Zindanda Geçen 13 Yıl

Merhaba arkadaşlar.


Sizlere çocukluk ve gençlik dönemlerimin bir kısmını kapsayan, ama karakteri üzerime işlemiş, kokusu üzerime sinmiş bir hayatı anlatacağım. Bir zindan hayatını. Zindandan kastım bazı arkadaşlarımın kulübe diye dalga geçtiği, annemin ahır diye yakındığı, asıl ismi TCDD Lojmanları olan o küçücük evler.. Neden zindan dediğimi birazdan siz de anlayacaksınız.



Zindanda Geçen 13 Yıl

Maddi durumu kısıtlı olan pek çok ailenin kurtarıcısıydı bu evler


Bizim de maddi durumumuz kısıtlıydı. Ayda kira niyetine elektrik, sudan hariç 200 civarında para ödeme şansı için geldik bu cehennemin içine. Zaten tek iyi yanı buydu.


Üzerimize gelen duvarlar


2 odası vardı. Sadece 2 oda. İkisini birleştirsek bir evin odasının boyuna erişmeyecek iki küçük oda. Güneşin içeri çok nadir uğradığı, her zaman gölgeli olan o duvarlar. Kırık dökük, harabe olmasını geçtim birbirlerine o kadar yakınlardı ki kendimizi o odaya sığmıyor gibi hissederdik.


Hem mutfak, hem oturma odası, hem salon, hem yatak odası görevini üstlenmiş tek bir oda


İlk günler biz kardeşlerimle küçüktük. Oturma odası dediğimiz oda gece olunca üç kardeşin yatak odası olurdu. Küçücük kollarımızla kanepelerin üzerine yataklarımızı yapardık. Sabah istediğimiz kadar yatma lüksümüz yoktu. Kahvaltı için mutfak, gelecek misafirler için salon, günlük hayat için oturma odası olacaktı bizim odamız. Biz zamanla büyüyünce annem ve babam karyolalarından vazgeçip diğer odayı bizim odamız yaptılar.


Zindanda Geçen 13 Yıl

Düşüncesiz misafirler


Bizim hayatımızın kendi hayatları gibi olmadığını bir türlü anlamayıp olur olmadık zaman gelen misafirler. Bir odada bütün hayatımızın geçtiğini bir türlü idrak edemiyor, bazen sabahın dokuzunda kapıya dayanıyorlar, bazen yemeğin ortasında dalıyorlardı. Binbir telaşla odayı onları ağırlayacak hale getirmeye çalışırdık. Bazen o salonun birazdan bizim yatak odamız olacağını unutup gecenin ikisine kadar otururlardı. Uykusuzluktan ölürdük onlar gidene kadar.


Bayramlardan nefret ettim


Harabe bir evdi evet. Özellikle gelen zengin akrabaların karşısında yerin dibine geçerdik. Gelen misafirleri eve sığdıramazdık. Akrabalarımı ne kadar seviyor olsam da yanlarına gidip oturamaz, hallerini hatırlarını soramazdım. Evde kımıldayacak yer kalmazdı ki.


Erkek kardeşimle her gün kavga ederdik


Kazık kadar insanlar olmuştuk ve hala aynı odada yatıp kalkıyorduk. Normal evlerde yaşayan kardeşlerin özelleri bizde yoktu. Üzerimi değiştirmem, bazı kızsal ihtiyaçlarım, her şeyim sorundu. Üzerimi değiştirebilmek için kardeşimle uzun uzun tartışmak zorundaydım. Odadan çıkması için. Bazen gider banyoda dengede durmaya çalışarak giyinmeye çalışırdım. Banyo demişken..


Banyo ile tuvalet ayrı değil bir aradaydı


Hayatımızı en çok zorlaştıran buydu belki de. Her istediğimiz zaman banyo yapamaz, banyoda uzun süre kalamazdık. Bir duş alayım da kendime geleyim lüksü yoktu bizde. Banyoya girmek için de bütün ev halkına tek tek tuvaletin varsa gir demek zorundaydık. Banyonun ortasında kapıya dayanır 'Çabuk çık patlıyorum.' derdi ev halkı birbirine. Ne kadar özenirsek özenelim kendimizi temizlenmiş hissedemezdik. Nasıl hissedebilirdik ki? Bazen banyonun ortasında dışarı çıkar, ihtiyacı olanı içeri alır titreye titreye çıkmasını beklerdik. Tuvalette de küçük kurtlar ve cins cins böcekler hiç eksik olmazdı.


Zindanda Geçen 13 Yıl

Evler gördüğünüz gibi birbirine bitişikti


Komşuların bütün sesleri evimizdeydi. İnsanlar rahat rahat cinsellik yaşayamazlardı. Sabahın köründe komşu çocuklarının sesine uyanırdım. Rahat rahat konuşamaz, kardeşlerimle şımaramazdık. Bu şekilde büyüdük. Hep bir kısıtlama içinde.


Ders çalışma sorunu


Kendimize özel bir odanın içinde üç kardeştik. Üstelik aramızda bir metrelik mesafe bile yoktu. Kardeşim sesli çalışmak ister, ben küçük bir sesten bile rahatsız olurdum. Bu şekilde senelerimizi verdik ama okulları dereceyle bitirdik ya işte bununla gurur duyarım.


Arkadaşlarımı eve davet edemezdim


Her ne kadar şükür bilsem de bunu yapamazdım. Hem evin halinden utanırdım, hem onları rahat ettirememekten korkardım. Kız kıza takılacağımız bir ortam zaten yoktu. Onun mahcubiyeti de hala üzerimde.


En büyük sıkıntıyı annem çekti


Bu ev hiçbir zaman temiz olmuyordu. Her gün süpürülür, silinir, her gün bayram temizliği gibi temizlik yapılır ama yok yok yoook. Annem bazen sinirden ağlardı.


Başka bir evden evimize geldiği zamanda öyle. Ahırda yaşıyoruz diye ağlardı babama hiç duyurmadan. Bakın buna güleceksiniz. Çamaşır kurutmak başlı başına bir sorundu. Küçücük, daracık odanın ortasından çamaşır ipi geçirdiğimiz yetmiyormuş gibi bir de perdelere asardık çamaşırları. Ve bulduğumuz her yere. İbadet etmek bile büyük bir çileydi. Senede en az bir kez taşan tuvalet de cabası.


Ağlayacağım bir ortam bile yoktu


Doğuştan şanssız bir insandım ben. Ağlayacak sorunum hiç eksik olmadı benim. En güzel gençlik çağlarımda yaşıtlarımın duymaya bile tahammül edemeyeceği şeyleri yaşamak zorunda kaldım. Ama rahat rahat ağlayabileceğim bir ortam yoktu. Ben de hep tuvalette ağladım. Neden hiç tuvaletten çıkmadığımı, bir sorun olup olmadığını merak ederdi ailem. Bazen çabuk çık diye kapıya girişirlerdi. Hiç içimi tam olarak boşaltamadım. 7-8 sene önceki sorunların acısının hala içimde olmasının sebebi bu belki de. Hiç hıçkıra hıçkıra bağıra bağıra ağlayamadım.


Huzurlu bir aile olabilseydik belki bunları hiç sorun etmezdik


Ama değildik. Birbirini sevmeyen anne-babanın kurduğu ailede yaşıyorduk. Her gün kavga, her gün gürültü. Her gün asık suratlar, her gün ağlamaklı yüz ifadeleri. Ne halleri varsa görsünler deyip geçemiyorduk küçücük odalar içinde. Sinir küpü bir baba, isyankar olmuş bir anne. Durumu en çok zorlaştıran onlardı işte.


Nihayet bitti o 13 sene


Ama üzerimizden etkisi hala geçmedi. Uzun uzun banyo keyiflerini biz yine yapamıyoruz. Hala misafir gelince geriliyoruz eskisi gibi. Halbuki gülünç bunlar. Vücudun öğrenilmiş tavırları. Hala tuvaletlerde ağlıyorum ben. O kadar benimsemişim artık. Belki size komik geliyordur. Dalga geçebilirsiniz. Alıştık biz.


Evet buna da gülün, ben gülüyorum


Şimdiki evimize taşınmadan önce bu eve hayran hayran bakıp burada çok güzel günlerim geçecek demiştim. Buna yürekten inanmıştım. Artık gözyaşlarıyla geçen günler bitti hepsi o zindanda kaldı artık her şey değişecek demiştim. Pek çok şey değişti evet ama nasıl başlarsan öyle gidiyor sanırım hayatın.


Unutmadım. Hiç unutmadım


'Sizin eviniz de küçücük yeeaa.' diye dalga geçen insan seni hiç unutmadım. 'Haa şu kulübelerde mi yaşıyorsunuz?' diyen sözde arkadaşım seni de unutmadım. Davetsizce eve gelip çöreklenen, her şeye rağmen iyi ağırlamaya çalıştığım şımarık arkadaşım manalı manalı 'Eviniz güzelmiş.' diyişin hala kulağımda. Ahh keşke o evin, ev demeye bile utandığım o zindanın içinde neler çektik biz anlayabilseydiniz.


Neden anlattım bütün bunları?


Bir çoğunuz belki ismini bile yeni duydu bu zindanın. Kiminiz önünden gelip geçiyorsunuz. Ama hiç kimse bilmiyor o insanların hikayesini. Sesleri olmak istedim. Toplumdaki varlıklarını bilin istedim. Yaşadıklarımdan dolayı duaya pek inancım kalmadı ama siz yine de onlar için dua edin istedim. Ben kurtuldum ama onlar hala ordalar. Ve orda geçirdikleri günler onların da üzerinde silinmez bir iz bırakacak.



Okuduğunuz için teşekkür ederim.





Zindanda Geçen 13 Yıl
Cevapla