Bir kadın adamını çocuğu gibi sever. Hiç üşenmez yatırır dizlerine. Okşar saçlarını. Uyutur şefkatiyle. Bir kadın en yakın arkadaşı gibi sever adamını. Alır oturtur karşısına. Paylaşır dertlerini, döker içini. Acıyan yanlarını koyar masanın üzerine, kırılan yerlerini. Bir kadın adamını babası gibi de sever. Alır evinin en güvenli kapısı yapar onu. Eve gelişlerini bekler. Tüm korkularını ona emanet eder. Bir kadın karşılıksız da sever adamını. Alır koyar onu yüreğine. Kokusunu özleyerek, kendisini hiç sevmeyeceğini bilerek sever. Bir kadın adam gibi de sever adamını. Hiçbir şey için ondan vazgeçmez. Ne yaşanırsa yaşansın, ne zorluk çıkarsa çıksın. Bir tek o olsun yanımda diyerek sever. Bir kadın bir adamı öyle de böyle de sever. Sen bir kadını sadece adam gibi sevmeyi becer, yeter!
Romeo & Juliet - Bir Kadın...
Gece midir insanı hüzünlendiren yoksa biz miyiz hüzünlenmek için geceyi bekleyenn?
Yeterince gece olduğunda, sessizlik avazı çıktığı kadar bağırır, hüzün çöker.. hüzün ve gecenin sessizliği birbirine karışır, film şeritleri geçer gözünden , kalbin titrer. Başlarsın içten içten kendinle konuşmaya, hatta bazen tartışırsın kendinle, hüzün de çöker ve boğazına bir yumruk gibi oturan o şey , nefes aldırmaz sana..
Fakat bu duyguları yaşayabilmek için geceyi mi bekleriz , yoksa gece olunca kendiliğinden mi gelir bilemem..
Aslında bu duyguları hep yaşıyoruz ama yaşadığımız acıları kimsenin görmesini istemediğiniz için gece kendimizle baş başa kaldığımızda onlarla ancak yüzleşebiliyoruz sanırım Çünkü dediğiniz gibi Boğazımızda düğümlendiğinde bu acılar kimseye bir şey anlatacak mecalimizde kalmıyor...