"Vay… be bunu bilmiyordum" Bir insanın gerçekten âşık olup olmadığını bilimsel testle anlayabiliyormuşuz?

“Aşkın hormonu hangisi hocam? Dopamin mi? Oksitosin mi? Vazopressin mi? Bence vazopressin…”

Bence hiçbiri ustam... Çünkü!!!

Aşk ile korku aynı yerden besleniyor. Ney ney!!!

Dur… romantizm gitti biliyorum... Ama nörobiyoloji geldi ustam.

Gel senin ile aşk için beyni açıyoruz ve aşk nerede arıyoruz
Taam hocam ölçüyoruz... Tarıyoruz... Ayırıyoruz... Arıyoruz... Arıyoruz hâlâ hocam... Ustam sonuç?
Eee.. Hocam, yea aşk = tek bir hormon değilmiş gibi görünüyor yea.
Nasıl yani ustam? Hocam yea valla bu aşk = bir nöronal ağ aktivasyonu... Taam ustam söyle içinde kimler var?
Hocam... Dopamin var, Oksitosin var, Vazopressin var, Serotonin değişimi var, Kortizol var, Adrenalin var...
Hocam daha sayayım mı liste baya bir uzayıp gidiyo…
Gerek yok ustam sen söyle sence hangi aşk?

Yea hocam bunların hiçbiri “aşk” değil...
Bunlar olsa olsa aşkın kimyasal eşlikçileridir...

Evet ustam tıpkı bir orkestradaki enstrümanlar gibi…
Orkestra var... Ama tek bir enstrüman “aşk” değil.

Vazopressin!!!
Özellikle erkeklerde eşe bağlanma ve sahiplenme ile ilişkilidir.
Yapılan bilimsel deneylerde reseptörü fazla olan erkekler tek eşli oldukları daha çok çıkmıştır.

Ama dikkat!!! Vazopressin = bağlılık eğilimi
Aşk = bütün ağ... Yani “vazopressin aşk hormonudur” demek… indirgemecidir.

Peki statüko neden “Aşk ile korku aynı yerden beslenir” diyor?

Çünkü ilk kıvılcım şurada başlıyor!!! Amigdala

Beynin tehdit algı merkezi... Aşık olduğunda ne oluyor?

Kalp hızlanır, Avuç içi terler, Mide düğümlenir, Uyku azalır, Odak daralır, takıntılı düşünceler başlar... Bu tabloyu panik atağa yazsak kimse itiraz etmez.

Çünkü!!! Hem korku, hem yoğun aşk = limbik sistem aktivasyonu ve özellikle amigdala + hipotalamus hattı.

Beden heyecanı ayırt etmez... Yorumu beyin yapar.

“Tehlike” dersin korku olur. / “Heyecan” dersin aşk olur.

Aşk bilimsel olarak anlaşılır mı? Evet.

Fonksiyonel MR (fMRI) çalışmalarında sevilen kişinin fotoğrafı gösterildiğinde: Ventral Tegmental Alan (VTA), Nucleus Accumbens, Amigdala, Hipotalamus... aynı anda aktifleşiyor.

Yani! Ödül devresi + stres devresi + bağ devresi birlikte yanıyor.

Erken evrede! Dopamin pik yapar, Kortizol yükselir, Serotonin düşebilir (OKB benzeri takıntı hali), Bu yüzden ilk aşk evresi biyolojik olarak
“kontrollü bir delilik” gibidir.

Peki neden korkuya benziyor? Çünkü aşkın ilk evresi beynin algılama ve tanımlama açısından şunları içeriyor!

Belirsizlik, Kontrol kaybı, Reddedilme ihtimali, Sosyal risk

Beyin için risk = tehdit olasılığıdır... o zaman da amigdala aktive olur.
Hipotalamus HPA aksını başlatır... Adrenalin yükselir.

Kalp çarpması romantik değil... Fizyolojik alarmdır.

Güncel hayatta bilimsel olanın sadece adını değiştiyor.

Sonuç? “Aşkın hormonu vazopressindir.”
→ Eksik.

“Aşk ile korku aynı yerden beslenir.”
→ Daha derin.

Aşk = limbik sistem aktivasyonu
Tutku = dopamin
Bağlılık = oksitosin + vazopressin
Stres = kortizol
Heyecan = adrenalin

Ama ilk kapı? Amigdala
Gerçek bilimde! insanları birine gerçekten âşık olup olmadığını.

Beyin görüntülemesi, Kortizol düzeyi, Dopamin aktivitesi, Serotonin değişimi ile kısmen anlaşılabiliyor.

Yani aşk sadece şiir değil... Ölçülebilir bir fizyolojik ve biyolojik durum.

Aşkın tek bir hormonu yoktur... Aşk bir kimyasal senfonidir.

Ve evet… Aşk ile korku aynı kapıdan giriyor beynimize...

Fark şu!!! Korkuda kaçarsın... Aşkta üzerine gidersin yanarsın yaklaşırsan.

Vay… be… bunu bilmiyordum.

"Vay… be bunu bilmiyordum" Bir insanın gerçekten âşık olup olmadığını bilimsel testle anlayabiliyormuşuz?
Cevapla