İlişkinin Adı Yok Acısı Var

Bir Manipülasyon Hikayesi yazacaktım aslında. Başıma gelen, aylarımı alan bir manipüleyi anlatacaktım. Baktım, cümleler çok sıradanlaştı. Vazgeçtim. Fakat yazmam gerekiyordu. Anlatmam lazımdı. Nefretimi kustuğum kadar iyileşiyordum çünkü.

Bir erkek düşünün, evli olduğunu 7 ay boyunca saklayabilen...

Hem karısını hem flörtleştiği kişiyi aylarca kandırabilen... Hayır, yüzük takmıyordu. Hatta izi dahi yoktu. Üstüne karısıyla yaşadığı eve bile davet etti. Böyle cesur, böyle yalancı, böyle hastalıklı birinden bahsediyorum.

Kendisi anlatmasa belki de fark etmemeye devam edecektim. Aylarca birinin beni kandırmasına izin verecektim resmen. Düşünün, 7 ay... Benim en uzun ilişkim 2 ay sürmüş. Fakat bir erkek gelmiş beni 7 ay flört etmeye layık görmüş. Vay be diyordum. Neymişim ben böyle. Tatlıs kızım vesselam, peşimden koşturuyorum sanıyordum. Ne de güzel kandırıyormuşum kendimi...

Bazı kadınlar yapar ya hani, biriyle konuşurken önceki mesajları da okurlar

Ben yapmadım. Konuştuk bitti işte dedim. İlişkiden ne beklediğimin ben bile farkında değildim. Hiç bir sınırım yokmuş, şimdi anlıyorum. Nereye çekerse oraya gitmişim. "Benim senden ayrı bir hayatım var." dememişim. Aklıma bile gelmemiş. Öyle bir akışına bırakmışım ki suyun fazla dalgalandığını fark etmemişim bile. Bana evli olduğunu itiraf ettiği ansa şu beni içeri çekiyordu. Şu beni daha fazla çekmesin artık dedim, o anda ilişkiyi bitirdim. Şu sanki beni daha çok içine çekmek istercesine dedi ki"istersen böyle de devam ederiz." Beni dibe çekmeye çalıştığı yetmemiştir sanki. Doyamamıştı bana, hücrelerime kadar sömürmek istiyordu. Sonra da leşimi bırakacaktı ortalıkta, umrunda değildi. Müthiş bir bencilliği vardı.

İlişkinin Adı Yok Acısı Var

Kukla olmaktan çıkıp özgürlüğümü seçtim sandım. Hala kuklaymışım gibi yazdı, eğlendi, güldü. İnanamadım. 1 ay önce dünyanın en iyi insanı dediğim kişi şimdi beni boğmaya çalışıyordu.

Utanmıyordu, sakınmıyordu, korkmuyordu.

Neye güveniyorsun dedim? Samimiyetime güveniyorum dedi. Hak verdim, samimiyeti sayesinde beni aylarca parmağında oynamıştı. Karşımdaki kişi çok sistemliydi. Her şeye hazırlıklı, her şeyi düşünmüştü. Kendime sordum "Ben ne yapıyorum?" Müthiş bir suçluluk duygusuyla başbaşa kalmıştım. Kendisine ait olması gereken bu duyguyu bile ben üstlenmiştim.

Ben masumdum.

Ben kurbandım.

Ben ihanete uğramıştım.

Ben kaldırılmıştım.

Ben yine de suçluluk duyuyordum.

Sizce mantıklı mı? Bence hiç değil.

Bu suçluluk duygusu ruhuna öyle işlemişti ki belki de günde 10 kere bunu yaşayabiliyordum. Yaşadığım öyle bir suçluluktu ki 20 senelik benliğimden söküp atamıyordum. Öyle yapışmış ki üstüme özür dilemeyi bırakmak için bile kendimden özür diliyordum. Nasıl bu hale geldim ben? Nasıl fark edemedim?

Bana bu öğretildi, ben böyle büyütüldüm

Mutlu olmaktan önce suçlu olmak öğretildi bana. Tanrıyı sevmekten önce ondan korkmayı öğrendiğim gibi... Adına vicdan dediler. Yufka yürekliymişim ben. Onlar gibi olmaktan kaçarken bbenliğimde onlardan çok büyük bir parçayla olduğum yerde çırpınıyormuşum. Yeni fark ettim.

20 senelik 'ben'i sıyırıp atmak için uğraşıyorum şimdi. Deli gibi zorlanıyorum, çılgınca acı çekiyorum. Ağlıyorum, kendime kızıyorum, bağırıyorum. Fakat bu değişimi şimdi gerçekleştirmezsem hiçbir zaman yapamayacağımı da gayet iyi biliyorum.

Ve ne istediğimi biliyorum. Ne yönetmek ne yönetilmek... Sadece kendime yetmek istiyorum

İlişkinin Adı Yok Acısı Var
Cevapla