Düşünüyorum düşünüyorum. Bulamıyorum. Bir kadın, kadın gibi hissetmeyi neden ister? Ne demektir kadın olmayı hissetmek? Seni kadın yapan şeylerle ilgili bir sorunun mu var? Ne yani? Erkekmişsin gibi mi bakıyorum sana? Kendini erkekmiş gibi mi hissettiriyorum? Bakıyorum yok. İnceliyorum her şey tastamam. Bir erkek bir kadına nasıl hissettirir kadın olduğunu? Kadınsın işte. Değil misin? Yoksa bana yalan mı söyledin? :)
"Ne diyor bu adam" diye anlamaya çalışırken siz beni. Ben sizden daha iyi anlıyorum aslında sizi. Anlatayım.
Akıl akıldan üstün de, o akıllardan biri samanlıkta, diğeri seyran. Daha bir olamadan iki gönül üstelik.
Haklısınız aslında. Evlenene dek, hep birbirimizi anladığımızı iddia ederiz bir b*k anlamadığımız halde. Anlamaya çalışıyor gibi yapar, anlamış görünürüz. İşte o yüzdendir "Beni anlamıyorsun" serzenişleri. Aklımız fikrimiz bir buse almak, bir öpücük kondurmak, azıcık okşamak, şöyle beline sarılıp sahiplenmekte olduğu için, anlamadığımız ya da yanlış anladığımız gelmez hiç aklımıza. Sonra sormaya başlarız kendimize;
"Yav ne yapacaktım ben. Neydi neydi. Ha buldum. O'nu anlayacaktım".
Birimiz hem hoşuna gidip hem kaçarken oynaşmaktan, diğerimiz "kız ver bir dudak, vallahi bir şey yapmayacağım" kandırmacalarına tutunarak kovalarken, haklı olarak kimin erkek, kimin kadın olduğunu düşünmek aklımıza gelmez. Biz bir bütün oluveririz birden, birbirimizi tamamlayan. "Evlenmeden veremem" ile "nikah olmadan alabilir miyim" arasında sıkışan güdülerimiz, olmalı-olmamalı çelişkileriyle köşe kapmaca oynamaya devam ederken, gençliğin de verdiği heyecanlarla, bırakın bir yastıkta kocamayı, o yastığın olduğu yatakta zifaf gecesi hayalini kurarız. Kızmayın hemen. Yalan mı? Siz değil misiniz daha üçüncü buluşmada ilk ikisinden daha cüretkar olan. İltifatlarınızla birlikte vücut dilini de çok iyi konuşturan.
Evet, biraz karikatürize edilmiş gibi görünüyor olmasına rağmen. hepimiz aynı evrelerden geçtik, geçiyoruz. Mesele şu ki, hiiiiç birbirinizi anlamaya çalışmayın. Bir erkeğin doğrudan sonuca odaklı, bir kadının ayrıntılara odaklı çalışan beyni, pratik ile detayı zaten birbirine zıt kılıyor. Eeee. Zıt kutuplar birbirini çeker demiyor mu fizik kitapları? İşte o çekim alanına girdiğiniz an, şu yaşınıza kadar sorgulamadığınız her şeyi sorguluyor, bildiğinizi düşündüğünüz her şeyi unutuyorsunuz. Belki de yeniden sorgulama ihtiyacı hissediyorsunuz.
Beni Annem Senin İçin Doğurdu.
Düşünsenize. Daha konuşmaya yeni başladığımız zamanlarda, en iyi donanımlara sahip bir bilgisayardan daha yetenekli, her gördüğünü, her duyduğunu hafızasına kazıyan çocuklar olarak, "göster bakayım ç*künü amcana" diyen bir babanın oğlu, "kapat, ayıp" diyen bir annenin kızı olarak başlamadık mı maceraya. O halde kimsenin kimseye kızmaya hakkı yok. Oğluna pantolon, kızına etek giydirerek ayıran ebeveynlerden başlayarak, ayrı renklerin içine sokmaya çalışan, pembe ile maviyi simgeselleştiren toplumlara kadar, hepimiz bu gerçeği kabul etmiş durumdayız. Yaşımız ilerledikçe ve büyüdükçe günden güne, bizimle birlikte gelişen hormonlarımız, yine birbirlerinden farklı biçimlerde dengesizleşecek. Sabah uyandığında erekte olmuş bir erkeğin ve gecenin bir yarısı sırılsıklam uyananan bir kadının cinsel organlarıylabeyinleri arasında fırtınalar koparken, önce kendini tatmin yoluna gidecek, sonra deliler gibi karşı cinsi arzulayacak. Kaçınılmaz son. Er ya da geç bulacağız farklı cinsiyetler olarak birbirimizi ve BİR-LE-ŞE-CE-ĞİZ.
Doğanın kanunu bu. Elbette sapkınlıklardan, azgınlıklardan, taciz ve tecavüzlerden söz etmiyorum. Hani usulüne uygun, kırmadan, incitmeden, zorlamadan, her iki tarafın rızasıyla, Her iki tarafın da bekarete bakış açısına, değer yargılarına, değerlerine saygı göstererek. "Delirin ve birbirinizin üzerine atlayın" diyen yok size. Başlamayın hemen muhalefete. Dinden ahlaktan söz etmeye.
Yaşamın içinde, kendini ilk sıraya koyan başka ne var?
Ne dedik. Yaşamın temel kurallarından biri cinsellik. Sizce de üzerine bu kadar çok konuşulan, bu kadar araştırmaya girilen, türlü şekillere sokmaya çalışılan, ilişkilerin ilk gündemine oturan, çoğu zaman öncelikli kıldığımız, faztezi dünyası bu denli geniş olan, toplum ahlak ve değerlerinin ilk sırasında olan, üzerine bu kadar kitaplar, makaleler yazılan, tartışmalara, kavgalara hatta cinayet ve intiharlara neden olan başka bir şey var mı? Düşünsenize. Filmlerden dizilere, mahalle dedikodularından gazete sayfalarına kadar her yerde "olmazsa olmaz" kılınan şey bu değil mi? Pornografi ve erotizm nasıl bu kadar prim yapıyor, yapımcılar milyon dolarları nasıl kaldırıyor. Hadi. Üşenmeyin, google'layın bakalım şimdi. Sıradan bir konuda bulduğunuz link ve görsel sayısı ile bu konuda bulduğunuz sayı arasında ne denli uçurum var. Göreceksiniz.
Seksi, sevişmekten ayırdığımızda, biraz daha iyi anlarız birbirimizi.
Benim iddiam şu. Katılırsınız katılmazsınız. O ayrı konu. Bir kadın "Bana kadınlığımı hissettir" diyorsa, bunun seks ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yani "işin bitti, dön arkanı uyu hemen" diye yüzünüze söylemese bile, düşünmesine neden oldunuz. Çünkü O, tutkuyla bakan gözlerinizi görmek, sevgiyle birleşen dokunuşlarınızı teninde hissetmek, aşkla öpen dudaklarınızı hücrelerine kadar yaşamak ister. Yazdıklarımı okuyanlar bilir. Seks her zaman sevişmekten ayrıdır benim dünyamda. Çünkü duygusuzca birleştiğinizde ve sadece kendinizi tatmin etmeyi düşüdüğünüzde seks yapmış, içine sevginizi, aşkınızı, arzularınızı kattığınızda ve doyuma ulaşmaktan çok, doyuma ulaştırmayı da düşündüğünüzde sevişmiş olursunuz. Fantezi dünyanızı geliştirmek size kalmış.
Seks bedeni, sevişmek ruhu doyurur. Yaptığınız şey seks ise gevşersiniz, rahatlarsınız. Seviştiğinizde mutlu olur, mutlu edersiniz.
İşte hayatınızın baş köşesine koyduğunuz, yaşamınızda en değerli ve en özel kıldığınız O kadının sizden beklediği beyler, bedenini değil ruhunu doyurmanızdır. O'nu anlamanızdan çok anlamaya çalışmanızı bekler. "Anlıyorum" dediğinizde, hatta gerçekten anladığınızı düşündüğünüzde bile, asla tam olarak anlayamayacağınızı bilir. Tıpkı bir kadının bir erkeği gerçekten anlayamayacağı gibi. Aranızda "bu kadın beni gerçekten anlıyor" diyeniniz var mı? "İyi düşünün" derim.
İki farklı ruhun, hayata bakış açıları tamamen birbirinden ayrı, aynı şekilde düşünmesi imkansız iki ayrı cinsiyetin, -ki genel olarak burada bir diğerini asla ötekileştirmiyorum- birbirlerini tam olarak anlamasını kimse bekleyemez. Bir darılıp bir barışmamızı, kavgasız, tartışmasız, darılmadan, kırılmadan bir gün geçiremiyor oluşumuzu siz neye bağlıyorsunuz?
Yaşam bu denli zor ve acımasızca canımızı okuyarak geçerken, onu birbirimiz için daha da zor hale getirmek yerine kolaylaştırmaya çalışmanın kime, ne zararı olabilir ki. Kaldı ki, O sizin en değerliniz. Öyle değil mi?
''kadının sizden beklediği beyler, bedenini değil ruhunu doyurmanızdır.''.
İşte budur! Hay ağzına sağlık! Yıllardır anlatmaya çalıştığım tam da bu. İlişkinin olmazsa olmazı da bu. Aksi, geçimsiz hatta terkeden kadın yoktur, ruhu doyurulamadığı için mutsuz olan kadın vardır.
Yine döktürmüşsünüz, beyninize, emeğinize sağlık. :)
Şu anlatımla, şu üslupla ve şu bakış açısıyla yemin ediyorum harcanıyorsunuz buralarda. Bir dergide falan da yazmayı denemelisiniz.
Çok teşekkür ediyorum güzel yorumlarınıza. Düşüncelerinize. Aynı fikirde olup, aynı ruhla yaşadığım insanları görmek inanın çok mutlu ediyor beni. Sanırım birkaç aya kadar kitabım çıkacak. Bloğumda da bir şeyler paylaşıyorum. Onurlandırdınız yine. Yüreğinize sağlık. Sevgiyle kalın.
az kaldi sizin mavi gorunumlu pembe oldugunuzu dusunecegim:) kadinlar ne ister sorusuna guzel cevaplar buluyorsunuz yine yine yine cok guzel yazmissiniz emeginize saglik
:) :) :) :) :) vallahi de maviyim, billahi de maviliyim. :) :) :) gülmeyi de gülümsetmeyi de çok severim. ama siz yerlerde kıvrandırıyorsun hep. :) teşekkür ederim.
tesekkur ederim bu ictenligi de saglayan yine sizsiniz karsilikli tesekkur fasli oldu sanirim bu:) sunu merak ediyorum cevrenizde sizin gibi dusunen adamlar var mi ya da siz bu yazdiklarinizi cevrenizde de konusuyor musunuz yani su yanlis diyor musunuz
Elbette diyorum. Hatta abartarak, nana bu ülke için çok olduğumu söyleyenler bile oldu. Bir daha hiç yüzüme bakmayanlar. Kitabımı yazmaya devam ediyorum. Bittiği ve basıldığında zevkle göndereceğim dostlardan olduğunuzu bilmenizi isterim. Bloğumu biliyorsunuz zaten.
Sürekli seyahat ettiğim için geniş bir çevrem yok benim. Fakat aynı görüşte olduğumuz dostlarım da var elbette. Ancak insanın gerçeğini sadece kendisi bilir. Bizler yüzlerinde gerçekten bir maske olup olmadığını bilemeyiz.
bende bu cografiya icin fazla oldugunu duyanlardanim :) cogu zaman da evlilik icin itaat sart oldugunu sanan kadin olup ama kadinin hakki nedir bilmeyen kisilerden duymusumdur. maske konusu cok karmasik kendime baktigim da bile zaman zaman o maskelerden taktigimi goruyorum ben bana ait olanlarla degil bazen benden beklenilen tavirlarla yasiyorum cunku kusura bakmayin zamaninizi caldim sanirim.
Kaçırmışım yorumunu. Kusura bakma. Birkaç hikayem kaldı. 2-3 aya kadar biter sanıyorum. Üşenmezsem eğer. Esin kaçıyor bazen. Ruhum tutmuyor falan işte. Ama 1,5 senelik bir birikim. Yayınevi bekliyor. Bakalım. Ben de merak içerisindeyim. :)
40 a yakın belki de geçkin yazım var. Tamamı bana ait. Alıntı yaptığımda altına mutlaka alıntı yaptığım kişinin adını yazarım. Ayrıca bloğum var ve bir kitabım olacak yakında.
En İyi Cevaplar