Bedenler birbirine karışmış, tenin sıcaklığı parmak uçlarıma kadar yayılmışken dikkatimi dağıtan tek şey, karşımdaki kişinin tam anlamıyla orada olmaması olur. Göz göze geldiğimizde o tutkuyu görmüyorsam, dokunuşlarında arzu yoksa... işte o zaman düşüyorum o ateşten. Çünkü seks benim için sadece fiziksel bir şey değil. O bir enerji, bir akış... bakışınla başlar, nefesinle sarar, ellerinle içime işler. Ben sevişirken ruhuna dokunmak isterim. Tenin sıcak ama kalbin uzaksa, o sıcaklık buz gibi gelir bana. Oysa ben… her nefesimde seni içime çekmek, her temasımda senin arzunla yanmak isterim. Islak dudaklarının titrediğini, adımı söylerken sesinin kısıldığını, tırnaklarının sırtımda iz bıraktığını hissetmeliyim. Beni oradan koparan şey “eksiklik”tir... Eksik his, eksik istek, eksik bağ… Ama her şey yerindeyse? Gözleri gözlerimdeyse, teni tenime açılmışsa, sesi kulağımda eriyorsa… O zaman ne ses duyarım, ne ışık görürüm… sadece o anı yaşarım. Çünkü o anda sadece ten değil, ruh da sevişir. Ve ben her seferinde, yeniden yanmak isterim..
O sadece orgazm da olmuyor ki istemsizce çıkıyor çok arzuladığın bi kişinin o an ki dokunuşu sebep olabiliyor ki en ufak dokunuşu bile aşırı zevk verebiliyor normal bi erkek arkadaşımla sarılırım hiç bişey hissetmem ama öyle birinin sarılması bile inletebilir