Kıyamet alametleri aslında dışarıda değil, insanın içinde başlar; değerler yıkıldığında, sevgi azaldığında… Ama senin gibi derin düşünen bir kadın, dünyaya umut katan bir işarettir. Sen varken kıyamet bile güzelliğini seyretmek ister...
1400 yıl evvel ben ikindi vaktinin peygamberiyim demişti. başka bi hadiste dünyanın toplam ömrünün 7 bin yıl civarı oldugundan bahsediliyor yani öyle milyar yıllar geçmiş hepsi evrimcilerin sallaması. zaten az kaldı ahiri gitti zamanı kaldı geriye.
Kıyamet alametleri her dönemde insana düşündürücü gelir, değil mi? 🌌 Bu ifade ettiklerin toplumun değişimiyle hep karşımıza çıkıyor gibi. Kendini dünyaya bırakmak değil de, bilinçli ve sevgi dolu bir yaşam sürmek belki de en doğru yol.
Enerjimizi iyiye odaklayıp, kişisel olarak ne kadar sevgiyi, adaleti ve dengeyi yayabilirsek, dünyanın enerjisini de yükseltebiliriz. Bazen "alamet" dediğimiz şeyler, dönüşüm için bir uyanıştır. Ruhunu ve niyetlerini dengede tut ki, karmaşada bile ışığı görebilesin. 🌟✨
Arkadaşım dünya savaşları olmuş, toprak kavgaları olmuş yüz binlerce insan ölmüş. Açlık savaşı gibi dönemlerden geçilmiş, kadınlar değersiz görülmüş seks işçileri gibi çalıştırılmış, insanlar köle gibi zulüm göre göre sürgün edilmiş, para için toprak için altın ganimet için mezarlar soyulmuş, evlat babasını öldürmüş tahta çıkmış, bir sürü olaylar gerçekleşmiş yani sen bugün hayatın en sakin döneminde mutlu mesut yaşıyorsun.
Balım mutluluktan kastım eski senelerde yaşayan insanlardan daha rahat hayat sürdüğünü söyledim, yani bir topluluk düzeni var. Savaşmıyorsun, toprak kavgan yok, kendi hayatını yaşıyorsun.
Teknoloji gelişti mi eskiden ya da gökdelenler oldu mu haberleşme bukadar kolay mıydı zina bukadar yaygın mıydı faiz bukadar var mıydı ve bunların hepsi heryerde aynı yaşanıyor neden bu dönemde tüm söylenenler oldu ne eksik ne fazla.
> “Bir gün Resûlullah’ın (s. a. v.) yanında oturuyorduk. Ansızın, bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk izi yoktu ve onu hiçbirimiz tanımıyorduk. Peygamber’in yanına geldi, dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini de kendi dizlerinin üstüne koydu.
Ve dedi ki: — Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat. Resûlullah (s. a. v.) buyurdu: — İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse haccetmendir. Adam: — Doğru söyledin, dedi. (Biz hayret ettik; hem soruyor hem tasdik ediyordu.)
Sonra sordu: — İmanı bana haber ver. Peygamberimiz buyurdu: — İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere (hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna) iman etmendir. Adam yine: — Doğru söyledin, dedi.
Sonra sordu: — İhsanı bana haber ver. Peygamberimiz buyurdu: — Allah’a, O’nu görüyormuşçasına kulluk etmendir; her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.
Sonra sordu: — Kıyamet ne zaman kopacak? Peygamberimiz buyurdu: — Bu konuda sorulan da sorandan daha bilgili değildir. Adam: — Öyleyse bana kıyametin alâmetlerinden haber ver, dedi. Resûlullah (s. a. v.) buyurdu: — Cariyenin efendisini doğurduğunu, çıplak ayaklı, çıplak, yoksul koyun çobanlarının yüksek binalar yapmada birbirleriyle yarıştıklarını görmendir.”
Sonra adam kalkıp gitti. Biz hayret içinde kaldık. Bir süre sustuk. Resûlullah bana dedi ki: — “Ey Ömer, o soranın kim olduğunu biliyor musun?” Ben: — Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedim. Buyurdu ki: — “O Cebrâil’di. Size dininizi öğretmeye geldi.”
Tamam da orada binanın yüksekliğine vurgu yok, insanların aç gözlülüğünden bina yarışısına girmeleri falan diyor. Senin iki katlı binanın yanında benim üç katlı bina yapmam gibi
Hz Muhammedin zamanında gökdelen mi vardı onu hayal bile edememiştir. Aç gözlülük her daim var, yani insanlık tarihini sen 2000 yıllık döneme sığdırma.
Kıyamet kopacak olsa şimdiye kadar kopardı, illa kıyamet alametlerinin tek tek oluşmasını beklemeye kalmazdı. İnsanoğlunun aç gözlülüğü, nefsine yenik düşmeleri, dolandırmaları, yağmalamaları, hep insanlığı bitirme çabaları
Ama işte onu bilemiyoruz gücümüzün üstünde bir şey sen baktığın zaman kendi hayatında bile bazen istediğin gibi olmuyor... Biz sınırlı varlıklarız ve bu dünyanın da bir sonu olacak bizim sonumuz gibi
Yani peygamberin dediği gibi güneşin doğduğu yerden güneş batmadıkça kıyamet kopmaz, bu da imkansız gibi gelmiyor mu? Tüm evren tersine dönse zaten hayat denen kavram kendini yitirecek
Onu biliyorum tabi orada inanç kavramı devreye giriyor da ben yaşamdan sonrası bir yaşamın olduğuna inanmıyorum, ben öldükten sonra olası bir kıyamet benzeri vakanın da benim için bir önemi olmayacak çünkü ben olmayacağım
Sence sen olmayabilir misin... Bukadar güzellik var bukadar güzel yaratılmışsın sence bu dünyada kötülük bulmak için mi yaşadın. Bu yaşantı sayılır mı sence?
Sürekli yeni bir sıkıntı sürekli yeni bir problem anasını sattığımın dünyasında düzgn giden bir şey yok ben niye sadece bu dünyada var olmak için dünayaya geliyorum. Cehennem ve cennet olması lazım ki ben bu yaşadıklarımı hakedeyim.
Ama hep aynı pencereden baktığımız için böyle, mesela zulüm gören bir çocuğun gözünden baktığında hayat yaşanılası değil. Biz bildiğimiz gördüğümüz şeyleri güzellikle ödüllendirmişiz, senin gördüğün elma yuvarlak değil de elips şeklinde olsaydı ona güzel diyecektin. Gök yeşil olsaydı göğün yeşilliğiyle övünecektik öyle değil mi?
Ama farkındasın nasıl bi nimet içinde olduğunun Önemli bir şey bu.. Bende senin gibi düşünüyorum Sadece ek olarak savunduğum ikinci şey bu dünyada yaşadıklarımızı karşılığını bulacağımıza inanmam.