Sence sevgiyi nerede aramalıyız? Kaç metre yakında ya da kaç kilometrekare uzakta? Varoluş sancısı çektiniz mi hiç?
İnsanlar hayatlarının daha yaşanılır olması için mutlaka sevilmeye gereksinim duyarlar. Yoksa yaşamın onlar için cehennemden hiçbir farkı kalmaz! Kalabalıklar arasında dahi yalnız olan hiç tanımadığınız bir adamın yeniden varolma çabasını, varoluş sancısını anlatan bir öykü okuyacaksınız...
Belki sıkılacaksınız, belki de beğeneceksiniz... Yorumlarınızı eksik etmeyin. Her şey için şimdiden teşekkür ederim...

Varolmaya çalışan bir hiç!
Uzanmış bir vaziyette okuduğum kitabı kapatıp yatağımın üzerine bıraktım. Ayaklarımı yatağımdan aşağıya sarkıtıp bekledim bir süre öylece… Ardından lavaboya doğru ayaklandım… Yüzüme su serptim birkaç avuç dolusu… İki elimi lavaboya dayadım ve sakalımdan süzülen su damlalarını seyrettim bir zaman…
Kafamı kaldırıp aynadaki yansımamı izledim anlamsızca… Zihnimde beliren daha ne kadar yolum kaldı acaba sorusunu yanıtlamaktan kaçındım... Çıkmalıydım, gitmeliydim artık mabedimden… Dışarıya çıktığımda her zamanki alışkanlığımla elimi sol arka cebime attım ve arabamın anahtarıyla kapının kilidini açtım…
Bekledim bir süre… Daha sonra evin balkonuna yaklaştım ve anahtarı salladım doğrudan balkona… Bir şangırtı duydum ardımdan ve ellerim cebimde ardıma bile bakmadan karanlığa karıştım...
Aslında gündüzü daha çok seviyorum geceden… Çünkü insanlar daha duygusal oluyorlar geceleri… Zaten hayatıma yön verecek tüm kararlarımı gündüz alırım… Yürümek, oldubitti en sevdiğim etkinliklerden biridir benim için… Küçüklükten beri zihnim hep meşguldür... Muhakkak üzerinde düşünecek, kafa yoracak birtakım düşüncelerim vardır…
Böyle düşünceli, kendimden geçmiş yeis dolu anlarımda bile ayaklarım beni hiç şaşırmadan ezbere götürürdü şehrin göbeğine… Derken, karşı yola atladım ve acı bir korna ile kendimi geri çektim… Ayaklarım şehrin göbeğine getirmişti artık beni… Yolu müsait bulup karşıya geçtim. Belediyeye ait bir eğlence merkezinin binası önündeydim… Birtakım uğultular geliyordu çatı katından. Başımı havaya kaldırdım ve gitarın sesini duydum… Canlı müzik olmalıydı bu! Bu parça benim olsun dedim fakat önce kendime bir yer bulmalıydım. Binanın etrafını dolaştım ve bilmem ne deposunun kilitli kapısının eşiğine oturdum…
Canlı müzik her daim ilgimi çekmiştir… Bir sigara yaktım… Sesin şiddeti yükseliyordu. Şansıma “Sensiz Ben” şarkısını seslendiriyordu amatör sanatçı. İçeride olsaydım, rezervasyonum olsaydı zaten bu parçayı istek yapardım. Düşeş gelen bu parçayla anılarım canlandı ve hüzünlendim… Şarkı bitince tekrar yürümeye devam ettim… Düşünceliydim… Kalabalık caddedeki insanlar üzerime üzerime yürüyordu sanki! Yumruğumu sıktım ve hızlıca yürümeye başladım üzerlerine! Vurmalıydım birine sebepsizce! Dayak yiyecek olsam bile vurmalıydım!
Devirmeliydim birini yere ve vurmalıydım yüzüne defalarca… Defalarca… Defalarca ve de defalarca vurmalıydım! İnsanlar korkuyormuşçasına kaçıyorlardı sanki benden ya da bana öyle geliyordu… Yorulduğumu fark ettim ve duraklayacak uygun bir yer bakındım… Tam o sırada bağlamanın iç yakan tınısı çarptı kulağıma… Sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştım… Başımı havaya kaldırdım ve bilmem ne türkü barı tabelasını gördüm… İşte! Ses oradan geliyordu…
Binanın önündeki elektrik direğine yasladım bedenimi… “Duydum Sen de Pişmanmışsın” türküsünü ne de güzel seslendiriyordu amatör şarkıcı kadın… Sigara paketinden bir sigara çıkarıp yaktım… Bir yandan türküyü dinliyor, diğer yandan da sigaramdan art arda iki duman çekip, üflüyordum dumanı açık alana…
Rakımı 2000 küsür olan bir dağın zirvesindeydim… Önce başımı havaya kaldırdım. Sonra kollarımı yere paralel açtım ve kendi eksenimde hiç durmadan dönmeye başladım delicesine… Bununla birlikte avazım çıktığı kadar “aaaaaaaaa” diye bağırmaya başladım… Sesim bir kurşun gibi patladı ve karşı tepeye çarptı… Oradan da diğer tepeye bir ses koridoru oluştu. Bir süre sonra sesim kısıldı…
Sanki içimdeki tüm zehri bu bağırmayla akıtmıştım… Sanki arınıyordum tüm pisliklerimden… Derken birden durdum… Başım inanılmaz bir şekilde dönüyordu ve bağırmak istedim fakat bir türlü sesim çıkmıyordu! Kısılmıştı! Bir müddet sonra dağın zirvesinden aşağıya bıraktım kendimi… Kanatları kırılmış bir kuş gibiydim ve süzülüyordum boşluğa…
Hayatını zirvelerde yaşayan adamın ölümü de zirveden aşağıya çakılarak olmalı! Nitekim de çakıldım kayalıklara! Etrafımı kan gölü sardı! Zihnimdeki zehirde tümüyle aktı ve buhar oldu… İşaret parmağımı kımıldattım ve gülümsedim son bir defa…

Parmağımda katlanılmayacak bir acı hissettim… Sigaram bitmiş ve parmağımı yakmıştı! Kahretsin! En kötüsünden üç beş küfür savurdum havaya! İnsanlar bana bakıyordu, benim ise canım çok yanıyordu! Yol alma vaktinin geldiğini hatırladım…
Sızlayan parmağıma rağmen telefonumun kulaklığını cebimden çıkarıp taktım kulağıma… "Nightcall" çalıyordu… Ellerimi cebime soktum ve yürümeye başladım… Çirkin olan bu hayattaki tek güzel şeyi bulmak üzere bitmez tükenmez bir sabırla, inadına inat yürümeye devam ettim ağır adımlarla…
Beyaz_Gece
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar