Son dönemlerde yayıınlanan "tarih" dizilerinde, karizmatik, kahraman, ahlâklı, cesur bir lider etrafında toplanmış bir "yiğitler" olarak resmedilir Türk tarihi. O kadar etkilemiş ki bu, Son yıllarda doğan erkek çocuklarının isim seçiminde bile etkili olmuş. Türkiye'de 5-6 şehir dışında illerde en çok koyulan isim Alparslan olmuş (diğer şehirlerde de Atlas ismi).
"Ecdâdımız" son yıllarda Türk-İslâm tarihine odaklanmış olsa da, Türkiye'nin ulus-devlet olarak bağımsızlık sahnesine çıktığından beri, "ezeli ve ebedi bir Türk milleti" tarihi anlatılır. Bu tarihi ve içerisindeki tarihsel figürleri "bizim atalarımız" olarak kavradık. Kimliksiz, yoksul, savaşlardan bitâp düşmüş Anadolu halkının; on yıllardır Osmanlı'nın daralara sınırlarına katliamdan kaça kaça yetişmeye çalışan Balkan Türklerinin özgürlüğünün manevi bir altyapısı oldu bu tarih yazımı.
Bu asla bu coğrafyaya özgür bir şey değildir. İster 20.yy'da bağımsızlık kazanıp uluslaşan, ister Avrupa'da 19.yy'da ulusal birlik kazanmış olsun, her ulus-devlet böyle bir aşamadan geçer ideolojik olarak. Dahası, bu ideolojik altyapı, geçtiğimiz yüzyılda emperyalizmin iki büyük savaşa yol açtığı sömürge paylaşımının, ya da "çevre ülkeler" dediğimiz devletlerin, gene bu emperyalizmin izin verdiği ölçüde, diğer uluslar üzerinde "hak iddia etmesine" neden olduğunu da görüyoruz.
Ben daha çok, milliyetçi tarih yazımının ortaya koyduğu bu "biz ve öteki" yanılsamasının olumsuz içeriğine odaklanacağım. Bunu birbiriyle bağlantısız bir kaç örnekle açıklamaya çalışacağım.
Aztekler ve İspanyollar

İçerisinde "biz" olmayan, iki "öteki" diyebileceğimiz tarafın olduğu bir tarihsel bölümü ele alarak başlayacağım. Biraz yabancı gelebilir, tek paragrafta özetleyeceğim. Bu arada, küçük bir parantez., Aztek şehir ve isimlendirmeyi, Türkçe okunuşuyla yazacağım.
"Aztek" ismi bile sonradan uydurulmuş bir kavram. Orta Amerika'da Teşkoko gölü çevresinde bir kaç şehir devletinden müteşekkil bu "kızılderililer" kendilerine "Maşikatl" derler. Daha sonra bu isim Maşika ve sonunda Meksika olur. Gene bir parantez açacağım, İspanyollarda "ş" sesi olmadığı için bu sesi "x"le gösterirler. Yazarken "Mexico" yazarlar ama "Mehiko" diye okurlar. Ap..tal Anglo-saksonlar bunu "x" diye okuduğu için, bize kadar öyle gelmiş.
Neyse, İspanyollar 1492'de Amerikayı keşfederler, daha sonra içlere ilerledikçe, bu "Aztek"lerle karşılaşırlar. Sanırız ki, İspanyollar, Aztekleri görür görmez saldırdılar ve yavaş yavaş kırımdan geçirip yok ettiler. Hayır. Teşkoko Gölü çevresindeki şehir devletleri, göl içerisinde kurulmuş Tenoçtitlan denen şehrin hükümdarı tarafından haraca tutulmuş hâlde idi. O yüzden İspanyollar ilerledikçe bir çok müttefik bulmuştur. Hatta İspanyol fatih Hernan Cortes,, bunlardan zulüm görmüş ve kaçmayı başarmış yerli bir kadınla evlenir. Çevirmeni olur.
Bu arada İspanyollar arasında da rekabet var. Kraliçe tarafından atanan Vali ile Hernan Cortes arasında, silahlı çatışmaya varacak denli bir husumet vardır. Ama eni sonu, Hernan Cortes'in İspanyolları, diğer yerlilerin yardımıyla. Tenoçtitlan'ı fetheder. Şakinlerini köle olarak alır ve bu şehri onlara yıktırır. İlerleyen yüzyıllarda Teşkoko gölü kurutulur ve bugünkü Mexico City kurulur.
Bugün Aztekler için "biz" kavramını Meksikalılar sahipleniyor. Hernan Cortes, vahşi bir yağmacı olarak resmedilir. Peki, Tenoçtitlan hükümüne isyan eden ve İspanyolların tarafında 30 bin savaşçısını seve seve savaştıran Tlaşkala şehri de "biz" oluyor mu? İspanyollar gelmeden önce mutlu mesut mu yaşıyorlardı? Mesela evlenme vaadi ile, bu şehrin prensesini alıyorlar ve tanrılarına kurban ediyorlar. Prensesin babası şehre gittiğinde, kızının soyulmuş derisini bir rahibin üzerinde buluyor. Sonrasını biliyorsunuzdur belki. Amerikan yerlilerini kıran İspanyol tüfekleri değil, daha çok su çiçeğine bağışıklığı olmayan yerlilerin salgınla ölmesidir.
Biraz uzattım, ama şuna dikkât etmenizi isterim. Aynı dili konuşan, bölünmüş, birbirlerine hasım yerliler karşısında, aslında toprak bütünlüğünü Kastilya Düşesi İsabella ve Aragon Dükü Ferdinand ile evlenmesinden oluşan bir tzahtın hüküm sürdüğü İspanya var.Bir "millet" ya da "ulus" yok ortada. Tanımlı bile değil.
Biraz da "Biz"e Dönelim: Orhon Yazıtları

"Türk" kelimesinin bolca kullanıldığı bu yazıtlar, "ezelden beridir millet olarak Türk" olduğumuzun kanıtı olarak öne sürülür. Kronolojik olarak ilk dikilen Kül Tigin yazıtında Çinlilerin kadınlarına yumuşak ipek kumaşlarına nasıl kandıklarını, o yüzden yok olmaya yüz tuttuklarını, ama boyları nasıl birleştirdiğini anlatır.
Bilge Kağan Anıtında işler biraz karışıktır sanki. diğer boylarla savaşıp birleştirdiklerinden bahseder. İki anıtta da dört bir yana ordular sevk etmiştir, onu bunu kendine tâbi kılmıştır vs. Bunlar anlatılır. Üstelik sürekli bir "Türk milleti" diye geçer birinci ağızdan. Ama Köktürk'ler için aynı "biz" nosyonunuz hissedemezsiniz. Türklerle, Köktürkler düşmandır sanki.
Öyledir de. Yazıtları "Çin'den resimci getirtip, kendilerini kırmayan kişiye" yazdırmışlardır. Burada, diğer boylara diz çöktürmüş muzaffer bir boyun yaptıkları anlatılır. Bu boyun adı "Türk"'tür. Türk kelimesini içeren diğer boylar da vardır, ki düşman konumundadır: Türgiş ve Köktürkler. Bunun yanında Kırgız, Oguz, Dokuz Oguz gibi birbirine benzer isimler barındıran bir çok boydan bahsedilir.
Kısacası, tarihsel Türklerden muzaffer olan, diğerlerine boyun eğdirmiş "Türk" isimli bir boyun yazdıklarından geliyor ismimiz. Eğer bu boyun adı, atıyorum Karluk" olsaydı, "Türk tarihi" değil, Karluk tarihi" diyorduk. Yani bir ulus ya da millet yok, aynı dili konuşan birbirine düşman kabileler/aşiretler var. Bunlar bazen savaşla diğerlerine diz çöktürür ve hiyerarşik bir kabile konfederasyonu kurar.
Şimdi burada "biz" dediğimiz hangisi? Muzaffer olan elbette, peki diğerleri? Çin'le anlaşanlar, ya da atıyorum Bilge Kağan'ı kağan oalrak kabul etmeyen diğer kabileler "öteki" mi? Atlı göçebe halkların tarihi, Hunlardan beri böyledir. Mete, babası Teoman'ı öldürerek kağan olmuştur. Öyle ki, kendi dilini konuşmayan kabileleri bile hükmü altına toplamıştır.
"Biz" Anadolu'ya Doğru Giderken

Türkler İslâm'ı kabul edeli 2-3 yüzyıl olmuş. "Katliamla Müslüman olduk" tartışmalarına çok kısa değineceğim. Birincisi, "madem o kadar kudretlisin, yenilmeseydin" demezler mi adama? Düşünsenize, sabah akşam aşağıladığı Araplar, Türkleri savaşta yenmiş ve kendi ideolojilerini kabul ettirmiş. Ne yapalım "katliam oldu" diyelim. Peki.
İkincisi, çiçek mi yollayacaklardı? Tarihte, kılıçla yayılmamış tek bir ideolojik akım yoktur. İslâm da, Hristiyanlık (ve mezhebleri) da kanla yayılmıştır. Modern ideolojiler de öyle: Ulusçuluk kandan doğmuştur, sosyalizm de. O yüzden, 1200 yıl öncesine itiraz etmenin bir anlamı yok, rasyonel değil. Devam edelim.
Türkler İslâm'ı İran üzerinden öğrenmiştir. Sonradan sünnileşmemize bakmayın. Türkler Şia üzerinden Müslüman olmuştur. Türbeler, çini süslemeleri sünni mezheblerde yoktur. Yani Türk-İslâmcıların "ezelden beri sünniyiz" iddiaları boş. Yavuz'la beraber, Şah İsmail'le olan jeopolitik koşulların sonucu oldu bu. İkisi de Türk'tür üstelik, hangisi "biz" oluyoruz?
Biraz geriye gidelim. Malazgirt'in biraz öncesine. Çünkü Anadolu'daki Bizans'a bir sürü akın yapıldı. Peki, neden akın yapıyorlar? "Gaza" için mi? Tarihte, ideoloji önemlidir, ama tek başına yeterli değildir. Türklerin Anadolu akınlarının asıl sebebi talan ve yağmadır. Ölümle yüzleşmenin bir ödülü olmalı değil mi? Bu da yağma, talan ve kadınlardır.
Alparslan'dan 20-30 yıl önceki akınların birinde, öyle bol ganimet elde ediliyor ki. Köleler ve ganimetlerin ağırlığı yüzünden Selçuklular iyice ağırlaşır. Bizans ordusu da bunları yakalar derdest eder. Yani öyle dizilerde gösterilen, kusursuz, erdemli savaşçılar değildi bu akıncılar.
Tarihe "biz" diye bakmamız için, onu sahiplenmemiz için, hepsinin yiğit, hak yemeyen, ulvî bir amaca hizmet eden savaşçılar olduğuna inanmamız gerekir. maalesef öyle değil. Alparslan ise, gerçekten yiğittir. Romanos Diogenes ile olan bütün münasebetleri doğrudur. Diogenes de, onurlu bir adamdır, ki gözlerini dağlayıp işkence edenler de Bizans'ın ileri gelenleridir.
Peki Gerçekten "Biz" Kimiz?

Kökenimiz, soyumuz sopumuz ne olursa olsun, 100 yıldır, bizi özgür vatandaş kılan, bu topraklarda, fabrikalarında, dersliklerde, silah altında; yokluklara rağmen emeğimizle kurduğumuz Cumhuriyet'in evlatlarıyız. Bizi Türk yapan, Arap çöllerinden, Çanakkale'ye, Anadolu'dan Balkanlara kadar hiç durmadan savaşmış, yaralanmış, tek gözünü kaybetmiş, elinde tabancayla sokak çatışmalarına girmiş Atatürk'ün devrimci, anti-emperyalist milliyetçiliğidir. Kahramanmaraş'ın köyünde, "ben Diyarbakırlıyım" diyen Kürde "oooh yeğenim gel otur, çayımızı iç" diyen, Diyarbakır'a gittiğinizde, şivesiz bir Türkçe konuştuğunuzda "başım gözüm üstüme" deyip, elemanına Kürtçe çay getirmesini söyleyen de aynı Cumhuriyet'in evlâtlarıdır. Mardin'deki Süryani, Hatay'daki Arap, İstanbul'daki Ermeni de Cumhuriyet'in çocuğudur.
İllâ tarihin derinliklerinden zorlama mitolojiler çıkarmaya gerek yok bunun için. Bugün Dünya'ya bakarken de bunu göz ardı etmeden, bütün halkların tarihine objektif bakarak doğru tespitler yapabiliriz. Bilimi kılavuz edinen, rasyonel, akılcı bir miras bırakmıştır Atatürk. 100. yılında bunu muhafaza etmek görevimizdir.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer