Birini sevmek, bazen yanında olmayı bırakmayı gerektirir mi?

Kız daha önce sevgilisine şöyle demişti

“Sonuçlar kötü çıkarsa senden uzaklaşacağım.”

Ama sevgilisi hayır demişti

“Ben seni hep yanımda istiyorum.”

Doktorlar iyimser değildi.

Kaçış yoktu.

Hafıza kaybı, öfke, yaşam süresi 5 yıl

Sözcükler bir hastane odasında yankılanan ağır taşlar gibiydi.

Kaderin dili bazen doktorların sesinden bile daha sert konuşurdu.

Ailesinin sevgisi ise ona sessiz bir güç veriyordu.

Abisi geceleri yanına oturuyor,

onu sarıyor,

“Sen yaparsın, biliyorum,” diyordu.

Sesinde dünyanın bütün ağırlığını taşıyan yumuşak bir inanç vardı.

Sessizliği bile bir dua gibi hissediliyordu.

Askerliğe gitmeden önceki son konuşmalar onu hâlâ kovalıyordu

“Sen iyileşeceksin. Ben döndüğümde her şey geçti diyeceksin.”

O gün başı cihazlara bağlıydı.

Ama belli etmedi.

Susmayı seçti.

Çünkü bazen sevgi, kelimelerin bile taşıyamayacağı bir yüktü.

Kız ondan uzaklaşacağını söylemeye çalıştığı o ağır, boğucu konuşmada bir anda sustu.

Gözleri doldu, yutkundu

Sanki kalbinin içinden kopan bir şeyi dile getirmek zorundaymış gibi.

“Ben… bu doktorlar için ihtiyaç değilim ki” dedi kısık bir sesle.

Sonra başını eğdi, kelimeyi zor çıkardı:

“Benim şifam sensin”

Bunu söylerken sadece gerçekleri söylüyordu.

Doktorların verdiği ilaçlar ona güç vermiyordu.

Serumlar nefesini açmıyordu.

Hastane odaları onu yaşatıyormuş gibi görünse de hiçbir şey içini toparlamıyordu.

Tek huzur bulduğu yer…

Onun varlığı.

Onun adıydı.

Ama buna rağmen uzaklaşmak zorundaydı

Onu üzmekten, yük olmaktan, onu korkutmaktan korkuyordu.

Ve içinden fısıldadı:

“Sensiz iyileşemem… ama seni üzerek de yaşayamam…”Kız, çocuğa “uzaklaşacağım” demeye çalıştığı o günlerde, içinden geçenler çok daha ağırdı.

Ben böyleyken

Hastaneye düşüp bayılırken

Her gün zayıflarken

Ona nasıl yük olmayayım?

Kızın içindeki korkuydu.

Sanki çocuk onun yüzünden yorulacaktı.

Sanki onun hastalığı çocuğun sırtında bir yük olacaktı.

Sanki çocuk, onu toparlamaya çalışırken kendi yıpranacaktı.

Bu düşünceler kızın ruhunu parçalıyor, nefesini daha da daraltıyordu.

Bir de şunu düşünüyordu:

“Ben başkalarının acıdığı o hasta kız olmak istemiyorum”

İnsanların ona bakıp

“Yazık, genç yaşta”

demesini istemiyordu.

Onun gözünde acınan biri olmak

Onun kalbinde bir yük gibi durmak

Onu en çok seven kişi, aynı zamanda en çok uzak durması gerektiğini düşündüğü kişiydi.

O gece telefon ekranı avucunda ağırdı;

sanki camın altında duran bir dünya vardı.

Mesajlar art arda geliyordu:

gülücükler, kahkahalar, hafif cümleler…

“Uzun yol,” demişti çocuk.

“Midem rahat olsun diye annem bir şeyler yedirir.”

Kız gülmüştü.

Gülmeyi hâlâ becerebildiği zamanlardan biriydi.

Oh be ne güzel, artık dışarı çıkmak yok, diye yazmıştı.

Askerdeyim hep, diye cevap gelmişti.

Ne güzel ne güzel, sevindim.

Ama o mesajların arasında söylenmeyen bir şey vardı.

Cümlelerin gölgesinde saklanan bir gerilim

Kız sonra yazdı

Tabii ya… ama ben dışarı çıkacağım. Gezeceğim, tozacağım. Sen merak etme.

Kendim için değil.

Ekranın karşısında bir kahkaha düştü.

“Gez benim yerime de,” dedi çocuk.

“Ben çalışayım, sen ohhh gez.”

Kız “Hahaaah Allah razı olsun gezeceğim tabiki,” diye yazdı.

Yazarken parmakları titriyordu.

Çünkü gerçeği sadece kendisi biliyordu.

Çıkacağını söylüyordu.

Gezeceğini, dolaşacağını, hayatın içine karışacağını söylüyordu.

Ama günlerce ne güneşi gördü ne de ayı.

Perdeler kapalıydı.

Oda loştu.

Zaman bir bardakta unutulmuş su gibi duruyordu.

Telefonu kapattığında kendi kendine fısıldadı

Biraz daha dayan askerliği bitsin sonra anlatırsın.

Ama bazı acılar, anlatılmak için beklemez...

Birini sevmek, bazen yanında olmayı bırakmayı gerektirir mi?

#Perikizi0007

Birini sevmek, bazen yanında olmayı bırakmayı gerektirir mi?
Cevapla