Merhaba değerli KS üyeleri! Aramızda Stockholm Sendromunu bilmeyen yoktur herhalde. Ama bu sadece psikolojideki tanımıyla geçerli olan bir kavram değil. Bilakis özellikle aşk ilişkilerinde de; Stockholm Sendromu yaşama olasılığımız oldukça yüksek. Basitçe tanımlamam gerekirse; ilişkide kendisini ezen, hor gören, aşağılayan, ilgilenmeyen, önemsemeyen, değer vermeyen hatta fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakanlara daha çok bağlanma eğilimi diyebiliriz. Şimdi biraz farkındalık ve kendi kendimize itiraf zamanı! Siz ilişkilerinizde Stockholm Sendromu yaşadınız mı? Yaşadıysanız sonuç ne oldu? Yorumlarda buluşalım..Hadi anlatın biraz.. Celladına âşık olmak nasıl bir duygu? 🙄🙄
Hayır yaşamadım. Kendime saygımı yitirmeme sebep olmayacak noktaya kadar emek verdim, çaba gösterdim. Bir süre sonra yaptığımı görmeyen, duymayan biri için uğraşmadım. Değer görmediğim yerde olduğumu farkettiğimde bir kelime daha heba etmeyecek derecede susup uzaklaşırım.
Daha çok kadını ezme eğilimi desek daha mantıklı olurdu🌿 ~senin ne işin var kızım? ~erkek muhabbeti bu seni sarmaz işinde ol ~çıkamazsın o ne kıyafettir! ~annemin karşısında edepli otur. ~sana sorulmadan cevap verme ~sen kadınsın biz erkekler sizden üstünüz gibi gibi...
Ama unutmasınlar ki, bizler insanız✓ Sizler insanoğlusunuz.✓
İlişkide benim için en değerli şey saygı. Saygısı olmayan biri sevmiş ne sevmemiş ne. Ne kadar seversem de seveyim böyle bir şeye asla tahammül edemem. Bunu yapan kişinin kendisine de saygısı yoktur zaten.
Şiddetin her türlüsüne karşıyken hele ki psikolojik şiddetten kaçan ben için bahsettiğin tiple değil ilişki yaşamak iletişimim bile olmaz ki mazoşist değilim.
Türk halkının genel yapısında mazoşist bir eğilim var ama.. Sadece bunu kabullenmek istemiyoruz. Anketi soruya özellikle ekledim. Yoksa evet yaşadım diyenlerin dürüst olacağını zaten ön görmemiştim. Bir nevi sosyal deney..
Evet ben de liseli zamanlarmda kendimden ödün vererek bu sendromu yaşams olabilirm ama neden bana uygun olmayan iliskilerle vakit harcadm diyerek kendime kızmadm o an onu yaşamam gerekiyormus yaptıysam yaptm kafasndaym
Evet buda önemli birde şu detayı gözden kaçırmamak lazım ki; kadınların 'söyledikleri' ile yaptıkları her zaman birbiri ile ters orantılı olmuştur. Burada bu tarz davranılmasını sevmeyen, ve o yapıda ki insanlardan sözde soğuyan ve nefret ede kadınların %90 nedense o tarz ilişkiler sürdürüyor.🙄 ben bunu bir duygu durum tepkimesi olarak görüyorum. Sonuç olarak reel hayatta söylenen ile yapılanlar pek uyuşmuyor öyle değil mi. Hiçbir kadın bu tarz davranışların üzerinde tesirinin olduğunu söylemez aksine onu sert bir şekilde kınar. Ama günümüz ilişkileri (ilişkilerimi) görüyoruz (um).
Haklısın, burda böyle bir şeye asla prim vermem diyenler bile bazen kendi içlerinde çelişkiye düşebilir. Bu bilinçaltının bize oynadığı en büyük oyunlardan biri aslında..
Haklisiniz... ben güçlü değilim ne yazik ki mantigimla degil duygularimla hareket ediyorum. Yaptigimin yanlis oldugunun farkinda olsam bile elimde degil iste
Ama böyle böyle kendinize olan güveninizi kaybediyorsunuz farketmeden. Bu çok tehlikeli. Olur da bir gün sizi terk ederse boşluğa düşersiniz. Hiç sağlıklı bir ruh hâli değil bence.
Ben de bundan bahsediyorum. Bu hastalıklı bir durum. Bu ilişki size kendi öz değerinizi unutturmuş. Tam da Stockholm Sendromunun dibini yaşıyorsunuz belki de.. Şimdi bunun farkında olup; kendinizi toplama zamanı! Bu soru sizin için bir işaret olur umarım..
Birincisi, bu durumun farkında olup kabul edeceksiniz. Kabullenmeden kendinizde mücadele edecek bir sebep bulamazsınız. Daha sonra yavaş yavaş bu kişiyi hayatınızdan çıkaracaksınız. Bir daha da size değer vermeyen ve sizi önemsemeyen kimseyi hayatınıza almayacaksınız. Alsanız da aynı hızda çıkarmayı bileceksiniz. Bütün bunlar güçlü bir kişiliğin ayak izlerini taşır.
Okudum:) Özgüvensizlikten kaynaklı bence o, kendini ve kendi değerini fark edememekten. Veya onun altında sevdigini kaybetme kaygısı var ve bununla birlikte kendini ezikliyor, karşındakini yüceltiyorsun ki bu durum cikti karşiya. Her şey sendrommuş ve her şey hastalıkmış gibi bir algı oluşturuluyor insanlar da. Ona bakılırsa bende de DEHB var ama umrumda değil, kendimi tanıdıkça dikkatimi ve nasıl yoğun olduğunu da anlamaua başladım. Hatta kaygılarımı da öyle, hatta bilinçaltımda yatan , birkac şey de fark ettim. Okay kednini tanıman ile alakalı bence genel olarak. Duygularini tanımakta mesela kendini tanimanin bir parçası mesela ve aynı işlevde. Yani bu kadar zor bir sey degil kendini tanımak ve özgüvenin de dediğim gibi bie noktada kendini tanimaktan geçtiğini düşünüyorum.
Güzel yorum! Söylediklerinizde haklılık payı var elbette. İnsan kendi öz değerinin farkında olmadıkça, bu tip sendromlarla cebelleşmekten kurtulamaz. Sonuç olarak her şey kişinin kendisinde başlayıp, yine kendisinde bitiyor..
Aynen ama insanalra hasta muamelesi yapılıp hasta psikolojisine girmeleri sağlanıyor. Ona bakılırsa anksiyeteyim de ama hayatım boyunca olsun yine kabullendim olayı. Ben memnunum ya. Hem illa ki kusursuz, mükemmel, rahat, kaygısız olman gerekmiyor ki ben kusurlarimla güzelim. Insanı hep mükemmelleştiriyor ve kendilerini özgüvensizleştiriyorlar. Güzellik algısında da öyle. Büyük dudak, büyük göğüslerin varsa güzelsinmiş miş miş...
Bence insan; kendi değerini bildikten sonra, kendisini başka bir ölçüte gerek duymadan mükemmel hissedebilir. Ne olursa olsun şunu hatırlamamız gerek: Hayattaki en değerli şey bizim varlığımız..
Mükemmellik kavramına karşıyım, kusursuz gibi bir anlamı var bence ve bu mükemmelliyetçiliği çağrıştırıyor ve belki de bilinçaltimıza böyle bir çağrışım yapıyordur. Kusursuz olma zorundaki falan. Celladina aşık olmak demişsin ancak burada cellat karşıdaki insan olmuyor, kendin oluyor çünkü sen kendine haksızlık yapıyorsun, kendine zarar verip kendi celladın oluyorsun.
Celladı kişiselleştirmeye çalışmak da bir yanılsama olamaz mı? Belki de insanların kendi dünyalarında yarattıkları kendi cellatlarından bahsediyordum. 🙂🙂