Adam gözlerini kapattı. Uzun süre konuşamadı. Elini onun saçlarında gezdiriyor, parmakları her seferinde aynı yumuşak tutamların arasından geçerken kendisini toparlamaya çalışıyordu. Acısının hafiflemesi, sanki kadının hayatındaki yerinin de küçülmesi demekti.
— Bazen seni özlemek bile hoşuma gidiyor, dedi sonunda. Kulağa tuhaf geliyor, biliyorum. Ama insan sevdiği birini özlemeyi de sevebiliyormuş. Seninle ilgili bir şey düşünüp içim acıdığında, hâlâ sana ait bir şeyler taşıdığımı hissediyorum.
Kadın onun çenesine hafifçe dokunup yüzünü kendisine çevirdi.
— Ah, senin şu inatçı kalbin...
Gülümsemeye çalışıyordu ama gözlerinde biriken yaşları gizleyememişti.
— Hatırlıyor musun, o kediyi sevmek için otobüsü kaçırdığımız günü?
— Hatırlıyorum.
— O gün çok gülmüştük. Sonra elimi tutmuştun. Hiç üzgün değildin o gün.
— Çünkü yanımdaydın.
Kadın bu cevabı duyunca sustu. Başparmağıyla adamın elini okşamaya başladı.
— Biliyorum, dedi bir süre sonra. Ben de o gün çok mutluydum. Ama seninle geçirdiğim o günün, şimdi yalnızca ağladığında hatırlayabileceğin bir hatıraya dönüşmesini istemezdim.
Adamın gözleri doldu.
— Seni kaybetmek istemiyorum.
Kadın ona yaklaştı, alnını usulca alnına dayadı.
— Beni ne kadar sevdiğini biliyorum.
— Ama bir gün eskisi kadar sevemezsem?
Kadın gözlerini kapattı.
— Bir gün yeniden çok mutlu olursan, dedi yavaşça, umarım beni hatırladığında da gülümsersin.
Adam ona sarıldı. Kadın da kollarını boynuna doladı, yanağını onun yanağına yasladı.
— Ama ben seni sevmeyi de seviyorum, diye fısıldadı adam.
Kadın gözlerinden süzülen yaşları silmeden gülümsedi.
— Biliyorum sevgilim. Ben senden sevgini bırakmanı istemiyorum.
Kadın bir süre saçlarını okşadıktan sonra yüzüne baktı.
— Benimle geçirdiğin günleri düşündüğünde en çok neyi hatırlıyorsun?
Adam bir süre düşündü.
— Gülüşünü. Bir de sustuğun zamanları.
— Sustuklarımı mı? Neden?
— Çünkü güldüğünde mutlu olduğunu biliyordum. Bana kızdığında da neden kızdığını anlamaya çalışabiliyordum. Ama sustuğun zaman ne düşündüğünü bilemiyordum. Bazen bir şeye kırıldığını, bazen de benden uzaklaşmaya başladığını sanıyordum.
Kadının yüzündeki ifade değişti.
— Peki neden hiç sormadın bana?
Adam başını eğdi.
— Korktum. Ya gerçekten uzaklaşmak istediğini söyleseydin?
Kadın onun elini tuttu.
— Ah, sevgilim... Ben bazen yalnızca ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Keşke bana sorsaydın.
Adam hafifçe gülümsedi.
— Biliyorum. Şimdi düşününce keşke o günlerden birine dönebilsem diyorum. Sen yine öylece sussan, ben de yanında otursam... Bu defa neden sustuğunu düşünmezdim bile. Yalnızca biraz daha yanında kalmak isterdim.
Kadının gözleri doldu. Adam onun elini biraz daha sıkı tuttu.
— Birlikte tartıştığımız günleri bile özlüyorum. Keşke yeniden kızabilsen bana. Ben de seni kızdırabilsem. Sonra gelip gönlünü alsam.
Kadın başını adamın omzuna yasladı. Gözlerinden süzülen yaşları silmek için bile geri çekilmedi.
— Sen beni bazen çok kızdırırdın, diye fısıldadı.
Adam hafifçe güldü.
— Biliyorum.
— Ama sonra öyle bir bakardın ki sana kızgın kalamazdım.
Adam kollarını biraz daha sıkılaştırdı.
— Şimdi de kızamaz mısın?
Kadın başını kaldırıp ona baktı. Gözleri yaşlıydı ama dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
— Şimdi sana kızmak yerine sarılmak istiyorum.
Bir süre konuşmadılar. Sonra kadın, yanlarında sessizce yatan kuzuyu fark etti. Küçük hayvan başını adamın dizine koymuş, gözlerini ikisinden de ayırmıyordu.
Kadın elini uzatıp kuzunun başını okşadı.
— Peki bu iki küçük arkadaşınla nasıl geçiniyorsunuz? Bana biraz onlardan da anlatsana.
Adam, kadının kuzuyu okşayan eline baktı. Küçük hayvan, bütün ilgiyi üzerinde toplamaktan memnun, gözlerini kapatmıştı. Fare ise biraz ötede oturuyor, sanki konuşulanların kendisiyle hiçbir ilgisi yokmuş gibi bıyıklarını temizliyordu.
— Kuzu benim canım, dedi adam. Geceleri birlikte oturup senden konuşuyoruz. Bazen saatlerce anlatıyorum, hiç sıkılmadan dinliyor.
— Ne anlatıyorsun ona?
— Seni. Nasıl güldüğünü, nelere kızdığını, birlikte yaptığımız şeyleri... Bazen aynı hatırayı defalarca anlattığım oluyor. Hiç şikayet etmiyor.
Kuzu başını kaldırdı.
— Çünkü her seferinde başka bir şey hatırlıyor. Ben de dinlemeyi seviyorum.
Kadın eğilip kuzunun alnını öptü.
— Ah, benim tatlı kuzum. Ne kadar güzel bir kalbin var senin!
— Benim de var, diye söylendi fare. Ama kimse öpmüyor.
Kadın kahkahasını tutamadı.
— Gel bakalım, seni de öpeyim.
Fare hemen geriye çekildi.
— Teşekkürler. Ben bu tür duygusal saldırılara karşıyım.
Adam güldü ama fareye bakarken yüzündeki neşe uzun sürmedi.
— Bununla pek iyi geçinemiyoruz.
— Neden?
— Çünkü sürekli seni unutmamı istiyor. Ne zaman senden bahsetsem araya giriyor. Fotoğraflarına bakmamı, hatıralarımızı anlatmamı istemiyor. Hatta bazen senin hakkında kötü şeyler söylüyor.
— Gerçekten öyle mi?
Fare ön ayaklarını kavuşturdu.
— Söylediklerimin arkasındayım. Ama şu kötü şeyler kısmı biraz abartılmış.
— Bana seni sevmediğini söyledi, dedi adam.
— Sevmiyorum zaten. Senin yüzünden kaç gecedir uyumadığımızı biliyor musun?
Kadın cevap vermedi. Fare ilk kez alay etmeden konuşmaya devam etti.
— O uyumayınca ben de uyuyamıyorum. Yemek yemiyor, dışarı çıkmak istemiyor. Biraz güldüğünde seviniyorum, sonra sen aklına geliyorsun, yine aynı şeyler başlıyor. Ben artık onun böyle yaşamasını istemiyorum.
Adamın yüzü sertleşti.
— Ben onu unutmak istemiyorum, dedim sana!
— Ben de onun seni unutmak istemediğini biliyorum! diye karşılık verdi fare. Ama insanın canı da biraz kıymetli olmalı.
Kadın ikisini sessizce dinledi. Ardından kuzuyu yeniden kucağına aldı.
— Peki sen ne düşünüyorsun küçüğüm?
Kuzu, kadının kucağında ona biraz daha sokuldu.
— Ben onun üzülmesini istemiyorum, dedi. Ama seni unutmasını da istemiyorum.
Kadın küçük hayvanın sırtını okşadı.
— İkisini birden istemek mümkün değil mi?
Kuzu bir süre düşündü. Sonra başını kaldırıp adama baktı.
— Bilmiyorum. Ama o seni anlatırken bazen ağlıyor. Ben de ağlıyorum. Sonra bana sarılıyor. O zaman biraz iyi oluyoruz.
Adamın gözleri doldu.
Kadın kuzunun alnına yanağını yasladı, ardından adama uzanıp elini tuttu.
— Demek geceleri böyle geçiriyorsunuz...
Adam ikisini seyrederken gülümsedi. Geceler boyunca kuzuyla paylaştıklarını artık kadın da biliyordu.
— Bazen uyuyakalıyor, dedi adam. Ben konuşmaya devam ediyorum. Sonra bir bakıyorum, başını dizime koymuş, uyumuş. Uyandırmaya kıyamıyorum.
Kuzu mahcup bir sesle itiraz etti.
— Ama hep uyumuyorum. Bazen sen uyuyunca ben seni bekliyorum.
— Neden bekliyorsun tatlım?
— Çünkü bazen uykusunda ağlıyor. O zaman yanına sokuluyorum. Uyanınca beni görünce seviniyor.
Adamın gülümsemesi kayboldu. Kuzunun kendisine böyle baktığı geceleri hatırlıyordu. Karanlık odada gözlerini açtığında küçük başını yastığın kenarına koymuş, sabırla kendisini beklerken bulurdu onu. Bazen hiçbir şey söylemeden kuzuyu yanına alır, sabaha kadar birlikte uyurlardı.
Kadın kuzuyu biraz daha kendisine çekip başını sevgiyle okşadı.
— İyi ki yanında bu küçük can dostun var.
— O benim her şeyim, dedi adam. Biliyor musun, bazen senin gibi konuşuyor. Senin gibi hemen alınıyor, sonra küçücük bir sevgi gösterince bütün kırgınlığını unutuyor.
— Ben hemen alınır mıydım?
Adam gülümsedi.
— Biraz.
Kadın kaşlarını çattı.
— Hiç de bile!
— Bak, yine alındın.
Kadın gülmeye başladı. Sonra kuzuyu iki eliyle kaldırıp yüzüne yaklaştırdı.
— Biz seninle çok iyi anlaşırız, değil mi güzelim? İkimiz de haklıyız çünkü.
— Hep haklıyız, dedi kuzu ciddiyetle.
Fare dayanamadı.
— Harika. Artık evde iki tane var bunlardan.
Kadın kahkahasını tutamadı. Adam da gülüyordu. Fakat fare, yüzlerindeki neşeye rağmen hiç gülümsemedi. Küçük patilerini birbirine sürttü, sonra adamın yanına yaklaşıp oturdu.
— Ben de onun başında bekliyorum, dedi birden. Sadece bunu anlatmayı sevmiyorum.
Adam şaşkınlıkla fareye baktı.
— Biliyorum.
— Bilmiyorsun. Çünkü ben seni uyandırıyorum, kalkıp su içmeni söylüyorum. Kuzu gibi başını okşatmakla uğraşmıyorum.
Kadının bakışları yumuşadı. Elini uzatıp farenin küçük başına dokunmak istedi. Fare bu kez kaçmadı.

— Sen de onu çok seviyorsun, değil mi?
Fare gözlerini adamdan ayırmadı. Bıyıkları bir kez titredi, sonra durdu.
— Evet, dedi alçak sesle. Ama bazen sevdiğim birini kurtarmak için benden nefret etmesine razı olmam gerekiyor.
Adam başını çevirdi. Bu sözler canını acıtmıştı.
Kadın bir süre üçünü de sessizce seyretti. Sonra kuzuyu kendisine doğru çekip adamın elini buldu. Parmakları buz gibiydi. Bir şey demedi, yalnızca avucunun içine aldı.
— Keşke hiçbiriniz böyle acı çekmeseniz...
Kadının son sözleri üzerine adamın yüzündeki ifade değişti. Elini kuzunun başına koydu, parmaklarını yumuşacık yünlerinin arasında gezdirdi. Kuzu, onun dokunuşunu hissedince kadının kucağından başını kaldırıp kendisine baktı.
— Biz iyiyiz, dedi adam. Bazen üzülüyoruz ama birbirimize sarılınca geçiyor.
Kadın ona şefkatle baktı.
— Biliyorum sevgilim. Ama yalnızca birbirinize sarılarak geçirebildiğiniz geceler olsun istemiyorum. Birlikte güldüğünüz, güzel şeyler yaptığınız günleriniz de olsun.
Fare başını salladı.
— Ben de aylardır bunu anlatmaya çalışıyorum.
Adam ona ters ters baktı.
— Senin istediğin başka.
— Ben senin biraz olsun rahatlamanı istiyorum. Artık her gece aynı acıyı yaşama diye uğraşıyorum.
Kuzu, ikisinin konuşmasını dinlerken başını eğmişti. Kadın bunu fark edip çenesinin altını okşadı.
— Sen neden sustun, küçüğüm?
— Bir şey düşündüm.
— Neyi?
Kuzu önce adama, sonra kadına baktı.
— Ben bazen onunla birlikte ağlıyorum ya... Belki ben de onu üzüyorumdur. Belki benimle konuşmasa daha az ağlar.
Adamın eli kuzunun üzerinde durdu.
— Sakın öyle düşünme, kuzum.
— Ama fare hep ağlamasın istiyor. Sen de istemiyorsun. Ben de istemiyorum. Belki...
Kuzu sözünü tamamlayamadı. Adam onu kadının kucağından alıp sıkıca kucakladı. Küçük hayvanın başını avucuyla koruyarak yüzünü yünlerine gömdü.
— Hayır, dedi titreyen bir sesle. Sakın böyle konuşma.
Kadın şaşkınlıkla ona yaklaştı.
— Sevgilim, ne oldu?
Adam başını kaldırdığında gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
— Onu benden isteme, ne olur.
— Neyi isteyeyim?
— Kuzumu... Onu öldüremem ben.

Kadının yüzündeki şaşkınlık derinleşti.
Adam konuşmaya çalıştıkça sesi parçalanıyordu. Kuzuyu daha sıkı kucakladı, bir eliyle sırtını okşarken öteki eliyle küçük başını avucunun içine aldı.
— O benim canım. Geceleri yanımda uyuyor. Seninle ilgili anlattığım her şeyi biliyor. Ağladığımda yanıma geliyor, ben uyuyana kadar bekliyor. Bazen ona bakınca seni görüyorum. Senin gibi alınıyor, senin gibi seviyor... Ben ona nasıl kıyarım?
Kadın elini adamın koluna koydu.
— Ah, sevgilim...
— Yapamam, diye ağladı adam. Ne olur, benden bunu isteme. Acı çekeceksem çekerim. Yeter ki kuzum benimle kalsın.
Kuzu da ağlamaya başlamıştı. Küçük başını adamın boynuna sokuyor, titreyen sesiyle onu sevdiğini söylüyordu.
Kadın ikisine bakarken gözyaşlarını tutamadı. Adamın kollarına uzandı, kuzunun başını iki avucunun arasına alıp alnından öptü.
— Kim söyledi sana bunu isteyeceğimi? dedi, sesi titreyerek. Ben bu güzel kuzuya nasıl kıyarım?
— Ver onu bana sevgilim. Biraz da ben sarılayım kuzumuza.
Adam kuzuyu bırakmakta tereddüt etti. Kadının kendisinden onu almasını istemesi bile içine açıklayamadığı bir korku düşürmüştü. Küçük hayvanı öyle sıkı tutuyordu ki kuzu, başını kaldırıp yüzüne bakabilmek için hafifçe kıpırdanmak zorunda kaldı.
Kadın bunu fark edince ellerini geri çekti.
— Tamam sevgilim, dedi yumuşacık bir sesle. Vermek zorunda değilsin. Gel, birlikte sarılalım ona.
Adamın yanına sokulup kollarını ikisinin çevresine doladı. Kuzu iki insanın arasında kalınca önce kıpırdamadı. Yünlerinin arasından geçen parmaklar soğuktu ama geri çekilmedi. Sonra başını kaldırıp kadının yanağına burnunu değdirdi.
— Sen de beni seviyor musun? diye sordu titrek bir sesle.
Adam nefesini tutmuştu.
— Ah, benim güzel kuzum, dedi kadın. Hem de nasıl seviyorum seni!
— Ama ben bazen onu ağlatıyorum.
Kadın küçük başını avuçlarının arasına aldı.
— Sen mi ağlatıyorsun onu?
Kuzu mahcup mahcup başını eğdi.
— “Anlat” diyorum ona. O da anlatıyor. Dün gece otobüsü kaçırdığınız kediyi anlattı. Gülüyordu, sonra birden durdu. Elini yüzüne kapattı. Ben de ne yapacağımı bilemedim, yanına uzandım.
Kadın başını kaldırıp adama baktı. Adam çiçeklerin arasında titreyen pembe muma bakıyordu. Anlatılan, başka birinin gecesiymiş gibi.
— O zaman sarıl ona. Zaten en güzel yaptığın şey bu.
Kuzu yeniden adamın kolları arasına sokuldu. Adam bir eliyle kuzunun sırtını okşuyor, ötekiyle kadının koluna tutunuyordu. Birini bıraksa öbürü de gidecekmiş gibi sıkıyordu.
— Ben onu öldürmek istemiyorum, diye tekrarladı boğuk bir sesle. Kuzu olmazsa kime anlatacağım seni?
Kadın kolunu tutan eli kendi eliyle sarıp kuzunun sırtına indirdi. Üç el, aynı küçük sırtın üzerinde kaldı.
— Beni kuzu hatırlamıyor ki, dedi. Sen hatırlıyorsun.
Adam gözlerini kapatıp başını kadının omzuna bıraktı.
— Onu çok seviyorum.
— Biliyorum. Nasıl sevdiğini görüyorum.
Kadın bir koluyla adama sarılırken öteki eliyle kuzunun sırtını okşamayı sürdürdü. Bir süre sonra küçük hayvan başını kaldırıp ikisine birden baktı.
— O zaman ben kalabilir miyim?
Kadının gözlerinden yeni yaşlar süzüldü. Gülümseyerek kuzunun burnunu öptü.
— Tabii ki kalabilirsin, küçüğüm. Senin gitmeni kim ister?
Kuzu rahatlamış gibi derin bir nefes aldı. Sonra adamın boynuna sokulup fısıldadı:
— Duydun mu? Ben yine seninle uyuyabileceğim.
Adamın dudakları titredi. Kuzunun başını öptü, ardından kadına sarıldı.
Kadın, adamın sırtını okşarken gözlerini fareye çevirdi. Küçük hayvanın sessizliğini fark etmişti. Az önce söyleyecek sözü hiç bitmeyen fare, şimdi başını ön ayaklarının üzerine koymuş, onları seyrediyordu.
— Sen neden sustun? diye sordu kadın.
Fare omuzlarını silkti.
— Söyleyeceklerimi söyledim. Kimse dinlemiyor zaten.
Kadın hafifçe gülümsedi.
— Ben dinliyorum.
Fare başını kaldırdı. Bir süre kadının yüzüne baktıktan sonra gözlerini adama çevirdi.
— Ben kuzudan kurtulmasını istemedim, dedi. Sadece ikisinin de biraz mutlu olmasını istedim. Ama ne söylesem beni kötü biri sanıyor.
Adam kuzuyu okşamayı bırakmadan cevap verdi.
— Çünkü hep onu unutmamı söylüyorsun.
— Unutmak başka, kendini unutmak başka! diye karşılık verdi fare. Sen ikisini de aynı şey sanıyorsun.
Kadın bu kez araya girmedi. Söylenenlere kızmasını bekliyordu ama adam yalnızca başını eğmişti.
— Ben onsuz nasıl mutlu olacağımı bilmiyorum, dedi sonunda.
Kadının gözleri yeniden doldu. Kuzuyu adamın kollarından nazikçe alıp kendi kucağına yerleştirdi, ardından onun boşalan elini avucunun içine aldı.
— Bilmiyorsan birlikte öğrenirsiniz, sevgilim. Kuzu da seninle gelir. Fare de... İkinizin de bir yere gitmesi gerekmiyor.
Kuzu başını kaldırdı.
— Birlikte mi?
— Elbette. Hem senin yapacak çok işin var.
— Ne işi?
Kadın gülümseyerek burnuna dokundu.
— Öncelikle kelebeklerden korkmamayı öğrenmelisin. Sonra da bu inatçı adama arada dışarı çıkmasını hatırlatmalısın.
Kuzu düşünceli düşünceli başını salladı.
— Ama kelebekler çok hızlı uçuyor.
Adam, gözleri yaşlı olduğu halde güldü. Kadın onun gülüşünü görünce bir an sustu, sonra elini uzatıp yanağını okşadı.
— İşte böyle, dedi yavaşça. Ne güzel gülüyorsun.
Adam kadının avucuna yüzünü yasladı.
— Keşke bunu her gün söyleyebilsen bana.
Kadının gülümsemesi titredi. Adamın saçlarını alnından uzaklaştırırken parmaklarını bir süre orada tuttu. Eskiden onun yüzündeki yorgunluğu öperek giderebileceğine inanırdı. Şimdi alnına kondurduğu öpücüğün ardından bile adamın gözlerinde bekleyen o derin korkuyu görüyordu.
— Ben sana hep gülmeni söylerdim, hatırlıyor musun?
— Hatırlıyorum.
— Biraz da kendin için gül, olur mu?
Adam cevap vermek yerine onu kendisine çekti. Kadın, kuzuyu aralarında tutarak sarıldı ona. Fare de sessizce yaklaşıp adamın dizinin dibine oturdu.
Bir süre hiçbiri konuşmadı. Sessizliklerine yalnızca rüzgarın sesi karışıyordu.
Sonra adam, yüzünü kadının saçlarına gömerek fısıldadı:
— Hep böyle kalabilsek keşke.
Kadın gözlerini kapattı. Bu dileğin ne kadar içten olduğunu biliyordu. Fakat ona verebileceği bir söz değildi.
Kadın, adamın kollarında biraz daha kaldı. Başını kaldırdığında yüzünde hem şefkat hem de söylemek zorunda olduğu bir şeyi ertelemenin hüznü vardı. Adam onun bu halini tanıyordu. Eskiden de bir şeye üzüldüğünde hemen konuşmaz, önce karşısındakinin üzülmemesi için yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirirdi.
— Ne oldu sevgilim? diye sordu.
Kadın parmaklarını onun yanağında gezdirdi.
— Hiç. Sana bakıyorum.
— Neden öyle bakıyorsun?
— Çünkü seni çok özlemişim.
Adamın yüzü aydınlandı. Kadının elini tutup öptü, ardından avucunu yanağına bastırdı.
— Ben de seni. Hem de anlatamayacağım kadar.
Kadın gülümsedi. Bir süre sonra gözleri adamın omuzlarına, soğuktan kızarmış ellerine takıldı. Paltosunun yakasını düzeltti, açık kalan düğmesini ilikledi.

— Hep böyle yapıyordun, dedi adam.
— Neyi?
— Benimle ilgileniyordun. Üşüdüğümü ben fark etmeden sen fark ederdin.
Kadın hafifçe güldü.
— Çünkü kendine bakmayı beceremiyorsun. Bıraksam bütün gece burada oturacaksın.
Adamın gülümsemesi soldu.
— Otururum.
Kadın düğmeyle uğraşan elini durdurdu.
— Biliyorum.
— Hem seninle konuşacak daha çok şeyim var.
— Onu da biliyorum.
— O zaman neden üzgünsün?
Kadın cevap vermeden önce kuzunun başını okşadı. Küçük hayvan ikisinin arasına sokulmuş, huzurla uyukluyordu. Fare de adamın dizinin dibinde sessizce oturuyordu.
— Çünkü birazdan gitmeni isteyeceğim, sevgilim.
Adamın yüzündeki ifade değişti. Kadının elini bırakmadı ama parmakları istemsizce sıkılaştı.
— Nereye?
Kadın gözlerini ondan ayırmadı.
— Evine. Sıcak yatağına. Sabah olduğunda uyanabileceğin, penceresini açıp güneşi görebileceğin evine.
— Ama sen burada kalacaksın.
Kadın başını eğdi.
Adam, onun suskunluğunu görünce kollarını yeniden çevresine doladı.
— Ben seni burada bırakamam, dedi. Daha yeni geldin. Ne olur, hemen gitmemi isteme.
Kadın da ona sarıldı. Bir eli adamın sırtında kalırken diğer eliyle saçlarını okşadı.
— Hemen değil, dedi. Biraz daha oturabiliriz.
Adam derin bir nefes aldı. Başını onun omzuna yaslayıp gözlerini kapattı.
— Söz mü?
Kadın saçlarından hafifçe öptü.
— Biraz daha, söz.
Adam bu cevaba sevinmişti. Oysa kadın, ona sarılırken gecenin ne kadar ilerlediğini, gökyüzünün uzak bir köşesinde karanlığın yavaş yavaş inceldiğini görüyordu.
Adamın yüzünü iki avucunun arasına aldı.
— Ama sonra benim için bir şey yapmanı isteyeceğim.
— Ne istersen yaparım, sevgilim.
— Önce ne isteyeceğimi dinle. Sonra söz ver bana.
Adam, kadının gözlerindeki ciddiyeti görünce gülümsemeye çalıştı. Eskiden de böyle bakardı ona. Söyleyeceği bir şey olduğunda önce bütün şakalarını bir kenara bırakır, sonra karşısındakinin gözlerine bakarak konuşurdu. Adam bu bakışı severdi ama şimdi içinde beliren huzursuzluğu gizleyemiyordu.
— Korkutuyorsun beni, dedi.
Kadın başparmağıyla yanağını okşadı.
— Korkmanı istemiyorum. Sadece beni dinlemeni istiyorum.
— Dinliyorum sevgilim.
Kadın onun elini tutup kendi avucunun içine yerleştirdi.
— Sabah olunca eve gitmeni istiyorum. Güzelce uyumanı, uyandığında bir şeyler yemeni... Sonra kuzuyu alıp dışarı çıkmanı. Belki yine o parka gidersiniz. Belki bu kez kelebeklerden korkmaz.
Adamın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
— Korkar. Bizim kuzu kolay kolay değişmez.
— Olsun, korksun. Sen de ona gülersin. Sonra gelirsiniz, bana anlatırsın.
Adam birden başını kaldırdı.
— Yine gelebilecek miyim?
Kadın onun gözlerinde beliren umudu görünce sustu.
— Seni görmeye yine gelebilecek miyim, sevgilim?
— Beni görmeye gelmene kızmam ki ben. Ama burada geçirdiğin saatlerden sonra evine de dönmeni isterim.
Adamın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
— Sen burada yalnız kalacaksın ama.
Kadın elini sıkıca tuttu.
— Benim için endişelenme.
— Nasıl endişelenmeyeyim? Az önce ellerin soğuktu. Gece daha da soğuyacak. Sen karanlıktan da korkardın.
Kadının gözleri doldu. Adamın kendisini korumaya çalışırken kendi soğuktan titreyen ellerini bile fark etmemesi içini acıtıyordu.
— Hatırlıyorum, dedi usulca. Korktuğum zaman elimi tutardın.
— Yine tutarım.
Adam onun soğuk ellerini avuçlarının arasına alıp parmaklarını usulca ısıtmaya çalıştı.
— Bundan sonra seni böyle bırakmayacağım. Her gece yanında olurum. Üşürsen sarılırım, korkarsan konuşurum seninle. İstersen hiç uyumam. Sen uyuyana kadar beklerim.
Kadın gözyaşlarını saklayamadı. Başını iki yana sallarken adamın yüzüne dokundu.
— Ah, benim ruhu güzel adamım... Ben senin de uyumanı istiyorum. Sabahları uyanmanı, günlerini yaşamanı istiyorum.
Adam onu kendisine çekip sarıldı, yüzünü saçlarına gömdü.
— Bütün bunları yapabilirim, diye fısıldadı. Ama senden uzakta olmak istemiyorum artık.
Kadın cevap vermedi. Adamın omzuna yaslanmış halde, onun kendisini bırakmamak için nasıl sıkı sarıldığını hissediyordu.
Bir süre sonra adam, sanki çoktan kararını vermiş gibi konuştu:
— Merak etme sevgilim. Seni burada yalnız bırakmayacağım. Bunun bir yolunu buldum.
Kadın, adamın son sözlerini duyduğunda kollarını gevşetti. Yüzünü görebilmek için biraz geri çekildi. Adamın gözlerinde az önceki çaresizlikten farklı bir ifade vardı. Sanki uzun zamandır kendisini üzen bir meseleye sonunda çözüm bulmuş gibi sakindi. Kadını korkutan da bu sakinlik oldu.
— Nasıl bir yol buldun sevgilim?
Adam onun saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi.
— Artık ayrılmak zorunda kalmayacağız.
— Ne demek istiyorsun?
Adam, mezarlığın çıkışına uzanan dar patikaya baktı.
— Buraya her gelişimde o yoldan geri dönmek zorunda kalıyorum. Sen burada kalıyorsun, ben gidiyorum.
Kadın onun elini biraz daha sıkı tuttu.
— Ama bu gece ilk defa dönüş yolunu düşünmüyorum.
Kadın cevap vermedi. Adam onun yüzündeki endişeyi fark ettiği halde konuşmaya devam etti.
— Geç kaldığım o kadar çok şey var ki... Sana söyleyemediğim sözler, birlikte yapamadığımız şeyler... Bazen keşke biraz daha zamanımız olsaydı diyorum.
Kadın elini onun yanağına koydu.
— Birbirimizi çok sevdik. Güzel günlerimiz oldu. Onları unutma, olur mu?
— Unutmam. Ama artık yalnızca hatırlamak istemiyorum.
Kadın cevap vermedi. Adamın bakışları bir an yanlarındaki mezar taşına kaydı. Sonra yeniden kadına döndü.
— Bak, bugün doğum günün. Sana pasta yaptım, çiçekler getirdim. Her yıl böyle kutlamak isterdim. Sen mumunu üflerdin, ben de ne dilediğini öğrenmeye çalışırdım. Söylemeyince seni gıdıklardım.
Kadının dudaklarında kederli bir gülümseme belirdi.
— Ben de yine söylemezdim.
— Biliyorum sevgilim.
Adam gülümsedi.
— Ama bundan sonraki doğum günlerinde seni yalnız bırakmayacağım.
Fare başını kaldırmış, dikkatle onları dinliyordu. Kuzu ise kadının kucağında sessizleşmişti.
Kadın, adamın söylediklerini anlamaya çalışırken yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
— Bana ne yapmayı düşündüğünü söyle, diye fısıldadı.
Adam bir süre sustu. Sonra kadının alnına uzun bir öpücük kondurdu.
— Senin doğum günün benim de ölüm günüm olacak, sevgilim.
Kadın kıpırdayamadı.
Adamın elleri hâlâ ellerindeydi. Birkaç dakika önce kendisini ısıtmaya çalışan, biraz daha sarılabilmek için yalvaran o elleri şimdi korkuyla kavradı.
— Ne dedin sen? diye fısıldadı.
Adam, kadının yüzündeki korkuyu görünce ellerini biraz daha sıkı tuttu. Söylediklerinin onu bu kadar sarsacağını düşünmemiş gibiydi. Yüzüne dokunmak, alnından öpmek, her şeyin yoluna gireceğini söylemek istedi ama kadın elini geri çekti.
— Hayır, dedi. Bana bak. Az önce ne söyledin sen?
Adamın gülümsemesi kayboldu.
— Artık ayrı kalmak istemiyorum, sevgilim.
— Bunun için ölmen mi gerekiyor?
Kadının sesi yükselmişti. Adam, biraz önce kuzuyla şakalaşan kadını ilk kez böylesine korkmuş görüyordu.
— Seni burada tek başına bırakmak istemiyorum, diye fısıldadı adam.
Kadın başını iki yana salladı.
— Peki ya ben? Ben senin ölmeni ister miyim sanıyorsun?
Adam cevap veremedi.
Kadın titreyen ellerini onun yüzüne götürdü. Gözyaşları yanaklarından süzülürken adamın gözlerinin içine bakmaya çalıştı.
— Senin bir daha uyanamayacağını bilerek nasıl huzurlu olabilirim ben? Bir daha gülemeyeceğini, kuzuna sarılamayacağını, sevdiğin şarkıları dinleyemeyeceğini bilerek... Söylesene, ben buna nasıl dayanırım?
Adam onun ellerini öptü.
— Ama seni çok özledim.
— Biliyorum sevgilim. Biliyorum...
Kadın bu kez kendisi sarıldı ona. Adamın başını omzuna yaslayıp saçlarını okşadı. Ağlamaktan sesi kesiliyordu ama yine de konuşmayı sürdürdü.
— Keşke seni böyle üzgün görmeseydim. Keşke bu kadar acı çekmeseydin. Ama ben senin acın dinsin diye hayattan gitmeni istemiyorum. Ben senin yaşamanı istiyorum. Beni bazen hatırlamanı, bazen unutup gülebilmeni... Sonra yeniden hatırladığında güzel bir günümüzü düşünüp gülümsemeni istiyorum.
Fare, adamın dizine tırmanmıştı. Her zamanki alaycı sesinden eser yoktu.
— Söylediğin şey gerçek değil, değil mi? diye sordu. Beni kızdırmak için söylüyorsun.
Adam ona bakmadı.
Kuzu ise kadının kucağından inip adamın yanına sokuldu.
— Sen ölürsen ben kiminle uyuyacağım? diye sordu küçücük sesiyle.
Bu soru adamın içine işledi. Elini uzatıp kuzunun başını okşadı ama konuşamadı.
Kadın, adamın yüzünü yeniden kendisine çevirdi.
— Bana bir şey söyle, sevgilim. Doğum günümde bana getirdiğin o güzel pastayı hatırlıyor musun? Üzerine tek bir mum koymuştun.
Adam başını salladı.
— Ne dileyeceğini sormuştum.
— Peki ben şimdi senden bir dilekte bulunsam?
— Ne dilersen...
— Benim doğum günüm senin ölüm günün olmasın. Ne olur, bana böyle bir hediye verme.
Adamın dudakları titredi.
Kadın ellerini bırakmadı. Onun cevap vermesini beklerken karşısındaki adamı kaybetmekten korkuyordu.
Adam, kadının ellerine baktı. Parmakları öylesine sıkı kenetlenmişti ki hangisinin daha çok titrediğini ayırt edemiyordu. Ne söz verebiliyor ne de gözlerinin önünde ağlayan sevdiği kadına hayır diyebiliyordu.
— Ben ne yapacağım sensiz? diye sordu sonunda.
Kadın, gözyaşlarını silmeye bile çalışmadan ona yaklaştı.
— Bilmiyorum sevgilim. Keşke sana kolay olacağını söyleyebilsem. Ama olmayacağını biliyorum. Yine de yaşamanı istiyorum.
— Her sabah uyandığımda seni arıyorum.
— Biliyorum.
— Bazen rüyamda görüyorum. Konuşuyoruz, gülüyoruz... Sonra gözlerimi açıyorum. O an yeniden kaybediyorum seni.
Kadının yüzü acıyla buruştu. Adamın başını iki avucunun arasına aldı, alnına küçük bir öpücük kondurdu.
— Ah, benim canım... Keşke o sabahlarda yanında olabilseydim.
Adam gözlerini kapattı.
— İşte ben de bunu istiyorum. Bir daha uyanıp seni kaybetmek istemiyorum.
Kadın irkildi.
— Ama ben senin uyanmanı istiyorum. Anlıyor musun? Yarın sabah da uyanmanı istiyorum. Sonraki sabah da... Benim göremeyeceğim bütün sabahları senin görmeni istiyorum.
Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Seni çok seviyorum.
— Ben de seni seviyorum, ruhu güzel adamım. Ama bana olan sevgini kendine karşı bir cezaya dönüştürme, ne olur.
Kuzu sessizce ağlayarak adamın dizine başını koydu. Fare ise onun paltosuna tutunmuş, bir şey söylemeye çalışıyor ama söze nereden başlayacağını bilemiyordu.
Kadın, adamın elini alıp kuzunun başına yerleştirdi.
— Bak, seni bekleyen biri var. Geceleri yanında uyumak, sabahları seninle uyanmak istiyor. Hem sen ona kelebeklerden korkmamayı öğretecektin.
Kuzu burnunu adamın avucuna sürttü.
— İstersen korkarım yine, dedi ağlamaklı bir sesle. Sen yeter ki benimle gel.
Adamın dudakları titredi. Eğilip kuzuyu kucağına aldı, başını onun yünlerine gömdü.
Kadın ikisini seyrederken bir an gülümsedi, ardından eliyle adamın ıslak yanağını okşadı.
— Bir şey daha var, dedi. Benim için hazırladığın pastayı görünce çok mutlu oldum. Çileklerini bile tek tek seçmişsin. O kadar uğraşmışsın ki...
Adam başını kaldırdı.
— Beğendin mi gerçekten?
— Çok beğendim. Ama biliyor musun, gelecek doğum günümde senden ne isterdim?
Adam cevap vermedi.
— Bir pasta daha yapmanı. Sonra kendin için de bir dilim kesmeni. Kuzuyla, fareyle oturup yemenizi... Ve o gün bana anlatacak yeni, güzel bir hatıran olmasını.

— Ya sen olmazsan?
Kadın ona sarıldı.
— O zaman da yaşa sevgilim. Benim için değilse bile, bir gün yeniden kendin için mutlu olabilmen ihtimali için yaşa.
Adam, kadının omzunda bir süre sessiz kaldı. Söylediklerini duyuyordu ama onları kabul ederse yeniden ayrılmaları gerekeceğini de biliyordu. Kadının kollarındaki sıcaklığa alışmıştı. Birazdan bu sıcaklığın yerini neyin alacağını düşünmek bile istemiyordu.
— Ya o gün hiç gelmezse? diye sordu. Ya bir daha mutlu olamazsam?
Kadın onu kendisinden hafifçe uzaklaştırıp yüzüne baktı.
— Bilmiyorum. Ama bunu öğrenmek için yaşamana izin vermen gerekiyor kendine.
Adamın dudakları aralandı, söyleyecek bir şey bulamadı.
— Ben senden yarın mutlu olmanı istemiyorum, diye devam etti kadın. Yarın da ağlayabilirsin. Beni özleyebilirsin. Hatta bana kızabilirsin. Ama yarın orada olmanı istiyorum. Sonra ertesi gün de...
Adam başını eğdi.
— Sana kızamam ben.
Kadın, gözyaşlarının arasında belli belirsiz gülümsedi.
— Sen beni fazla iyi hatırlıyorsun galiba. Ben hiç de o kadar kusursuz değildim.
— Ben seni kusurlarınla da sevdim.
— Biliyorum. Ama bazen çok inatçıydım.
Adamın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Bazen mi?
Kadın kaşlarını kaldırdı.
— Bak, şimdi de tartışma çıkarıyorsun!
Adam güldü. Kadın da onunla birlikte gülerken gözlerinden yaşlar akıyordu. Kadın haksız olduğunu kabul etmemekte direniyor, adam da sırf onu biraz daha konuşturabilmek için üzerine gidiyordu.
Sonra kadın, adamın ellerini avuçlarına aldı.
— Benimle böyle gülmeyi ne kadar sevdiğini biliyorum. Bir gün başka bir şeye güldüğünde de kendine kızma, olur mu?
Adam cevap vermedi. Kadın bu kez ondan hemen bir söz istemedi.
Yanlarında duran fare, usulca adamın paltosunun cebine tırmandı.
— Ben yarın da seninle kavga etmek istiyorum, dedi. Hatta mümkünse kahvaltıdan önce. Aç karnına daha huysuz oluyorsun, eğlenceli oluyor.
Fare gülmeye çalışıyordu ama sesi alışılmışın dışında kısıktı.
Kuzu da adamın kucağından başını kaldırdı.
— Ben de yarın seninle uyanmak istiyorum. Sonra bana yine ondan anlatırsın.
Adam kuzuyu biraz daha kendisine çekti. Küçük hayvanın sıcak gövdesini hissedince gözlerini kapattı.
Kadın ikisine sarıldı. Bu kez hiçbir şey söylemeden, adamın kuzuyu nasıl tuttuğunu, onun yünlerini okşarken parmaklarının nasıl titrediğini seyretti.
Bir süre sonra adam başını kaldırdı.
— Çok yoruldum, dedi. Seni özlemekten değil... Her sabah yeniden sensiz kalmaya alışmaya çalışmaktan.
Kadın yanağını onun yanağına yasladı.
— Biliyorum, canım. Keşke birazını ben taşıyabilseydim.
— Biraz daha sarıl bana, olur mu?
Kadın kollarını boynuna doladı.
— Sarılırım.
Adam gözlerini kapatıp yüzünü saçlarına sakladı.
— Sonra yine gidecek misin?
Kadın cevap vermeden önce ona biraz daha sıkı sarıldı.
— Evet, sevgilim, dedi kadın sonunda. Gitmem gerekecek.
Devamı: Kuzumu Öldüremem | Bölüm 3 (Final)
Aşk İlişkileri
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
0Cevap
Kuzum nsjsjsjjs