yağ sürer özellikte. Bu kitleler, sürekli evrim kuramının doğruluğunun incelenmesi süresinde kuramın temellerine aykırı bir kanıt, bir ipucu aradılar. Ki aslında arayan kendileri de değil, başka biliminsanları, o da ayrı bir komedi… Ancak en küçük bir aykırı durum, örnek bulunamadı. Bir kuşun hava ısındıkça nesli yok oldu, diğerinin hava soğudukça belki. Evrimi kabul etmemeye meyilli kişiler böyle bir örneği, evrimin yalanlayıcısı olarak görmeye çalıştılar. Ama bu doğru değil. Temel mantık: Çevreyle uyum. Sıcağa uyumlu kuş soğukta, soğuğa uyumlu kuş sıcakta yaşayamaz. İşte olayın temelini anlamayınca ve daha çok dini yaklaşımlarla konuya yaklaşınca gerçekleri görmek zorlaşıyor.
Canlılar çevreye nasıl uyum sağlıyor?
Peki… Canlılar çevreye nasıl uyum sağlıyorlar? Develer bir masada oturup “ya hacılar, biz çöllerde gezinirken çok su kaybediyoruz, derimizi birazcık kalınlaştıralım da suyumuzu daha iyi tutalım”mı diyorlar? Elbette hayır… Şöyle oluyor:
Tüm canlılar mevcut özellikleri ve genetik yapıları dahilinde küçük tefek değişiklikler gösterir. Bu her canlı için geçerlidir. İnsan için sarışın olmak, esmer olmak, uzun kısa olmak, daha kaslı iri ya da zayıf narin olmak gibi. Yarın bir gün, dünyada iklim soğusa, ısısını tutma açısından avantajlı olan iri, kıl miktarı fazla olan insanlar, hayatta kalma açısından avantajlı duruma gelir. Balıklar… Kontrol edilemeyen bir sebeple denizlerdeki tuz miktarı artsa, iç organları yüksek tuz içeriğine uyum sağlama becerisinde olan türler hayatta kalır. Zürafanın boynu… Yer seviyesindeki yiyeceklerin azalması sebebi ile yüksekten beslenebilen genler daha başarılı olmuştur. Derisi diğerlerine biraz daha kalın olan develer daha güçlü olmuş, uzun yaşamış ve soylarını sürdürmüşlerdir. Başka onlarca örnek verilebilir. Ancak… En başta söylediğim gibi bu dinamikler, her canlı ve her farklı ortam için farklı olacağı için tek bir prensipte toplanamaz. Çevreye uyum, o kadar. Hangi çevreye? İşte bunun net cevabı değişken.
Evrim karşıtı yaklaşımlar
Gelelim evrim karşıtı yaklaşımlara… Bilim dünyasında evrimin varlığı bir tartışma konusu değil. Yıllardır değil. Tartışılan şey, kuramı daha zenginleştirici ayrıntıların tartışılması. Ekvatorda evrim, kutupta evrim, şu balıkta, şu kuşta, şu bakteride vs. Bilim insanları evrim yoktur fikrine ve bunu iddia edenlere gülüyorlar. Bunu alay etme olarak görmeyin ama bu gerçekten komik. Bu nedenle, artık evrimin varlığı inkar edilemez bir gerçekliğe ulaştığı için daha geçenlerde Hıristiyanlık, Papa resmen evrimin varlığını kabul etti. Hatta Adem Havva yok falan dedi. Peki, neden tüm dünyada halen evrime muhalif kitleler var? Çok basit bir sebep: Dinler, İlk insan Hz Adem’in en fazla 10-12.000 yıl önce dünyada var olduğunu, yani insanın dünyadaki varlığının bu kadar olduğunu iddia ediyor ama bilimsel gerçeklere göre bu süre en az 200.000 yıl. Yani buna göre evrim, dinleri yalanlamış oluyor. Hz. Adem hiçbir zaman var olmadı. Öyle mi gerçekten? İşte bu başka bir metnin konusu...
Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?
Kardeş okumadım yazının tamamını çünkü çok okudum ettim yanlış anlama. Ben tebrik etmek için girdim. Kimse cesaret edemiyor veya tenezzül etmiyor bu tür bilimsel gerçeklerden bahsetmeye. Tekrar tekrar tebrikler. Bilimin esas alındığı bir dünya dileğimle.
Tek kelimeyle harika bir paylaşım. Soluksuz okudum. Beni de daha ilk satırda anmanız sizin bilimsel yönünüz yanında kibarlığınızın açık göstergesi.
Site içerisinde bu konuyu merak edenler için okunması gereken bir kaynak bıraktınız. Kendi adıma teşekkür ederim.
Anlatımınız ve konuya hakimiyetiniz son derece başarılı. Umarım mesleğinizin bir kısmında eğitimcilik de vardır.
Evrim bilimsel bir gerçektir. Teori değildir. Ufak bazı örnekler vereceğim. Örneğin baş parmağımız tamamen bize özel. Su yaşamına adapte olmuş gözlerimizin suyun dışında kurumasına engel olmak adına göz yaşlarına sahibiz. Modern dünyaya adapte olan dişlerimiz. İşlenmiş gıdalar nedeniyle artık daha zayıf ve güçsüzler. Kafatasımızda beynimize daha çok yer ihtiyacı duyuyoruz. Kaybolmuş olan kuyruklarımız. Kuyruk sokumu orada ama kuyruklarımız nerede? Bunlar hemen aklıma gelen çok basit örnekler.
Bilimsel düşünceyi açıklayarak ileride fen bilimleri bölümlerini seçmeye aday öğrencilere de bir ipucu vermiş oldunuz.
Dilerim daha çok BENCE yazarsınız. Uzun süredir okuduğum en güzel Bence'lerden birisiydi.
Kanun ve teori konusundaki ilkokul çocuğuna yaptığın açıklama çok genel bir yanılsamadan doğan bir yanlış anlama. Bu çok yaygın ve genelde bilimin kesinlik aradığına dair bir yanlış anlaşılma yüzünden yanlış biliniyor.
Kanun, bir doğa fenomeninin yeterince gözlemlenip incelenerek isimlendirilmesine denir. Örneğin yerçekimi kanunu gibi, fenomenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaz, sadece var olduğu ve etkisi kanıtlanmış olan şeye denir. Ve kanun bilimselliğin başlangıcıdır, hiçkimse teorisini kanuna çevirmeye çalışmaz.
Teori ise, doğanın işleyişinin detaylı analizidir, örneğin yerçekiminin nasıl oluştuğunu inceleyip 'İşte Dünya dönüyor ve bu dönmenin etkisiyle yerçekimi oluşuyor. Ayrıca gözlemlermize göre tüm maddelerin çekim kuvveti var. Aynı kütle çekimi tüm evren için geçerli, galaksiler bile birbirlerini çekiyorlar' şeklinde detaylanıp 'Nasıl' olduğunu açıklamaya deniyor.
Karl Popper'den sonra artık bilim doğrulanabilirlik üzerinden değil, yanlışlanamazlık üzerinden gidiyor zaten. Bugün bir bilimsel teori ürettiğinde onun geçerli olmasının farklı kıstasları var, ilki yanlışlanamamış olması, yanlışlandıysa da modifiye edilip kendisine yöneltilen 'e ama bu dediğin şurda geçerli değil' türevi istisnaları açıklayacak hale getirilmesi, ileriye dönük farklı olayları öngörebilmesi: 'Örneğin bugün evrenin genişlemesi teorisini ilk defa ortaya atan George Lemairtes bunu aslında Einstein'ın matematiksel hesaplamalarını incelerken keşfetmiştir. Sonrasında ise evrenin genişlediğinin bir yığın kanıtı bulunmuştur ve 80 yıl kadar sonra kesin olarak belirlendiği söylenebilir.
İyice detaylandırılmış olması ve herhangi bir istisnayı gözardı etmemiş olması gerekir.
Örneğin ilk dilbilim çalışmalarını yapan alman romantiklerinden Shwegel (adını doğru yazdığımdan emin değilim) dilleri tasnif etmek için uzun süre çalışmıştır ama çalışmaları hiç bilimsel değildir. Çünkü Çince'yı hiç göz önünde bulundurmamış, çok az dille çok baştansavma kuramlar atmıştır ortaya.
Aha bu sayfanıng girizgahında var bunun basit açıklaması.
Neyse hülasa, bilim kesinlik aramaz çünkü birşeyi kesin bildiğini düşünmek insanın bakış açısını köreltir zaten. Artık öyle bir yaklaşım yok bilime karşı.
Kanıtlar belli, götürdükleri yol belli, sen çıkıp bunların hiçbirini yanlışlayamadan 'Buna inanmıyorum' diyebilsen de 'bu yanlıştır' diye mabadından uyduramazsın.
Yoksa bilim sonsuzdur ve her bir buluş ulaşılmaya çalışılan 'Gerçeğe' bir adım daha yaklaşma çabasıdır.
Kanka senin söylediği biliyorum elbet ki aslında kuramla kanun arasında kesin bir ilişki de yoktur ve bilimsel kanun denen şey matematikseldir. Benim burada kast ettiğim şey, bilimsel kanun, artık aksi yönde bir arayışa gerek kalmamış seviyede doğrulanmış olması. Ortada bir şüphe olmaması. Yazımın devamında evrimden bahsedeceğim ve evrime şüpheyle bakanların onun bir "teori" olduğunu iddia etmeleri ve bu sebeple kesin olmadığını sanmaları sebebi ile, kanun ve kuram ilişkisinden bahsettim. Yİne yazdım ya, karadeliğin içinde 2+2=3'de olabilir. Hiç bir şey, sonsuz zamanda ve evrenin her yerinde aynı ve kesin olmayabilir. Sadece o an ve o yer için geçerlidir vs.
Uzatmiim, evrim kesindir, vardır ve temel dinamikleri de bellidir. Sadece sayısız tür canlı için evrimin biçimleri değişiklik gösterir. Bu sebeple de bir matematiksel kanun gibi kesinlik sunamaz. Yarın, bugüne kadar varlığı keşfedilmemiş bir canlı fosili bulunur, onun evriminde bugüne kadar görülmemiş durumlar olabilir.
Yanlış anlaşılıyor sonra bunlar. Mesela 'Evrim kanun değildir, o yüzden kabul etmiyorum' insanları türüyor. O açıdan şeettim.
Böyleleri de var. 'Bilim kesin değildir, birgün a dediğine öbür gün b der, o yüzden bizim hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan argümanlarımıza inanalım' tipleri falan.
Hah işte olay bu... Gözlem-hipotez-kuram çizgisini bu yüzden anlattım zaten. Hİpotez değişebilir. Yanılabilir. Bu "bilim yanıldı" demek değildir. Hipotez gelişir, değişir vs. Bu bilimsel yöntemdir işte. Bunu bilmeyen insanlar bilimi bir gün öyle bir gün böyle söylüyor diye değerlendiriyor ya, olay o noktada patlıyor zaten. Kuramlar ise çok sağlamdır. Çok nadiren çöker hatta çökmez, başka daha büyük kuramlara evrilir. Newton'dan Einstein'e geçiş gibi. Kütle çekimi-uzak bükülmesi meselesi bunun en güzel örneği...
Artık bilim ekletik oldu ve birbirinden aşırı faydalanan birimlerle yapılıyor. Bugün astrnomi matematik, mühendislik, gözlemcilik ve daha bir yığın konuda uzmanlaşmış bilim adamlarının kollektif çalışmalarıyla yapılıyor.
Bu kadar çok yönlü biçimde yapılan çalışmalar haliyle zor çöküyor.
Bilim kısmını realist olarak anlatmanı takdir ettim Güzel bir çalışma Fakat Evrim'i hep bu gerçeklerin arasına sokmak biraz insancıl ve na bilimsel bir yaklaşım
Evrim var Demişsin
Ama adı evrim teorisi Evrim yasası diil
O işi geç hala olumlu mutasyon ispatı bile yapılamadı
En ufak bir ara tür geçiş türü bulunamadı
Gensel kodların birbirine yakınlığını bu bundan gelme demek tam bir keşmekeş
Bilimi inkar etmeden inançlı olunmuyor mu? Asıl dünyayı idrak ettikçe ilmi okudukça, kanıtlara vardıkça insanı o güce, o Yaratıcı var olana inanası geliyor. İlmi inkar edip, kor koruna inanmak cahillikten başka bişey değildir. Asıl inandığımız var olanı idrak etmek için okumamız, öğrenmemiz ve araştırmamız gerekiyor
Umarım ki haklısındır, umarım ki yüce yaratıcıya okuyarak araştırarak bilimle bilgiyle ulaşılabiliyordur. Ben bunu başarmaya çalışırken ateist oldum. Umarım sen bunu başarabilirsin...
Zaten bizim beyin kapasitemiz dünyayı, Evren'i ve Yaratıcıyı anlamakta zorluk çeker. Çünki belli bir sınırı var beynimizin. Ama ne olursa olsun, ben bu dünyanın boşuna yaranmadığının inancındayım. Yani dünya Darvinin dediği gibi yaransa bile bu sistemi kuran bir güç vardır. Yani ben böyle düşünüyorum. Bu kadar incelikler kor koruna olurmu? Doğa, hayvanlar, cisimler, kendim tüm bunlar mücize benim için. Ama bu kadar derinden inanmama rağmen namaz kılmıyorum işte. Yani ibadetim Yok.
İnsanin eskiden sadece temel ihtiyaclarini karsilamak için yaşiyor olmasi (avlanması, üremesi) , şimdiyse level atlayip beynini kullanarak hayal dünyasındaki şeyleri (telefon, bilgisayar, internet...) gerçeğe dönüştürmesi de bir evrimdir bence.
0
0 Yorumla
Gizli Üye
(25-29)
+1 yıl
Homo Müminus primatlarının inandığı masallar ve yer çekimi kadar gerçek olan evrimin çelişiyor olması, evrim gerçeğini ortadan kaldırmaz.
BiLgisi az olan ki bu ayıp değil merakı da az olabilir herkes Galileo olsaydı sofrada ekmek bulamazdık birileri de bitki yetiştirmeye meraklı olacak bu güzel bir durum kınanacak bir şey değil Ve hasıl bilgisi az olan 5n 1K da ki kim sorusuna inançla cevap verebilir der ki god Tanrı Allah vs Peki geriye kalan 5 soruya ne diyebilir Canlıları Allah yarattı der Nasıl? Ne? Niçin? Ne zaman? Ne kadar sorusunun cevabını bilmediği için insansı bir korku ile bre melun sen allahı mı sorguluyorsun der kafir ilan eder
Haşbu ki tek korkusu rezil olmaktır
Hiçbir din ise neredeyse bazıları direk metafiziğe dalar saçma sapan diyaloglar ile kapatır konuyu neyse
Bu 5 soruyu sormayın demediği gibi aksine sorun der
Özellikle de islam
Yıldızlara bakın... şüphesiz onlar için deliller vardır Düşünmezler mi Görmezler mi?
Gibi yaklaşımları vardır
Hatta ve hatta tamamen manevi ve soyut şeyler için bile alimler sorgulamadan gerçek imana ulaşılmaz
Bir zamanlar din adamları bilim adamlarından korkardı sırf bu yüzünden bilim adamlarını öldürdüler Giordano Bruno bilir misin? Buna en güzel örnek bence
En İyi Cevaplar