
Kahverengi gözleri, içinde siyahın bıraktığı sıçramalarla koyulaşmış, kirpikleri gözlerini perdelemişti kadının. Beklediği durak, son durağın iki öncesiydi. Elleri kalın paltosunun cebinde yumruk halindeydi. Soğuk, lüle lüle saçlarını hırçın bir okyanus gibi dalgalandırken, ağzından buharlar saçarak derin bir nefes verdi.
Dakikalar, bir adımlık mesafe kadar yaklaşmış, karanlık çepeçevre yeryüzünü örtmüştü. O'nu, sabrının sükuneti eşliğinde bekliyordu. Sadece otobüste görebildiği adam, sadece yanına oturabilme umudu taşıdığı ve sadece duraklar arası hayallerini süsleyen adam, birazdan işten çıkacaktı. Durağa gelecek, soğuktan dolayı giydiği eldiveni çıkaracak ve bembeyaz elini cebine sokup köşedeki marketten aldığı çikolatayı yiyecekti.
Beyaz çikolata severdi adam.
Uzun boylu, siyah saçlı ve gülünce yanağını delen bir gamzeye sahipti. Yanaklarını sarmalayan kısa sakalları, bileğinden hiç çıkarmadığı kalın kordunlu, eski bir saati vardı.
Kadın onu görünce koyu kahve gözlerini kırpmadan bakamazdı; karanlığa armağan edilmiş, gölgelere kurban edilmiş bir ışıktı onun için. Kibardı aynı zamanda adam, şehrin kaosuna baş kaldırır gibi kibar...
İşte! Karşı kaldırımda dikilmiş, saatini kontrol ediyordu adam.
Kadın gerildi. Omuzları dikleşti, gözleri irileşti, solukları sıklaştı. Yumruk yaptığı avuçları kaskatı kesildi. Kalbinin sesini duyuyordu. Sol göğüs kafesini yırtmak istiyordu, çıkmak ve karşı kaldırıma koşarken bir arabanın altında ezilmek belki de... Aşkın özetini böyle yapıyordu zihninde; kalbin, üzerine basıp ezen ayakları hoş görmesiydi onun için.

Adam yürümeye başladı, kadının düşünceleri ise teklemeye...
Adam yaklaştı, kadın ruhunu teslim edercesine iç çekti.
Adam durağa girdi, hemen yanındaki boş banka oturdu.
Kadın soluklarını ciğerlerinde unuturken, adam beyaz çikolatasının paketini açtı.
Ve o gün ilk defa, gözleri kadının gözlerine mühürlendi. Yeşildi gözleri... İlk defa yakından görüyordu da ne güzellerdi öyle! Dudakları titredi, kalbi titredi ve düşünceleri birer birer enkaz altında kaldı; aklını kaybetti.
"Ne zaman vazgeçeceksin?" diye sordu adam.

"Artık vazgeçebilirim." dedi güçlükle.

Adam gamzesini silik bir şekilde gösterecek kadar gülümsedi. Eldivenini çekip çıkardı, elini cebine soktu. Çıkardığı çikolatadan bir ısırık aldı, dumanlı nefesini kadının yüzüne verdi.
"Biliyor musun? Bu durakta otobüse bindiğimde evime 40 dakika yürümek zorunda kalıyorum." dedi. "Bunu artık söylediğime göre, sanırım gitmeliyim."
Kadın anlamadı. İnce kaşlarını çattı. Adam konuşmasına fırsat vermeden ayağa kalktı. Çıplak elini cebine soktu. Hiçbir şey söylemeden yürümeye başladı.
Kadın sadece bir dakikalık duraksamadan sonra anladı; adamın arkasından bakarken gülümsüyordu. Onu görebilmek adına yaptığı 49 seferin boşuna olduğunu düşündüğü her an, aslında adam onun için biniyordu otobüse; evine 40 dakika yürümek zorunda kalsa ve ağrıyan ayakları iş yerinde sıkıntı çıkarsa da...

Parmaklarını araladı, kalem kağıdın üzerine düşüp yuvarlandı ve kucağına düştü. Parmak uçlarından dökülen adama, onu tasvir eden her kelimeye, sesini tırnak içinde saklayan o cümlelere baktı. Gözlerindeki ifade uysal bir kedininki kadar sıcaktı. Harflerin inşa ettiği adamı, zihninin kör noktalarında hayal etti ve kollarını adamın boynuna doladı.
Yazar, zihnindeki adama aşık olmuştu!
*Yazının tamamı bana aittir. Kopyalanamaz. /Denemedir.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar