Öyle mi Gerçekten? Unutmak mı İstiyorsunuz Geçmişinizi?

Dün mü öldürmek istediğiniz? Hatta dünden ötesi mi? Yoksa siz dün öldürdüğünüz "sen"inizi mi cezalandırmaya kalkıyorsunuz? Hani "sen" diye başlayan ve hiçbir kalıbın içine sokamadığınız, betimlemelerde eksik kaldığınız, noktaların yerini her keresinde virgüle dönüştürdüğünüz, kiminde nefessiz bırakan, kiminde bir nefes olan, her soluduğunuzda başınızı döndüren, aklınızı başından aldığında bile akılsızlığınıza aldırmadığınız, tüm olmazlarınız içinde kendine hep bir yer bulan "olur"larınızı mı yani?

Kimi cezalandırmak istiyorsunuz?

Öyle mi Gerçekten? Unutmak mı İstiyorsunuz Geçmişinizi?

Kendinizi mi yoksa? Ne haddinize! Yarın için, yarından sonrası için, ertesiler için ne vaat ettiniz kendinize ki, şimdi dünde kalanın hesabını soruyorsunuz? Ne zamandır gözlerinizdeki birkaç damladan hesap sorar hale getirdiniz kendinizi? Özgürlüğüne ne zaman son verdiniz o göz yaşlarınızın? Artık, sebepli sebepsiz olabildiğine koşmak yok mu yani kendinizden kaçmadan? O kadar mı uzakta kaldı sevinçleriniz? "Uyumalıyım"la mı unutulacak dünde kalanlar? Unuttuğumuzda dünde mi kalmış olacak? Hiç yaşanmamış saymak istiyor gibisiniz dünden önce kalan gülüşünüzü. Belki de sadece dünde gizlediğiniz birkaç saati. Öyle mi gerçekten? Unutmak mı istiyorsunuz geçmişinizi?

Ama neden? Kime bu öfke? Neye?
Öyle mi Gerçekten? Unutmak mı İstiyorsunuz Geçmişinizi?

İlle de birilerini suçlamaksa niyetiniz, önce suçu bulmak gerek. Suç ne? Neyin cezası? Neyin sorgulaması? Ne için? Ne uğruna?

Ne sanıyorsunuz? Aşk mı tek suçlu. Tebrikler! Artık aşka inanmamak için bir nedeniniz daha var artık. Unutmak istediğiniz o şeyi yaşatan size, başka bir şeydi çünkü. Hadi!.. Ne duruyorsunuz? Damardan giren bir parça bulun hemen şimdi. Daha önce ağzınıza bile almadığınız kadar tütün sarın kendinize. Birkaç şişe de votka ya da her ne kesecekse bu gece sizi. Vurun kadehlere. "Aşk diye bir şey yoktur"u tüm çığırtkanlığınızla haykırın duvarlara. Öyle ya. Duvar bile anlardı sizi. Ama O hiç anlayamadı değil mi? Şimdi, duygu dolu cümlelerle, özlemle, sevinçle, coşkun bir sevgiyle yazdığınız ve sadece O'na adadığınız şiirlerin yerini, lanetiniz alsın. Hatta alın bir kağıt kalem elinize. Şöyle bir mektup yazın;

"Bırakıp gittiğin yerde kalsın yaşamın seninle. Ben orada değilim diye mutluyum artık. Hatta hiç olmadığım kadar umutluyum şimdi. Yarınımdan, sonrasından, ertesinden. Kurtuldum dünümden, dünden ötesinden. Kaldı ki, bu saatten sonra kim durdurabilirmiş, sonsuza kurduğum çalar saatimi. Ben benimle daha sevdalıyım şimdi. Sen'imin gölgesinden kurtulduğum için belki de. O bardağı ince belinden tutarak yudumladığım çayımdan, benim için hazırlanmış bir tabak yemekten, hatta rakı balıktan bile tat almaya başladım. Yeniden ve sonsuza değin. Neden biliyor musun? Seni söktüm içimden. Umurumda değil çaldıkların, koşulsuz harcadıkların. Umurumda değil bende bıraktığını sandıkların. Artık yok sana dair senden yana hiçbir şeyim. Umurumda değil ne sen, ne de çatık kaşların. Gökkuşaklarım var artık çizdiğim her tabloda. Karakalemlerim var, boyalarım var, mavi mavi boncuklarım var. Mis kokan çiçeklerim, içimi ısıtan pırıl pırıl güneşim. Arnavut kaldırımlı sokaklarım var benim artık, köşe başından ne çıkacağını bilmediğim."

Ne o? Yeniden mi umutlanmaya başladınız yoksa :)

Gerçek şu ki, kaybettiğimizi düşündüğümüz her an, yeniden kazanırız aslında. Geçmişe takılmamak gerek. Önümüze bakmak daima. Hani demiş ya bir yazar;

Zamanın bize bağışladığı anlar içinde en değersiz bulduğumuz an genellikle yaşadığımız andır. Kıymeti en az bilinen, bütün anlar içinde en üvey olan, kendimize en uzak tuttuğumuz an tam da avucumuzda bulunan andır. Hayata bakın. Belki de kıymetini bilmediğiniz bir hazine saklı bir köşesinde. Belkide size verilenin ne olduğunu, size verildiğinde anlamadınız.

Unutmadan! İddia ettiğinizin aksine aşk diye bir şey vardır ve hep varolacaktır. Onu yaşamayı bildiğiniz sürece. Hayat ile kalın. Ve elbette sevgiyle.
Rüzgar

Öyle mi Gerçekten? Unutmak mı İstiyorsunuz Geçmişinizi?
Cevapla