Hepimiz kaybediyoruz birilerini. Birileri de bizleri. Ölüm, terk etme ve terk edilme, şartlar ve mecburiyetler nedeniyle uzaklara çekip gitme birer örnektir kaybetmelerimize. Ve eminim her birimizin başına da sıklıkla geliyor. Fakat bu kaybedişlerin en kötüsü bazen bir zamanlar her şeyimizi paylaştığımız fakat sürekli yanımızda olacağına emin olduğumuz için kıymetini bilemediğimiz insana dair gerçekleşendir. Sonrası onsuzluğun meydana getirdiği derin bir boşlukta yaşama gayreti. Tuhaf ki tam olarak nerede kaybettiğimizi, tam olarak neden kaybettiğimizi bilemiyoruz bir süre. Bu süre bize onu kaybetmenin ne anlama geldiğini fark ettiremeyecek kadar kısa, onu tam anlamıyla geri kazanmamızı imkansızlaştıracak kadar uzun bir süre. Aradan zaman geçmeye başlar ama zaman hiçbir şeyi iyi yapmaz. Kötü de yapmaz. Zamandan bağımsız şeylerdir kaybedilen kişinin hayatımızda oluşturduğu boşlukta direnmeye çalışmak. Gerçek şu ki biz onun için yarım kalmış bir inşaatın son katından atlamak üzere olan o adamızdır artık. Çevremizdeki herkes hatta o bile aşağıdaki meraklı kalabalığın içinde heyecanla tempo tutmaktadır bize. Atlamamız, onun gözünde tükenmemiz için tüm koşullar uygundur. Yere çakılmamızla birlikte anlarız onun kıymetini. Kendimize acımaya başlarız sonra. Mutsuzluğumuza yalnızlığımıza ama en çok da onsuzluğumuza acırız. Birini hak etmek için onu sevmemiz yeterli değildir ve onun bizi sevmesi de. Birini hak etmek için onsuzluğun ne denli boktan bir şey olduğunu bilmemiz gerekir. Onun kıymetini bilmemiz gerekir. Birini kaybetmeden onun kıymetini fark edenlerden olmak gerekir. Küçükken annem “birini kaybettiğinde bazen uykundan uyanırsın, o kişiyi kaybetmiş olduğunu birkaç saniyeliğine hatırlamazsın ve hemen sonra kaybetmenin acısını tekrar yaşarsın” derdi. İste bu acı, bu fark edemeyişi fark edişin acısıdır.
Bu sabah sadece ama sadece birkaç ufak saniyeliğine hiç kaybetmemiş, kaybolmamış olduğum bir dünyaya uyandım. Ne gözlerim artık açılmayacak kadar şiş hissettiriyordu, ne de göğsümde beni nefessiz bırakan bir ağırlık vardı. Güneşim yerindeydi, gökyüzüm avuçlarımın arasında.
Sonra telefona baktım, alarmı kapattım ve kaybedişi hatırlayaşın tarifsiz ve dayanılmaz sancılarıyla yeniden ama yeniden kucaklaştım.
Birini kaybetmek aslında o kaybedişte her bir zerrenle kendini kaybetmekmiş, o kısacık ama kısacık unutuşumun yerini bıraktığı dayanılmaz sancılarla anladım.
Evet, kaybettim.. Kaybetmenin ön koşuludur çok sevmek. sevmediğiniz insan umrunuzda olmadığından kaybetmekten bahsedilemez. sevilenler ile iletişim bir gün koptuğunda da kayıptan bahsedilemez, ileride bir gün bir araya gelinirse güzel olur. çok sevdiğiniz, hiç sizin olmadıysa bile kaybetme korkusu baş gösterir, hiç konuşmamış olsanız bile, sanki konuşunca mutlaka kendinizden kaçmasına sebep olacakmışsınız gibi bir korku oluşur, olduğu yerden kaçarsınız. konuşageldiyseniz bile, bir gün çok sevmeye başlamanın getirisi olarak çok sevdiğinizi söyleyemezsiniz. zaten anneye babaya bile söylenmiyor, ona nasıl söyliyceksin. biri hariç, genelde tüm çok sevilenlerin doğal sonucudur bir gün kaybolmak. sevmenin güzelliği de oradadır zaten, kaybetmeyeceğim diye kendine challenge açmak.
Neye göre olduğuna bağlı. Ben daha çok insanlara olan inancımı kaybettim zira giden artık benim için 'sevdiğim insan' sıfatında değildir. Fakat çaba gösteriyorsam bu değerli ve önemli olduğunu gösterir her ne kadar anlaşılmasada. Kaybettiğim çok şey oldu. Giden kalan vs. fark etmeksizin kaybettim ama dediğim gibi giden sevdiğim değildir. İçimden sevmeye devam ederim asla inanların hayatının merkezinde olmaya çalışmam.
Gelene de gitmek için gelmemesi gerektiğini söylemek lazım pişman olunuyor sonra.
Sevdiğimi ölüm olmadıkça kaybetmem ona sıkı sıkı sarılırım hatalarıyla severim kızsamda görmezden gelirim bu kişinin aşık olduğum insan olması şart değil sevdiğim bir dost bir arkadaş bir büyüğüm kim olursa olsun o benim sevdiğimdir ve bana ait ise ona sımsıkı sarılırım çünkü bu zamanda sevgiler hep sahte gerçekten seven dost sevgili arkadaş bulunca kaybetmemek gerekiyor diye düşünüyorum saygılar 🤗
Aslında sevdiğim insanı kaybetmek demeyelim de.. Sevdigim için salak yerine konulan kalbimi kaybettim.. Aslında hep sahip çıktım ama nedense olan hep benim sevgime oldu, hiç kaybetme korkusu yaşanmadı bende, hep ben yaşadım ve dedigin gibi gerçekten att6k hayatı önemsemiyor insan artık...
Aşk manasında değil ama kaybettiğim arkadaşlarım oldu, hayat ne garip değil mi? Vefat edince bile bazıları onları hatırlamaz ve umursamaz olur bazıları
Gerçek kayıplardan sonra ınsanlara bır tık daha fazla deger verıyor bence ınsan o yuzdende kımseden gıdemıyor. Hayatı bilemem ama insanları önemsiyor. Ölüm var cümlesi ile yakınlık kuruyor 🤗🤗
Hayatın başlı başına bir önemi yok bana göre. Vakit geçirmek o sırada mutlu olmaya çalışmak vs. Saçma sapan bir düzende ufak şeylerle eğlenme çabası. Sevdiğini kaybedince mutluluk, huzur, çaba hepsi puf diye yok oluyor işte
Evet kaybettim ama bazen başka bir çıkar yol kalmıyor, her iki tarafında sağlığı için. ha kolay mı derseniz kolay değil, yaşanılanlar hafızada yer ediyor silmek mümkün değil. Zaman ilaç olmuyor.
1
0 Yorumla
Gizli Üye
(45 üstü)
+1 yıl
Aynen öyle hayatın ciddiyeti, anlamı, tadı kalmıyor.
Arkadaşlar saçmalamayın kimse kimseyi kaybetmedi gidenlerin hepsi sizi kaybetti bu iki günlük dünya için bu kadar olumsuz olmanız gerçekten saçma takmayın sizi bekleyen çok güzel şeyler var
Nasil yani ayrildiniz mi dersenSu an da evli kendileri ama sukurler olsun ki bir gram uzulmedim sevgi kalmadi ona karsi icimde yoksa coook aglar sizlanirdim