Hazreti Ali'nin Namazı

Hazreti Ali Allah Resul'ünün evinde yetişip büyüdü. Resul'i Ekrem onu, kızı Fatıma ile evlendirdi. Harplerin çoğunda sancak evinde bulunurdu. Resulullah ashabını birbirine kardeş yaptığında, ona şöyle dedi: "Sen benim kardeşimsin."


İlim yönünden üstün olan Hz. Ali'ye bu vasfından dolayı Peygamberler Serveri : "Ali ilim şehrinin kapısıdır." buyurmuşlardı.


Hazreti Ali'nin Namazı


Kahramanlık, cesaret ve atılganlıkta ün yapmıştı. Resulullah, Hayber günü Hz. Ali hakkında: "Yarın sancağı öyle bir adamın eline vereceğim ki, O Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulüde onu sever. Allah onun elinde bize fethi müyesser kılacak." Sabah olunca, herkes sancağın kendisine verileceğini umut ederek hemen Allah Resulüne koştu. Resulullah şöyle buyurdu:



"Ebû Tâlib'in oğlu Ali nerede?" Dediler ki: "Onun gözü ağrıyor." Hemen getirildi, gözlerine okuyup üflendi ve iyileşmesi için dua etti, iyileşti hiçbir şeyi kalmadı.



Hazreti Ali çok cömert biriydi. Birgün devlet hazinesinin altın ve ggümüşle dolu olduğunu öğrenince, tamamının ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını emretti. Boşalan yerde de iki rekat namaz kıldı.


Kendi ihtiyaç halinde iken bile halkını tercih ederdi. Bazen ücretle avuç içi şişene kadar çalırdı. Bir gün:



"Bu kılıcı alan yok mu? Allah'a yemin ederim ki ben bu kılıçla nice zaman Resulullah Sallallahu aleyhi ve selemi müdafaa ettim. Eğer yanımda bir izar parası olsa idi onu satmazdım."



demişlerdi.


Bir sabah cemaate namaz kıldırmış. Üzüntülü halini herkes hissetmişti. Onu seyredenler içlerinden bir kaçı halifeyi üzen bir şey mi oldu diye kendilerine sordular? Niçin böyle mahsun ve kederli duruyor diye düşünüyorlardı. Onun kederli hali sahabelerin de canını sıkmaya başlamıştı. Kimse cesaret edip halifeye bir şey soramadı. Kimseden bir çıt bile çıkmıyordu. Halife sararıp solmuştu. Vaziyet pek hoş görünmüyordu.


Niyahet Hz. Ali ayağa kalktı. İki rekat namaz kıldı. Herkes halifenin hareketlerini pür dikkat takip ediyordu. Sağa sola selam verip namazını bitirdi. Sonra başını sağa salladı ve şunları söyledi: "Resulullah'ın ashabını gördüm. Bugün onlara benzer hiç bir şey görmüyorum. Saçları karmakarışık, benizleri sarı, üstleri başları taş toprak idi. Alınlarında nasırlar vardı.


Geceyi Allah'a secde ve kıyam ederek geçirirlerdi. Allah'ın kitabını okur, uyuklarlardı. Sabah olup da Allah'ı zikrettikleri zaman ağacın rüzgarlı günde sallandığı gibi sallanırlardı. Gözlerinden yaşlar akar elbiselerini ıslatırdı. Allah'a yemin ederim ki bugünküler geceleri gafil geçirmiş gibidirler."


Hazreti Ali'nin Namazı


Damad-ı Nebi, Haydar-ı Kerrar, gündüzleri savaş meydanlarında eşsiz kahramandı. O namaza durunca her şeyi unutur huzuru ilahide olma hissiyatıyla kendinden geçerdi. Daha namaza durmadan rengi sararır titremeye başlardı. "Ya Ali! Sana ne oluyor neden rengin sarardı, niçin titriyorsun?" diyenlere şu ibretlik cevabı verirdi: "Sizler kimin huzuruna doğrulduğunuzu biliyor musunuz? Her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeye gücü yeten sonsuz Azamet Sahibinin huzurunda elbette böyle saygıyla durulur."


Bir savaşta ayağına ok saplanmıştı. Ne yaptılarsa oku çıkaramadılar. Namaz vakti gelmişti. O namaz kılmaya başladı. Namaz kılarken saplanan oku ayağından çıkardılar. Selam verip namazdan çıkınca etrafındakiler: "Müjde Ya Ali! Oku çıkardık." dediler. O ise okun çıkışını hissetmemişti bile. Geceleri hep ibadet ve seccadesi başında namaz kılmakla geçirirdi. Gündüzleri ise hep oruçlu geçirirdi.


Ömrü harp meydanlarında geçti. Ölümle her an burun buruna olan bu büyük insanın Allah Resulü'nden öğrendiği bir evrad-ı ezkâr-ı vardı. Şartlar ne olursa olsun muhakkak bu virdini günlük okurdu. Bir sahabe: "Nehrivan'da Haricilerle savaştığın o çok zor şartlar altında günlük okuduğun duanı o gün okuyabildin mi? " diye sorunca: "O gece bile terk etmedim." cevabını vermişti.


Her zaman olduğu gibi seher vaktinde kalkmış aile efradını da namaz için uyandırmıştı. Ramazan ayının on yedisiydi. Günlerden de cuma idi. Mescide gitmek için evden çıktı. Halife idi, ama yanında ne koruması ne de başka birileri vardı yalnız başınaydı, biraz gitti. Pusuda bekleyen Ibn Mülcem zehirli kılıcını defalarca halifeye vurdu. Sakallı ve vücudu kanlar içinde kalmıştı. Olayı duyan herkes gelmişti. Onu evine götürmek istiyorlardı. O ise namazı kaçırmamaları için cemaate yetişmelerini tavsiye ediyordu.


Şahadet mertebesine nail olan üçüncü halifeydi. Üç halifenin de kaderi Kuran ve namaz yolunda şehitlikle noktalanmıştı.


Emanetini hakiki sahibine teslim ederken bile dudaklarından: "Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur sözleri." dökülüyordu. Gözlerini bu dünyaya kapayıp ebediyet iklimine ve hasretini çektiği aleme göç etmişti. Elli sekiz yıllık ömür işte böyle son bulmuştu.

Hazreti Ali'nin Namazı
Cevapla