Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Bir şehir düşünün. Işık hızıyla bir ucundan diğer ucu tam 100 bin yıl sürüyor. Işık hızı, Dünya'nın en geniş kısmı olan Ekvator çevresini 1 saniyede 7,5 tur atabildiğine göre bu oldukça yüksek bir mesafe. Biz bu şehre Samanyolu adını veriyoruz. Peki biz bu şehrin altıncı kolunda dizilmiş Güneş sistemi içerisinde yüzen gezegenleri hangi araçla dolaşacağız ? Elimizde bir adet Murat 132 var. Bu sayede Güneş sistemindeki gezegenlere ufak bir yolculuk yapacağız. Kendimize Dünya'dan başka evler arayacağız.

Güneş'e en yakın piyon; Merkür

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Murat 132 ile yola koyulduk. Rotamızı ilk olarak Güneş'e en yakın gezegen olan Merkür'e doğru çeviriyoruz. Buralar oldukça sıcak. Acaba Merkür ne durumda ? Murat 132'nin radyosu bize Merkür'de çok fazla oksijenin olduğunu bildiriyor. Bu durum iyi. Çünkü bizim yaşamamız için gerekli olan temel kaynak oksijen. Peki burada bulunan oksijen insan hayatı kadar yeterince elverişli mi ?

Merkür'de gündüz sıcaklık 450 derece, gece ise -170 derece. Peki ama Güneş'e en yakın olan gezegen nasıl oluyor da geceleri sıcaklık -170 dereceye kadar düşebiliyor ? Merkür, Dünyamıza göre oldukça yavaş dönüyor. Merkür'deki 1 gün Dünyamıza kıyasla 58 kat daha uzun sürüyor. Yani Merkür'deki 58 gün, Dünya'daki 1 güne eşit. Karanlık yüzü uzun süre Güneş görmediğinden dolayı geceleri çok soğuk oluyor. Bu soğukluk, Dünya'da kaydedilmiş en düşük sıcaklıktan 3,5 kat daha düşük bir sıcaklık.

Güneş yüzü gören kısmının aşırı sıcak olması sebebiyle Merkür'ün atmosferi uzun zaman önce buharlaşıp atmosfere karışmış. Geride kalan atmosfer tabakası ise inanılmaz derecede ince. Yani Merkür, nefes almamıza yetecek miktarda atmosfere sahip değil. Biz en iyisi Murat 132'nin rotasını başka bir yere çevirelim. Daha rahat hayatta kalabileceğimiz bir yerler olmalı.

Eski dünya; Venüs

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Evimizden çok uzakta değiliz. 42 milyon kilometre uzağımızda komşumuz Venüs var. Bir ziyaretine gitsek mi ? Murat 132'nin direksiyonunu Güneş sisteminin ikinci gezegeni olan Venüs'e doğru çeviriyoruz.

Yavaşça yaklaşıyoruz fakat işler pek yolunda değil. Venüs, yeryüzünün görülmesini engelleyen kalın bir atmosfer tabakasıyla örtülmüş durumda. Bu durumda vites değiştirip içerisine dalmamız gerekecek.

Bilim adamları bu atmosferin, gezegeni Güneş'ten koruduğunu düşünüyorlardı. Venüs'ün yüzeyinin ilk zamanlarda Dünya'nın yüzeyi gibi olabileceğini hayal ediyorlardı. Başlıkta ''eski dünya'' dememin sebebi de bu. Venüs'ün bir zamanlar tropik ormanlarla ve okyanuslarla kaplı olduğunu düşünüyorlardı. Hatta aralarından, bu gezegende dinazorların yaşadığını iddia edenler de vardı.

Venüs, bilim adamlarının oldukça ilgisini çekiyordu. O kalın bulutların altında ne haltlar döndüğünü merak ediyorlardı. 1960 ve 1970'lerde NASA'nın Mars'ı keşfetmekle meşgul olduğu zamanlarda, Sovyetler Birliği de gözünü Venüs'e çevirmişti. Amaçları bu gizemli gezegenin yüzeyine inip fotoğraflarını çekmek. ''Venera 9'' adlı bir roket fırlattılar. Venera 9, atmosferden içeriye girdiğinde akıl almaz görüntüler gönderdi.

Venüs yüzeyi, bilim adamlarının aksine yeşil ormanlarla değil, kuru çorak topraklarla kaplıydı. Peki biz böyle bir ortamda yaşayabilir miyiz ? Yakın zamanda yapılan araştırmalarda yeryüzünden 80 kilometre yukarıda asitten oluşmuş bulutlar yer aldığı tespit edildi. Bu bulutlar, çeliği aşındıracak kadar kuvvetli.

Venüs'te meydana gelen volkanik patlamalar sülfürik asidi atmosferin üst kısımlarına kadar püskürttü. Neyse ki kasası sağlam olan Murat 132 ile bu cehennem geçidini aşıp Venüs'ün yüzeyine inmeyi başarabildik. Burada, ortalama 5000 metre yüksekliğinde aktif olmayan volkanik dağların olduğunu görüyoruz. Ortalama 1 milyon yıl önce sıvı lavların oluşturduğu kanallar dikkatimizi çekiyor. Kanaldan ilerlerken Murat 132'den kırmızı sinyaller alıyoruz. Sinyalin kaynağının basınç olduğunu tespit ettik. Buradaki basınç, Dünya'daki basınçtan 90 kat daha fazla. Bu basınç, bir arabayı rahatlıkla ezebilir. Fakat bu durum, Murat 132 için geçerli değil. Aksi taktirde Venüs bize mezar olurdu. Atmosferin neredeyse tamamı karbondioksitten oluşuyor. Bu durum, aynı Dünya'da olduğu gibi sera etkisi yaratmasına neden oluyor. Güneş ışığı giriyor; ama ısı tekrar uzaya geri dönemiyor. Peki bu durumda Dünyamızın sonu Venüs gibi olabilir mi ?

Umudumuz tükendi. Sıcaklığın 500 derece olduğunu gördükten sonra büyük bir hüzün ile Venüs'e veda ederek tekrar yüzeye çıkıyoruz. Anlaşılan burada da bize yer yok.

Kızıl gezegen; Mars

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Venüs'ten elimiz boş ayrıldık. Ağır adımlarla Mars'a doğru yola çıkıyoruz. İleride kırmızı bir gezegenin bize gülümsediğini fark ettik. Oldukça sıcakkanlı. Venüs gibi bunaltıcı bir havası yok gibi.

Dünyamız, Güneş'ten gelen mor ötesi ışınları önleyecek bir katmana sahip. Fakat bu katmanın Mars'ta olmadığını gözlemliyoruz. Bu durum, burada hiç korumamız olmayacağı anlamına geliyor. Binlerce yıldır devam eden solar radyasyon gezegenin atmosfer tabakasını yırtıp atmış. Mars'ın suları kaynamış ve büyük bir kısmı buharlaşmış. Yüzeyi kurak bir çöle dönüşmüş.

Solar radyasyon, gelecekte buraya yerleşmeyi düşünen insanlar için ölümcül bir tehlike oluşturacak. Radyasyon, bir uzay elbisesinin sağlayacağı korumaya rağmen vücuda nüfuz edebilir. Bu durumda çok güçlü kıyafetlere sahip olmamız gerekiyor. Sadece bu da değil. Solar radyasyona karşı bağışıklığı olan evlere de ihtiyacımız olacak.

Sadece bunları yapsak bile önümüze sürekli engeller çıkıyor. Bunlardan biri de kum fırtınaları. Bu kum fırtınaları çok büyük ve bir noktadan sonra tek bir noktada toplanabiliyorlar. Bu da olağanüstü yıkımlara neden olacağı anlamına geliyor. Sadece bu da değil. Kumların taşıdığı tozlar yükselerek süper ötesi elektrikler meydana getiriyor. Toz parçacıklarının arasında 20 bin volta yakın gerilimler oluşabilir. Bu gerilim, elektrik eşyaları ve yaşam destek sınırlarının çok ötesinde.

Belki bir gün Mars'taki sert ortamı fethederek oraya yerleşebiliriz. Ancak yine de kendimizi evimizde gibi hissetmemiz pek de mümkün görünmüyor.

Cüssesiyle ön plana çıkan gezegen; Jüpiter

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Mars'tan da boynumuz bükük ayrıldık. Murat 132 ile uzay boşluğunda ağır ağır ilerliyoruz. Derken onu gördük. Neyi ? O boylu boslu gezegeni. Allah Allah boyu 10 metre. Bu gezegen çok büyük. Dünya boyutlarında 1300 gezegeni içine alabilecek kadar büyük. Tamamen gazdan oluşuyor. Yani hiç katı yüzeyi yok.

Üst katmanlarında birbirlerinin tersine dönen bulutlar yer alıyor. Jüpiter yüksek fırtınaların ve sert esen rüzgarların bolca bulunduğu bir gezegen. Oldukça cüsseli olsa da işlevi hiç de öyle söylemiyor. Dönüşünü tam 10 saatte tamamlıyor. Hızlı dönüşü, yatay biçimde esen bulut kuşaklarını oluşturuyor. Bu bulut kuşakları çarpıştığında inanılmaz fırtınalar meydana gelebiliyor. Bunlardan biri de üzerinde yer alan kırmızı leke.

Murat 132 ile yaklaştığımızda fırtınanın boyutu daha da çok belli oluyor. Dünya'nın yarıçapının tam 3 katı genişliğinde. Bu kısımda rüzgarın hızı saatte 400 kilometreyi bulabiliyor. Bilim adamlarının tahminlerine göre bu kırmızı leke 300 yıldır var. Burada esen kasırgalar enerjisini boşaltabilecek bir kara bulamıyor. Çünkü Jüpiter bir kıtaya sahip değil. Bu yüzden de hiç durmadan esmeye devam ediyor. Bu durumda burada da bize yer yok.

Keskin halkaya sahip Satürn

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Rotamızı Jüpiter'den daha fazla ümit vaat edebilecek bir gezegene çeviriyoruz. Satürn'deki radyasyon diğer gezegenlere nazaran daha düşük seviyede. Ama yine de tehlikesiz bir bölge olduğu söylenemez. Onu çekici kılan en büyük etken çevresinde tavaf eden bir halka. Aslında bir halka dersek yanlış demiş oluruz. Bu halka çakıl taşı ile ev arası büyüklüğünde milyonlarca taştan oluşuyor ve bu parçaların tamamı mermiden daha yüksek bir hızda ilerliyor.

Satürn'ün asıl tehlikesi atmosferinden kaynaklanıyor. Aynı Jüpiter'de olduğu gibi bu gezegende de birbirinin tersine esen rüzgar kuşakları var. Bulutlar, 1600 kilometre hızla gezegenin bir ucundan diğer ucuna hızla esiyor. Birbirlerine çarpan bu bulutlar olağanüstü elektrik yükü üretiyor. Bu yükler de devasa şimşekleri meydana getiriyor. Bilim adamlarına göre bu şimşekler Amerika Kıtası'nı kaplayacak büyüklükte. Murat 132 ile içeri dalarsak kavruluruz. Satürn'ün atmosferinden içeriye girmek ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple Murat 132'yi geri vitese alıp kendimize başka bir ev aramalıyız.

Niteliksiz gezegen Uranüs

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Umutlar tükenmiş, hayaller çöp olmuş. O sırada mavi bir gezegene rastlıyoruz. Oldukça sade ve kırılgan. Kendisini çevreden soyutlamış gibi. Acaba burası bizim evimiz olabilir mi ?

Uranüs'ün çok ağır bir çekirdeği vardır. Çekirdeğin çevresinde ise su, metan ve amonyaktan oluşan birkaç bin derece ve binlerce kilometre kalınlığında bir manto yer almakta. Bu aşırı sıcak mantonun, üzerindeki atmosferin ağırlığından kaynaklanan devasa basıncın etkisiyle kaynayamadığı görülmekte. Bu da burada yaşamı imkansız hale getiriyor. Dışarıdan bakıldığı gibi o kadar da soyut durmuyormuş.

Sınırdan sırıtan Neptün

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?

Güneş sisteminin sınırlarına yaklaştığımızı düşünüyorum. Koyu mavi renkte bir gezegen gülümsüyor. Umutlarımız tükenmiş. Artık her sıcakkanlı gezegenin büyüsüne kapılmıyoruz. Kendimize bir ev bulmak için Dünyamızdan 4 milyar 800 milyon kilometre uzağımızda bulunan Neptün'e geldik. Bu son umudumuz.

Onu mavi renkte görmemizin sebebi; hidrojen, biraz helyum ve en önemlisi de bir parça metandan oluşan atmosfer. Neptün'ün suyu yok; ama bulutları var ve bu bulutlar biz insanların burada yaşayabileceğini düşündürüyor. Murat 132 ile yüzeyinde tur atarken mavi atmosferin üzerinde yüzen bulutlar gözümüze çarpıyor. Bu bulutlar, Neptün'ün inanılmaz derecede soğuk olan kış atmosferindeki metan gazının donmasıyla meydana geliyor.

Fakat bir şeyler yolunda gitmiyor. Neptün'deki rüzgarların çok hızlı estiğini keşfettik. Öyle ki bu hız, bazı bölgelerde 2000 kilometreye kadar ulaşabiliyor. Peki bu derece kuvvetli rüzgarların arasında hayatta kalabilir miyiz ?

O rüzgarların ne kadar etkili olduğunu daha iyi anlayabilmemiz için Dünya'daki rüzgarlarla karşılaştırmamız gerekiyor. Dünya üzerinde en tahrip edici rüzgarlar kasırgalardır. Bilim adamlarının tespit ettiği en güçlü kasırgalar 500 kilometre hızında. Bu kasırgalar bir otomobili rahatça savurabiliyor ve asfaltı yerinden sökebiliyor. Ancak bu kasırga bile Neptün'deki rüzgarların yanında hafif bir esinti gibi kalıyor. Bu da Neptün'de hayatta kalmamızı imkansız hale getiriyor.

Uzun bir yolculuğa çıktık. Kendimize bir ev bulamadık ama olsun. En azından bu olağanüstü düzene, görkemli serüvenimize renk katan Murat 132 vasıtasıyla şahit olduk. Yaptığımız bu yolculukta insanlığa ev sahipliği yapabilecek en iyi gezegenin Mars olduğunu tespit ettik. Fakat günümüz koşullarında bu pek de mümkün görünmüyor.

Murat 132 İle Dünya Dışında Kendimize Ev Arama Serüvenine Benimle Birlikte Var Mısın?
Cevapla