Evet dostlar hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz.
Kerhane'yi duyunca hemen üşüştünüz değil mi ? Acaba nasıl bir şeymiş, nerede, ne zaman açılmış diye meraklandınız. Hatta kim açıyor diye de düşündünüz belkide. Hatta benim açtığımı bile düşünenler olmuştur, itiraf edin.
Daha kötüsü hakkımda cavat (dilimde pelteklik var g harfine dilim dönmüyor kusura bakmayın) yakıştırması yapanlarınız dahi olmuştur. Olsun, hiç önemli değil, ben öyle basit şeylerden alınmam. Kötü söz sahibinindir der geçerim.

Başlık esasında Kârhane'nin Diğer Anlamı olacaktı. Bunu kullansaydım, sanki bilmiyoruz diye homurdanarak ilginizi çekeceğine inandığım benceme dönüp bakmayacaktınız bile.
Durun hele, "demek bizi oltaya getirdin ha, gelmesini bildiğimiz gibi, gitmesini de biliriz" diye homurdanmayın. Konu gerçekten ilginizi çekecek, Allah belamı vermesin yahu. Sonunda bana yemin bile ettirdiniz, ne diyelim.
Efendim Kerhane hepinizin bildiği gibi genelev, umumhane anlamına geliyor. Buna mektep diyenler de vardır. Kârhane'nin asıl anlamı, kökü Kâr'dan geldiği için, Kâr edilen yer, ticarethane anlamına geliyor. Hatta Azerbaycan'da fabrikaya kârhane denildiğini duymuşsunuzdur.
Kerhane'nin farsça kökenli bir sözcük olduğunu söylerler. Ancak Kârhane'nin söylenişinden türediğini savunanlar da vardır.
Şimdi asıl konumuza geliyorum.
Kârhane kelimesi Tokat yöresinde farklı bir anlamda kullanılıyor. Bu ilimizin üzümüyle meşhur köyleri, kasabaları vardır. Toplanan üzümlerin bir kısmı sirke ve pekmez yapımında sarfedilir. İşte bu pekmezlerin yapıldığı yere Şırahane deniyor.
Daha önceleri buraya Kârhane denirmiş. Ancak söylerken ağızdan Kerhane olarak çıktığı ve bunun da yanlış anlaşılmalara yol açtığı düşünülmüş olmalıki, sonradan Şırahane tabiri kullanılmaya başlamış. Ama Kârhane tabiri de tamamen unutulmamış. Bilhassa eskiler kullanırmış.

Bilmeyenler için Şırahaneyi tarif edelim. Aslında üstteki resime benziyor, içinde geniş avlusu ve havuzu var. O yöredeki köylerde ve kasabalarda çok sayıda bulunuyor. Bazı yerlerde sayısı 8-10'u buluyor. Toplanan üzümler buraya getiriliyor, çizme ile çiğnenerek pestili çıkarılıyor, şırası akıtılıyor, sonra büyük bakır leğenlerde kaynatılarak pekmez haline getiriliyor.

Şırahaneyi mal sahibi işletiyor, belli bir ücret alıyor. Çalışanlar ise mal sahibinin ev ahalisi ve yardıma gelen konu-komşular. Genellikle kadınlardan oluşuyor.
Sohbetimize konu olan Dursun Abimiz de bu köyde yaşıyor.
Dursun Abimiz iyi niyetli, temiz kalpli, saf anadolu delikanlısı, bizden yaşça büyük. Yaklaşık 30 sene önce Ankara'da Bakanlığın birine memur olarak atanıyor.
Anlatacağım olay daha yeni memur olduğu yıllarda yaşanıyor. Birlikte çalıştığı arkadaşları Dursun Abimizin memleketi hakkında kısmen bilgiye sahipler. Üzüm, pekmez, sirke vs. Ancak Şırahane konusu hariç.
Arkadaşlarının her biri farklı memleketten. Bir gün işyerinde sohbet ederlerken, konu nasıl oraya geldiyse, hangi illerde Kerhane var, onu soruyorlar birbirlerine. O Bakanlığın yıllık istatistiğini söyle desen bilmezler.
Her neyse, Dursun Abimiz o esnada orada bulunmuyor. Sohbet konusundan habersiz sonradan odaya girince, daha oturmasına fırsat vermeden içlerinden birisi soruyor;
-Dursun sizin memlekette Kerhane var mı ?
Hayatında umumhane görmemiş saf anadolu delikanlısı Dursun Abimiz pat diye bu soruyu duyunca, bütün saflığı ile aklına memleketteki pekmez Şırahanesi geliyor.
-Olmaz olur mu abi, var tabiki.
Arkadaşları biraz şaşkın;
-Öyle mi ? Demek orada da varmış, ilk kez duyduk.
- Abi yeni bir şey değil belki 100 senedir vardır.
Şaşkınlık biraz daha artar.
-Allah allah, o kadar eski mi ? Bu Tokatın neresinde peki ?
Dursun Abi bütün saflığıyla devam ediyor.
-Abi şehirde değil, bizim köyde.
Gözler gitgide büyüyor,
-Neee, Köyde mi ?
-Aynen abi, hem de 8-10 tane var, her mahallede bulunur.
Arkadaşları şaşkınlıktan ne diyeceklerini bilememişlerdir. Dursun Abinin milliyeti-cibilliyeti hakkında şimşekler çakmaya başlar beyinlerinde.
İki tarafta anladıkları şeye o kadar odaklanmışlardır ki, başka ihtimal akıllarına gelmez.
Dursun Abi bir yandan da evrakları tanzim etmektedir. Arkadaşları kendilerini toplayıp biraz daha detaya inmek isterler.
-Peki Dursun burada kimler çalışıyor, çalışanları nerden getiriyorlar.
-Abi kim çalışacak evin ahalisi, konu-komşu.
Hassittir. Gözler faltaşıdır artık. Ama yine de sormaya devam.
-Peki Dursun sen hiç gittin mi ?
-Gitmez olurmuyum abi, bilhassa küçükken Annem çok götürmüştü.
Yok daha neler, bizim Bakanlığın namusu gitti anasını satayım. Utana sıkıla tekrar sorarlar.
- Dursun annende mi gidiyordu oraya ?
Dursun Abinin saflığında zerre kadar bozulma yok.
- Abi annemden iyi çalışan yoktu, pestilini iyi çıkarıyordu.

Artık arkadaşları dayanamazlar ve sonunda patlarlar.
-Oğlum Dursun sen gerçekten ciddi misin, yoksa bizimle kafa mı buluyorsun ?
Dursun Abi de rahatsız olmuştur, o da patlar.
-Abi içeri girer girmez bana soruyu sordunuz, cevapladım sonra garip garip bakmaya başladınız, sizin derdiniz nedir ?
- Bak kardeşim, biz burada hangi illerde Kerhane vardır diye konuşuyorduk, sen girince sana da soralım dedik.
O an Dursun Abimizin kafası dank etmiştir.
- Şeyy abi... Siz hangi kerhaneyi sordunuz ki ?
-Dursun kaç tane kerhane var, deli etme adamı.
- İki tane abi.....
Dursun'un saflığı ve iki tarafın da iki farklı anlama aşırı odaklanmasından kaynaklanan bu yanlış anlama nihayet çözülür. Az önce Dursun'dan habersiz elinden alınan mezhebi, dini, milliyeti ile ilgili kutsal ünvanlar iade edilir.
Sohbetimizin başında Azerbaycan'da kârhanenin hangi anlamda kullanıldığından bahsetmiştik.
Tansu Çiller Azerbaycan'ı ziyaret ettiğinde Devlet Başkanı Aliyev uzakta bir yeri Çiller'e tarif ederken şöyle der;
Karşıdaki kârhaneyi yeni açtık, sizden tek isteğimiz ülkemizde bol bol kârhane açın
Çiller bozulur, ancak yanında bulunan Büyükelçi kulağına fısıldayarak durumu anlatır. Hadi size yalancı çıkmadım yine, başlığı burada kullandım.
Kerhane açmaktan bahsetmişken, Demirel'i yad etmeden olmaz.
Yakın çevresinden partililer Demirel'e kerhanelerin kapatılması talebiyle gelirler. Demirel'in verdiği cevap tam da ona göre;
Kapatalım da millet bizi ziksin
Söz hazır Demirel'den açılmışken daha önce hiç bir yerde duymadığınız orijinal bir fıkra ile sohbetimizi sonlandıralım.
70'li yıllarda Avrupaya giden ve uzun süre ülkeden uzak kalan bir gurbetçimiz, 2000'li yılların başında ziyretine gelen bir arkadaşı sohbet ediyormuş. Konu siyasete gelince sormuş;
- Ben Türkiye'de iken iki siyasetçi vardı. Biri karizmatik lider Ecevit, (Kıbrıs fatihi, Karaoğlan)
- Diğeri klasik lider Demirel (Benim çiftçim, benim köylüm vs.vs.) Şu an ne yapıyorlar acaba ?
diye sorunca arkadaşı;
- Hala başımızda duruyolar, fakat biraz değiştiler. "Karizmatik" liderin "Karizma"sı gitti "tik"i kaldı (Bilenler hatırlayacaktır, iyice yaşlanınca rahmetlinin Tik'i vardı, sürekli gözlerini seyirtirdi) "Klasik" liderin "Klas"ı gitti "zik"i kaldı, onunla da 40 yıldır anamızı belliyor, biz de ona babaaaa babaaa diye bağırıyoruz demiş.
Bu gün bir dost ortamında kulaklarını çınlattığım Dursun Abimizin anısını sizinle de paylaşmak istedim. Sürç-i lisan ettiysek affola. Gösterdiğiniz sabır ve anlayış için teşekkür ediyorum. Hoşça ve dostça kalın.
Göz atmak isterseniz diğer bencelerim;
Bilgisayar ve İnternetle İlk Tanışma Hikâyem
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar