Yağmur, Aşkın Senfonisidir. Rüzgar ise Melodisi

Aşk Tesadüflerle Birlikte Yağmuru da Sever

Kaldırdı başını yeniden. "Şimdi itiraf zamanı" dedi. "Neyi itiraf etmeliyim" diye sordum şaşkınlıkla. Yeniden gülümsedi. Harika gülümsüyordu. Bugüne dek kimselere yakıştıramadığım kadar güzel. En az yüzü kadar güzel. Ve o güzel yüzüne çok yakışıyordu tebessümü. "Sen değil şapşal, ben. Benim bir şeyleri itiraf etme zamanım" diyerek kollarımdan ayrıldı bir adım geriye. Yağmur dinmiş, bulutlar dağılmış, güneş saklandığı yerden çıkarak hafif hafif ısıtıyordu tenimizi. Sandaletlerini çıkardı kollarından. Yere attı. Ayaklarına geçirdi. Yürümeye başladık omuzlarımız ayrılmadan birbirinden. Hala üşüyordu. "Kurumalıyız" dedim. "Birazdan kururuz" diye cevap verdi. "Ama titriyorsunuz" dedim. "Ver bakalım şu kolunu bana" diyerek tuttu elimi. Omuzuna götürdü ve sokuldu bir kez daha. Sarıldım. "İşte şimdi oldu. Titremem artık" dedi küçük adımlarla nereye yürüyor olduğumuzu umursamadan ilerlerken.

Haftalar önce karşılaşmışız oysa.
Yağmur, Aşkın Senfonisidir. Rüzgar ise Melodisi

"Olgunlar sokak." diye atıldı gözlerime bakarak birden önüme. "Eski kitap satıcıları. Aynı kitaba uzanan iki ayrı el desem" diye ekledi bir an önce onaylamamı bekler bir heyecanla. "İçimizde bir yer" dedim hafifçe tebessüm ederek. "Harikaaa" diye çığlık attı zafer kazanmış bir sevinçle. Çoktandır istediği oyuncağına kavuşmuş bir kız çocuğu gibi el çırpıp, aynı anda bu kez kendi ekseninde havaya sıçrayarak bir tur atarken. "Hatırlayacağını biliyordum" dedi sonra.

**********************

Yine yağmurlu bir havaydı. Bu kez hafiften atıştırıyordu. Şimdiki gibi delirmemişti yani. Başlarına poşet geçirmiş, ahşap seyyar arabalarının üzerini naylonlarla kapatmış, ellerindeki uzun ağaç dalları ile arada bir, o birkaç metrekarelik naylon örtüde biriken suları yere döken sahaflardan birinin önünde karşılaşmıştık. Aynı kitaba aynı anda uzanmıştı ellerimiz. Ve aynı anda başımızı çevirirken birbirimize "afedersiniz" diyerek çekmiştim elimi. "Önce ben gördüm" diyerek göz kırpmıştı. Gülümseyerek, "peki, sizindir" diyerek kitabı alıp uzatmıştım. "Hadi ama, tartışmayacak mıyız, kapışmayacak mıyız yani şimdi. Çok sıkıcısın" diye seslendiğinde, ben arkamı dönmüş uzaklaşıyordum. Başımı bir kez daha çevirip "sizindir" diye seslenmiştim yeniden.

***********************

Tekrar sokuldu yanıbaşıma, bu kez kollarıyla sardı kolumu. "Siz söyleyince hatırladım" dedim. "Hatta kitap yüzünden kavga etmeyi önermiştiniz" diye ekledim.
- Eveeet. Ama kaçmıştın. Korktun benden.
- Ne yalan söyleyeyim. Korktum. Ömrümde görmediğim kadar güzel bakan o gözlerin, beni daha fazla etkileyecek olmasından korktum.
- Vaaay! Bak bak baaak. Kompliman yapıyoruz ha. Hiç fena değil. Ama uydurdun şu an.
- Neden uydurayım? Bunu ilk kez benden duymuş olmanız imkansız.
- Uydurmamış olsan, ilk gördüğün an hatırlardın. Uydurukçusun işte.
- Deli dolu tavırlarınızla o kadar şaşırttınız ki beni. O mu değil mi diye düşünmeye bile fırsatım olmadı. Hem yağmurdan gözlerimizi bile açamadık doğru dürüst. Ama şimdi çok net hatırlıyorum.
- Tamam. Kabul. Ama bir şartla.
- Buyursunlar.
- Yağmur benim adım. Söylemiştim. "Siz" değil yani. (heceleyerek) Yağ - mur. Nezaket göstermek için bu kadar kasma kendini. Rahat ol. Bak şu an yaşananlar resmiyet sınırlarını çoktan aşmadı mı sence de? Anlaştık mı? Yağ - mur. Söyle bakiiim.
- Peki Yağmur Hanım.
- Bak kafa atarım sana şimdi.
- Tamam tamam. Yağmur.
- Ha şöyle. Yağmur de, Ada de, sen de. Ne dersen de ama siz deme.

Sadece o an vardı
Yağmur, Aşkın Senfonisidir. Rüzgar ise Melodisi

Yine sevimli bir ifadeyle çatılan kaşları, güneşin parlattığı ıslak saçları ile ışıl ışıl bakan gözlerini kaçırırken gözlerimden öteye ve şımarık bir bebek gibi çevirirken yüzünü, yanaklarından dudaklarına süzülen birkaç damlaya uzanarak elim, hafifçe tutup çenesinden, yeniden çevirdim gözlerini gözlerime. Bir kez daha baksın, bir kez daha gözlerinde görebileyim diye gözlerimi.

Durdu adımlarımız. Birbirimize döndük. Ellerini uzattı belime. Tuttu. Hafifçe sıktı. Bakışlarını kilitledi gözlerimin en derin yerine. Uzandı. Önce dudaklarıma dokunup bıraktı dudaklarını. Yeniden uzandı. Bu kez dudaklarını kilitledi dudaklarıma gözlerinin yerine.

Aklımın almadığına, alamayacağına, almak istemeyeceğine aldırmadan, defalarca öptüm. Doyamadan, doyumsuzca öptüm. Her öptüğümde gözleri gülüyor, bakışları her keresinde beni benden alıyordu.

Birkaç hafta önce okunmuş bir kitabın üzerinde buluşan ellerimiz ve o gün yağan yağmur, bugün sadece içimizde değil, havada da kopan fırtınalarla birlikte, Rüzgar' a Yağmur' u hediye etmişti. Ömrümce yaşayamayacağımı bildiğim bir tutkuyla birlikte üstelik. Düş değildi. Hayal değildi. Düpedüz gerçekti işte. Hesapsızca, sorgusuzca, umarsızca yaşanan bir mucize. Başka bir tanımı yok. Tek kelimeyle mucize işte.

Dudakları dudaklarımda konuşmaya çalışarak "Dur" dedi. "Nefesimi kesiyorsun". Gözlerinde kaldım yeniden. Başımı döndüren gözlerinde. "Sen bana ne yaptığını bilmiyorsun" dedim kısık bir sesle. "Bilerek yaptım. Bile isteye. Sana o gün takıldım ben Rüzgar. Göz göze geldiğimiz o ilk gün. O kitabı uzattığın an" dedi ve devam etti. "Kitabı aldım elime senden sonra. Rastgele bir sayfa açtım. Bir paragrafa ilişti gözüm. Okudum. Tekrar sana çevirdim başımı. Bir kez daha dönüp bakmanı istedim deli gibi. Dönmedin. Motoruna binip gittin.

Zamanın bize bağışladığı anlar içinde en değersiz bulduğumuz an genellikle yaşadığımız andır. Kıymeti en az bilinen, bütün anlar içinde en üvey olan, kendimize en uzak tuttuğumuz an tam da avucumuzda bulunan andır.

diyordu o satırlarda. O anın sen olmasını istedim. Öyle çok istedim ki, üveyim değil özüm ol. Ben sen olayım, sen ben ol istedim. Avuçlarımın içindeyken o an, yumruklarımı öyle bir kapatayım ki, kalsın öylece yerinde. Bilmiyorum neden. Sorgulamadım hiç. Sorgulamak istememişim demek. Bugüne dek hesap yapmadan yaşadığımı sandım. Hesap etmediğim şey karşıma çıktığında, ne yapacağımı şaşırmam bu yüzdendi belkide. Bu gün burada oluşumuz rastlantı değil. Hiç plan yapmadan yaşamış bir kadının ilk planı. Okuldan çıkarken gördüm seni yeniden. Peşine düştüm. Bir süre takip ettim. Gerisini biliyorsun işte."

Hayatın yüzüne bak
Yağmur, Aşkın Senfonisidir. Rüzgar ise Melodisi

Elini tuttum yeniden. Birkaç adım ötede bulunan banka yöneldik. Oturduk. Bir kez daha baktık birbirimizin gözlerine. Gülümsedik. Omzuma yasladım başını, sarıldım.

Hayata bakın. Belki de kıymetini bilmediğiniz bir hazine saklı bir köşesinde. Belkide size verilenin ne olduğunu, size verildiğinde anlamadınız.

dedim. Yüzüme çevirdi yüzünü. Şaşkınlık ve sevinç eşiliğinde, gözleri ışıl ışıl "Okumuşsun. İnanamıyorum" diyerek iki elinin arasına alıp başımı, kocaman bir öpücük daha kondurdu dudaklarıma.

Yaklaşık üç buçuk yıl süren bu ilişki sırasında yaşantımın en büyük tutkularını, en özgür anlarını, kendimi en değerli hissettiğim zamanlarını, en soluksuz sevişmelerini, en çılgın seyahatlerini, en hoyrat zamanlarını yaşadım. Hayatıma böyle bir mucize bir daha hiç girmedi. Önümüze programlar getirmedik hiç. Geleceğe dair planlar yapmadık. Hiçbir şeye anlam yüklemeye çalışmadık. Sadece bizi yaşadık. Birbirimizi. Yaşama kattığımız renkleri soldurmadan üstelik.

Ta ki hayat, eğitiminin kalan bölümünü yurt dışında sürdürebilecek bir fırsatı çıkarana değin karşımıza. İşte o gün, tüm itiraz etmelerine karşı koyarak "Git" dedim. "Kal" diyebilseydim gitmeyecekti. Ama ben "git" dedim. Geri dönemeyeceğini bilemeden, gitmesi gerektiğini düşünerek "git" dedim.

Yağmur bir daha hiç gelemedi. Çünkü hiç gidemedi. O akşam geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.

15 senedir ben, hep aynı güçle özledim. Özlemeyi hep iyi bildim ama, kavuşmakta hep acemiydim. Gençliğimin beceriksizliğini kutsal bir emanet gibi taşıyorum yüreğimin en derinlerinde. Ruhuma uğursuz bir dövme gibi dövülmüş gençliğin bencil kibri yüzünden belki, kendimi bağışlamama izin vermedim. Hiç affedemedim.

Hayata neyle başlarsan başla, elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık. Oysa her şeyi istemiştik. Öyle değil mi?

Sevgiyle kalın.

#Rüzgar

Yağmur, Aşkın Senfonisidir. Rüzgar ise Melodisi
Cevapla