Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Site moderatörü @DoctorGraham ın önerisi ve ricası ve elbette konuyu herkesin anlayabileceği biçimde anlatmayı çok da istiyor olmam üzerine, evet herkesin anlayabileceği bir şekilde, bilimsel bakışın ve bilimsel yöntemin ne olup olmadığını ve evrimin bilimsel bakış ve yöntem doğrultusunda nasıl incelenmesi ve anlaşılması gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Peşinen söyleyeyim, konu çok uzun ve çetrefilli. Ve ben de, bu derinliğe inat olan biteni bir ilkokul çocuğuna anlatır gibi anlatmaya çalışacağım, o nedenle ister istemez lafı uzatacağım, sabreden pişman olmayacaktır çünkü her kültür ve eğitim seviyesinden insan anlayabilsin istiyorum. Öncelikle şöyle bir giriş yapmam lazım…

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Arkadaşlar... İnsanoğlu olarak ürkütücü büyüklükte bir evrenin içerisinde, bir toz zerresi kadar önem arz etmekte bile zorlanan dünyada, sayısız maddi ve manevi etkinin baskısı altında yaşamlarını ve varlıklarını anlamlandırmaya çalışan çok hücrelileriz biz.

Çevremizi ve kendimizi anlamamız için neler var?

Var olduğumuzdan bugüne kadar kendimizi ve çevremizi anlamaya çalışıyoruz. Ve yüz binlerce yıldır bunu tam olarak başardığımız da söylenemez. Bu çabamızı temel olarak 4 ayrı disiplin altında bedenlendirmeye çalışmışız bugüne kadar.

1- Bilim

2- Sanat

3- Felsefe

4- Din

Bu 4 disiplini icra etmek için ihtiyaç duyulan şeyler de birbirinden biraz farklı:

Bilim: Kanıt-ispat

Sanat: Duygu-estetik

Felsefe: Mantık

Din: İnanç

Bilimde görecelilik yoktur

Bu disiplinler, her ne kadar birbirleri ile çok net ve kesin ayırımlar içerse de ortaklıkları da öyle güçlü ki (gerçeği bulmak) hiç biri diğerinden tamamen ayrı ve bağımsız değildir. Ancak, yöntemleri ve gerçeği arama biçimleri açısından tüm dünyada değişmez ve tüm dünyaca aynı prensiplerle varlığı ve önemi kabul edilen tek disiplin bilimdir. Yani doğu sanatı/batı sanatı, kuzeyli felsefe, güneyli felsefe, doğu dinleri kuzey dinleri vs. ayırımlar ve kümeler mevcuttur. Sana göre şu felsefe doğru, bana göre şu sanat güzel, ötekine göre şu din geçerli diye ayırımlar ve farklı görüşler/kabuller ve yaklaşımlar söz konusudur. Ama bilimde batı, doğu, kuzey, güney yoktur. 2+2=4’tür ve bu tüm dünyada aynıdır. Eğer bir kişi, kendi sanatını, felsefesini ya da dinini diğerlerinden üstün ya da daha geçerli görür ise, diğer fikirde olanlarla herhangi bir bilgi, duygu alışverişinde bulunması zorlaşır. İşte bilimde böyle bir durum söz konusu değildir. Bu son paragrafı, olası “olaya neden olaya bilim ile bakıyoruz” sorusuna cevap olarak yazdım.

Bu birinci sebep. İkinci sebep de, bilimin kesin kanıt gerektirmesi ve sunmasıdır. Maddi, fiziksel, gözlenebilir bilgiden besleniyor olmasıdır. Yani siz maddi, fiziksel gerçeklerle uğraşıyorsanız başvuracağınız disiplin kesinlikle bilimdir.

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Şimdi… Gelelim “bilimsel yöntem nedir?” sorusuna. Bunun cevabını vermeden “şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?” gibi bir soruya ve bu soruyu hâlen soran arkadaşlara bir şey anlatmak olanaksız. (İlk okul çocuğuna anlatır gibi anlatıyorum, dikkatli okuyunuz ve şu şemayı da dikkatle inceleyiniz lütfen)

Bilime giriş

Sen bir insan olarak çevrene bakarsın. Ve bir gün ilginç olduğunu düşündüğün bir şey görürsün. Örneğin (binlerce yıl geçmişteymiş gibi örnek verelim, kolaylaşsın) önünde bir su birikintisi var. Ve sen kenarında oturmuşsun. Yerden küçük çakıl taşları alıp suya atıyorsun. Her attığın taş tanesi batıyor. Ve bir an bir tanesinin batmadığını görüyorsun. A-a? Bu seni şaşırtıyor. Kendi kendine diyorsun ki, “bütün taşlar battı, bu neden batmıyor?” (Bu duruma, bilim, sanat, felsefe ve din açısından nasıl yaklaşılır her birini ayrı ayrı anlatırdım ve keyifli olurdu ama metni iyice uzatmak istemiyorum)

İşte bu soruyu sorduğun anda bilimin alanına girdin. Şu an içinde bulunduğum aşama: GÖZLEM Gözlemini yaptın. Ortada ilginç bir durum, cevaplayamadığın bir soru var.

Düşünen bir varlık olarak, içgüdüsel olarak bu soruya kendince olası cevaplar, çözümler sunarsın. Bakarsın, batan taşların hepsi açık renk, batmayan taş koyu renk. Hop… Gözlemini sürdürdün ve bir fikir edindin. BU aşamada dersin ki, “Siyah Taşlar Diğerlerine Göre Daha Hafif Oldukları İçin Batmaz” İşte bu “HİPOTEZ”dir. Elindeki soruya, mantığın ve zekan doğrultusunda, makul bir açıklama getirirsin.

Bu hipotez/önerme, kesin değildir. Bir fikirdir. “Böyle olabilir, ben böyle olduğunu düşünüyorum” gibi bir şeydir. Peki bunun doğruluğunu kim test edecek?

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Herkes… İsteyen herkes. Senin kabilenden, rakip kabileden, seni seven, senden tiksinen herkes. Hiçbir sınırlama, tasnif vs. olmadan herkes tarafsızca deneyecek, bakacak ki koyu renk her taş suda yüzüyor mu? Sadece senin kabilen denerse bu şüphe yaratır. Herkes! (Bilimin gücü bu biraz da... Politika, din, mezhep, yöre, renk, cins, ırk tanımaz. Diğer 3 disiplin böyle değil)

Teori-kuram

Sen herkese bu hipotezini duyurdun, insanlar bu soruyu merak edip kendileri de denediler. Tüm bu kişiler, denemelerde bulundukları süre içerisinde, bu taşların batmadığı gerçeğini denediler ve sebeplerini de araştırdılar, incelediler. Sen de bunu yaptın elbette. Ve bu taşların yer kabuğunun derinlerinden gelmediği, içeriklerinde organik yapılar olduğu, yine bu taşların gri renkli şu şu taşların yakınlarında bulunduğu falan gibi çeşitli bilgiler edinildi ve bu batmama durumunun sebepleri de açıklandı. Ve senin dediğin gibi, denenen tüm koyu renk taşlar yüzdüyse senin hipotezin “TEORİ” ya da eş anlamlısı: “KURAM” oldu.

Henüz kanun değil çünkü yeryüzündeki tüm koyu renk taşların suda denendiğinden emin değiliz. Ama binlerce kişi tarafından binlerce taş denendi. Henüz senin hipotezini yalanlayacak bir bilgi, deney sonucu gelmedi. BU durumda hipotez, kuram oldu. Çok kez denendi ve sebepleri de araştırıldı ve açıklandı.

Ha… Eğer biri çıkıp diyeydi ki “bendeki siyah taş yüzmedi battı” Hoppaa… Senin hipotezin çürümüş olurdu. Bu durumda sen, ya “tamam, benim hipotezim yanlışmış” diyip vazgeçerdin belki ama taşın yüzdüğünü kendi gözünle görüyorsun. Nasıl vazgeçersin? Bu gerçekten vazgeçilmez, hipotez yenilenir. “koyu renk taşların batmadığı” hipotezini yeniler, başka bir hipotez sunardın. Tekrar gözlem yapardın ve Örneğin derdin ki “gözenekli taşlar hafif olduğu için batmaz” Bu sefer senin bu hipotezin herkes tarafından denenirdi. Koyu renk taş belirteci “gözenekli taş” olurdu.

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Böyle bir deney ve deney sonucu sunulan hipotez, asla “KANUN” olamaz. Bu nedenle biliminsanları, kanun'a dönüşebilecek hipotezler üretmeye çalışırlar. Çünkü hiçbir şekilde yer yüzündeki tüm taşlar suda batıyor mu diye denenemez. Çünkü tanımı gereği bilimsel kanun asla yanılmaz ve yalanlanamaz olmalı. 2+2=4’tür, bitti. Al sana matematiksel toplama kanunu. Ama işin o tarafı da bulanık. Einstein’ın inanılmaz dehası ve keşfettiği olağanüstü gerçeklerden sonra, hiçbir bilimsel kuramın kanun olamayacağından korkmaya başladık ki, örneğin bir kara deliğin içerisinde 2+2=3 olabilir. Bilmiyoruz. Bu nedenle, her şeyi, asla her yerde deneyemeyeceğimiz için, “KANUN” denen bilimsel gerçeklik aşaması çok ama çok zor ulaşılan bir noktadır. Sayısız gerçek “KURAM” olarak kalmıştır ve bu seviye, onu doğru olarak kabul etmemiz için yeterlidir.

Lafı çok uzattım ama bilimsel bakışı, yöntemi anlamadan hiçbir bilimsel gerçekliği anlamak olanaklı değildir. Şimdi gelelim evrim meselesine.

Evrim
Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Taş batıyor mu kardeşim? Batıyor. Evrim var, nokta… Neden batıyor, nasıl batıyor, ne hızla batıyor vs. bunlar işin kuram, hipotez deney vs. tarafı. Evrim var. Gözlem kesin yani. Ben en çok, bu gözlemi görmeyenlere şaşırıyorum. Bu gerçek dini yazıt/söylem/ayet/hadis vs.lerle uyuşmuyor mu? Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Evrim sebebi ile ilahi dinlerin yalan olduğu mu ortaya çıkıyor? Yapacak bir şey yok. Evrim var! Ev-rim-var! Galileo, 1633’de, “dünya dönüyor” dediği için kendisini ölüm cezasına götüren mahkemeye “siz beni öldürseniz de öldürmeseniz de dünya dönüyor” demesi gibi (aslında mahkemeye değil… Mahkemede “tamam dönmüyor, sizin dediğiniz olsun” dedikten sonra çıkışta fısıldayarak dostlarına bunu demiştir) siz şu an benim yazdıklarımı umursayın ya da umursamayın, evrim var. Bu sizin dininize, inancınıza, (ki aslında evrim gerçeğinin dinlerle nasıl bir uyum ya da uyumsuzluk içerdiği apayrı bir konu. Ben bunu konuşmuyorum burada şu an. Yani “evrim var, demek ki dinler yalan” demiyorum)

Çok kabaca anlatayım: Evrim nedir? Evrim, canlıların hayatta kalma güdülerine paralel olarak, çevreleriyle daha uyumlu olma eğilimleri sebebi ile kalıtsal olarak özelliklerini değiştirmeleri süreci ve yetenekleridir.

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Dünya dinamik, değişime açık bir yaşam ortamıdır. Dünyada iklim, yer şekilleri, beslenme olanakları vs. sürekli değişiklik gösterir. Yeryüzünde yaşayan canlılar da bu değişimlere ayak uydurabildikleri sürece hayatta kalırlar.

Evrimin kuralları nedir?
Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Peki… “Evrim Kuramı”na göre, bu evrimleşmenin dinamikleri, kuralları nedir? Genel bakışta “uyum sağlama” olsa da işte bu sorunun spesifik cevabı, neredeyse tüm türler için özel olarak cevaplanmak zorunda olduğundan ve bunu yapmak da neredeyse olanaksız olduğundan evrim, her zaman bir ucu açık bir kuram olarak kalacak gibi görünüyor. Yani… Bir türün evrimi için geçerli olan evrimsel süreç, bir diğeri için geçerli olmayabilir. Kuşlar, dinozorlardan evrimleşti. Bu kesin. Tüm süreçleri adım adım keşfettik. Ama şu şu okyanus gibinde, 600 milyon yıldır evrime uğramayan bir tür de mevcut. İşte böyle bir keşif yapıldığında hemen birileri diyor ki “e hani evrim vardı? Evrim yalan! Kandırmaca!” Yahu hacı…! O tür, okyanusun dibindeki ortam şartları ile 600 milyon yıldır uyum içerisinde ise evrim geçirmesine gerek yok. Evrim, çevre şartları ile meyil alan bir süreç. Çevresel etkiler bir canlının varlığını tehdit etmez ise o canlı evrim geçirmez. Bu durum “E hani evrim vardı?” sorusu ortaya çıkmamalı. Ama çıkıyor işte! Ve…

Ve daha da ötesi… Evrim şu an bir kuram. Dedim ya, teori denince zayıf, eş anlamlısı kuram denince daha sağlam görünüyor. Bunun bir ötesi kanun zaten. Ama o olanaksız gibi bir şey. Evrim kuramı sürekli sınanıyor. En az 100-150 senedir sınanıyor ve henüz temel tanımlaması ile tezat teşkil eden tek bir örneğe rastlanmadı. Ama, yer yüzündeki gelmiş geçmiş tüm türler keşfedilmeden ve evrimin temel dinamiklerine göre de incelenmeden evrim bir kanun olamaz. Hatta bu yapılsa bile olamaz, ortaya çıkabilecek başka türlerin gelişimleri bilinen evrimsel gerçeklerle uyumsuz olabilir.

İşte bu aşamada, evrimin bilimsel bir gerçek olarak doğası, bir sebeple evrimin karşısında duran, evrimi ret edenlerin ekmeğine yağ sürer özellikte. Bu kitleler, sürekli evrim kuramının doğruluğunun incelenmesi süresinde kuramın temellerine aykırı bir kanıt, bir ipucu aradılar. Ki aslında arayan kendileri de değil, başka biliminsanları, o da ayrı bir komedi… Ancak en küçük bir aykırı durum, örnek bulunamadı. Bir kuşun hava ısındıkça nesli yok oldu, diğerinin hava soğudukça belki. Evrimi kabul etmemeye meyilli kişiler böyle bir örneği, evrimin yalanlayıcısı olarak görmeye çalıştılar. Ama bu doğru değil. Temel mantık: Çevreyle uyum. Sıcağa uyumlu kuş soğukta, soğuğa uyumlu kuş sıcakta yaşayamaz. İşte olayın temelini anlamayınca ve daha çok dini yaklaşımlarla konuya yaklaşınca gerçekleri görmek zorlaşıyor.

Canlılar çevreye nasıl uyum sağlıyor?
Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Peki… Canlılar çevreye nasıl uyum sağlıyorlar? Develer bir masada oturup “ya hacılar, biz çöllerde gezinirken çok su kaybediyoruz, derimizi birazcık kalınlaştıralım da suyumuzu daha iyi tutalım”mı diyorlar? Elbette hayır… Şöyle oluyor:

Tüm canlılar mevcut özellikleri ve genetik yapıları dahilinde küçük tefek değişiklikler gösterir. Bu her canlı için geçerlidir. İnsan için sarışın olmak, esmer olmak, uzun kısa olmak, daha kaslı iri ya da zayıf narin olmak gibi. Yarın bir gün, dünyada iklim soğusa, ısısını tutma açısından avantajlı olan iri, kıl miktarı fazla olan insanlar, hayatta kalma açısından avantajlı duruma gelir. Balıklar… Kontrol edilemeyen bir sebeple denizlerdeki tuz miktarı artsa, iç organları yüksek tuz içeriğine uyum sağlama becerisinde olan türler hayatta kalır. Zürafanın boynu… Yer seviyesindeki yiyeceklerin azalması sebebi ile yüksekten beslenebilen genler daha başarılı olmuştur. Derisi diğerlerine biraz daha kalın olan develer daha güçlü olmuş, uzun yaşamış ve soylarını sürdürmüşlerdir. Başka onlarca örnek verilebilir. Ancak… En başta söylediğim gibi bu dinamikler, her canlı ve her farklı ortam için farklı olacağı için tek bir prensipte toplanamaz. Çevreye uyum, o kadar. Hangi çevreye? İşte bunun net cevabı değişken.

Evrim karşıtı yaklaşımlar
Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Gelelim evrim karşıtı yaklaşımlara… Bilim dünyasında evrimin varlığı bir tartışma konusu değil. Yıllardır değil. Tartışılan şey, kuramı daha zenginleştirici ayrıntıların tartışılması. Ekvatorda evrim, kutupta evrim, şu balıkta, şu kuşta, şu bakteride vs. Bilim insanları evrim yoktur fikrine ve bunu iddia edenlere gülüyorlar. Bunu alay etme olarak görmeyin ama bu gerçekten komik. Bu nedenle, artık evrimin varlığı inkar edilemez bir gerçekliğe ulaştığı için daha geçenlerde Hıristiyanlık, Papa resmen evrimin varlığını kabul etti. Hatta Adem Havva yok falan dedi. Peki, neden tüm dünyada halen evrime muhalif kitleler var? Çok basit bir sebep: Dinler, İlk insan Hz Adem’in en fazla 10-12.000 yıl önce dünyada var olduğunu, yani insanın dünyadaki varlığının bu kadar olduğunu iddia ediyor ama bilimsel gerçeklere göre bu süre en az 200.000 yıl. Yani buna göre evrim, dinleri yalanlamış oluyor. Hz. Adem hiçbir zaman var olmadı. Öyle mi gerçekten? İşte bu başka bir metnin konusu...

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?

Bilimsel Bakış ve Yöntem Doğrultusunda Evrim Nedir Ne Değildir?
Cevapla