Aşkın rengi toz pembedir tanırsın onu seversin, hiç bir insan dört dörtlük değildir. Sevdiğin için tüm kusurlar görünmez olur gözüne perde iner adeta gerçekleri de görmez insan belki de görmek istemez. Sonra bağlanırsın her dakika daha çok bağlanırsın ama her aşığın yaşaması gereken son gelip çatar kara ayrılık. Toz pembe hayaller bir anda yerini geceye bırakır her yer simsiyah olur göz gözü görmez. Sonra hayat o gecede bulunan yıldızların ışıltısıyla hafif de olsa aydınlatır hayatını. Ya karanlık da yıldızları görmeyi bırakırsın ya da o yıldızların ışıltısıyla umut ile dolup yavaş yavaş geceyi gündüze çevirirsin. Günün birinde Bülbül, bir Güle aşık olmuş. Ama ne aşık olmak! Gül Bülbülün bağrından kızardıkça gonca, gonca açarmış. Bir gün yükseklerden uçan bir Kartal, bu gülü görmüş bahçede ve ilk görüşte vurulmuş Gülün güzelliğine. Kartal Gülün yanına gelmiş. Derdini açmış. Kartal bu göklerin efendisi, kuvvetli ve gözü kara. Gülde sevmiş Kartalı, aşkından yanan Bülbülü unutmuş. Gitme kal diyen Bülbüle rağmen, Kartalın ağzında dağlara doğru yükselmiş. Gül gidince Kartal, harap, perişan, yemez, içmez ve ötmez olmuş. Kartal gülü dalından koparınca, güzelliği günden güne solmaya başlamış. Zamanla da bakmaz olmuş, Gülün solgun yüzüne. Kartalın sevgisi, sadece Gülün güzelliğineymiş çünkü. Gül anlamış ki, onu bunca güzel yapan, Bülbülün fedakarlığı ve aşkı imiş. Bin pişman olmuş. Bahçesine dönmek istemiş. Kartalda gülü almış ve bahçesine geri getirmiş. Onun döndüğünü gören Bülbül, renginin solmasına ve güzelliğinin gitmesine aldırmamış. Gül tutulmuş toprağa, Bülbül konmuş yanı başına, eskisi gibi bağrına dikenleri bata, bata beslemiş Gülü. Gül güzelleştikçe Bülbül zayıflamış. Bitap düşmüş. Çünkü yaşatmak için, her zamankinden daha çok vermiş kanından, canından. Bir sabah Gül, alev gibi al bir gonca ile açmış. Birde bakmış ki, yanı başında ki Bülbül, can vermiş. Bülbül, Gül yaşasın diye kendi canını vermiş. Gül o gün anlamış ki, aşk Bülbül gönüllülerin işi! Bülbül gibi sevmeyeceksen, aşk meydanına çıkmayacaksın demiş ve öyle bir ah etmiş ki, kırılmış dalı ve Bülbülün yanına düşüvermiş. Kısa bir hikaye eklemek istedim.
Ayrılığın rengi siyahtır. Matem havası. Giden bir şekilde ölüm acısı gibi bir acı bıraktığı için insan ister istemez matem havasına bürünüyor. O kadar derinden yaşıyor acısını. Sanki dünyanın sonu gibi her şey anlamsız geliyor. Acısı içine oturuyor sanki nefes anlamıyacak gibi. Bu yüzden gidenin yasını tutuyoruz.
Sönen ateş koru gibi siyah gram alev ateşi yok içinde. Ayrılık simsiyah bir ruh yalnızlığından ibaret. Gece kadar karanlık. Baktıkça ve o korda ışık görmedikçe, canı yanar insanın. Bir türlü aydınlanmaz o gece siyah kalkmaz gözlerinden
#SelamGençlik ⭐🍀☀️🌻🐝 Aşk ve ayrılık tüm derinliğiyle birtek bu renkte ve bu çiçekte Şanlıurfa' nın "Siyah Gülü"nde temsil ediliyor fikrimce. Net... Ben siyah rengin kırmızıdan çok daha derin ve tutkulu olduğunu düşünüyorum, net... #BambaşkaBirAşk#TubaSueda
Önce siyah içinden çıkamazsın ii sonra gri artık alışmış ama özlüyorsundur en sonda Beyaz artık bomboş sayfa kadar dingin ve hayatını düzene koymuşsundur, rahatsındır...
Erkeklerin sıralaması ise tam tersi olabilir onlar geç algılayıp uzunca içinden çıkamıyorlar.
Aşkın rengi kırmızı, masumsa bir aşk beyaz, siyah da bana göre aşkın bir rengi. Fakat siyah renk değil o ayrı😄 Ayrılığın rengini gri veya duman rengine benzetebilirim. Bir boşluk, bir yokluk, bir hiçlik...😄
Mavi, gök gibi deniz gibi huzur verici. Yalnızlık da bana huzur veriyor. Ayrılık da mavi olurdu herhalde kendinle baş başa, özgür kaldığın, feraha çıktığın renk.