Hayat Senden Korkmuyorum!

Yoruldum artık yaşamaktan...


Bunları okuduğun zaman biliyorum bana darılacaksın, kırılacaksın ama hikayemi en başından anlatmak istiyorum güzel insan.


Hayat senden korkmuyorum !


Tarih 16 Ağustos 2012 idi. Enes adında bir arkadaşım "Oğlum konserde iki tane kız buldum küçüğü senin büyüğü benim" demişti. Önemsememiştim çünkü zaten bir sevgilim vardı halihazırda. "Neyse göster bakayım bir fotoğraflarını" dedim. Fotoğrafına baktığımda daha fotoğrafından aşık olmuştum kıza sanki. Bu sırada güncel sevgilim ile aramız iyi değildi tabi. Enes bir buluşma ayarladı bu konser kızlarıyla. 17 Ağustos 2012 günü buluştuk kızlarla...


Bembeyaz bir yüzü ve ayrık ön dişleri vardı, beyaz bir t-shirt giymişti üstüne. Saçlarının omzundan yana salmasıyla adeta bir melek gibiydi ve gözlerimi ondan alamıyordum. Ara ara göz göz geliyorduk onunla.


Bu sırada mevcut sevgilim ile aramız çok çok bozuktu. Başkasının bakışlarından etkilendiğimi hissettiğim anda sevgilimi yanıma çağırdım, kusura bakma elimde olmayan bir şey kalbimi başkasına kaptırdığımı hissettim ve devam edemeyiz dedim. Beni anlayışla karşıladı, son kez sarıldık ve ayrıldık.


Ertesi gün yani 18 Ağustos günü saat tam 15.00 da bildirim geldi telefonuma."xxxxx yyyyy arkadaşın olmak istiyor kabul etmek için 1 yaz cevapla" diye. İnanmazsınız internet paketim varken 1 yazıp cevapladım kontörümden oldum o gün heyecan ile..


Uzun görüşmeler yapmaya başladık. Çocukluğumuzu yaşıyorduk onunla. Zillere basıp kaçardık, arabaların alarmlarını öttürürdük. İnanmazsınız buluşma mekanımız bile İstanbul-Tuzla'da deniz kenarındaki o mezarlığın en uç noktasıydı. Mezarlıklarda otururduk beraber çünkü sadece orada yalnızdık. Geceleri mezarlıkta gezerdik bir ses çıkarmamla yerinden zıplardı. O korktuğu zaman baş parmağını ayrık ön dişlerine koyup kafasını geriye çekmesini hatırlıyorum da... Neyse hepsi boşa..


Bir gün gene arabaların alarmlarını öttürüyorduk onunla. Alarmları öttürmek için jantı çelikse jantına, değilse tekerleğine vururdum arabaların. Alarm çalınca da beraberce kaçardık. Bir arabanın yanına geldik eski bir araba "Fiat Uno". Ben çalacağım bununkini dedi, tamam dedim bekledim köşede. Bizim akıllı tekere vurmak yerine plastik janta vurmasın mı? Ayağı içerde kaldı safın çek çek gelmiyor. Neyse ayağını kurtardı ve kaçtık oradan gülmekten koşamıyorduk yuvarlanacaktık neredeyse koşarken. Düzelemiyorduk bir türlü gülmekten.


Hayat Senden Korkmuyorum!


O gün o siteden uzaklaşıp bir parka girdik. Elimizde jelibonlar parktaki silindirin içine girdik. İlk defa ona bu kadar yaklaşıyordum. Omuz omuzaydık ve çok mutluydum. Ben bir paket jelibonu hemen bitirmiştim onun paketi ise daha ağzına kadar doluydu. Kafamı omzuna koyup gözümü kapattığımda ağzıma bir avucun yerleştiğini fark ettim. Eline bir avuç jelibon alıp ağzıma tıkıyordu al al bunları da ye diyerek. Onun elinden ne yesem hoş gelirdi. Dudaklarım ile ellerinin teması kalp atışlarımı iyice hızlandırmıştı.


Parktan ayrıldık ardından.. Bir markete girdik ve 500 ml. burn aldık iki tane. İç iç bitmiyor arkadaş ! Bazılarınıza tiksinç gelecek belki ama ağzımızdan burn fışkırtarak birbirimizin adının baş harflerini yere yazmıştık.. Her şey çok mükemmel ilerliyordu. Ailesi yalnızca benim ile dolaşmasına izin veriyordu.


Okullarımız aynı anda dağılıyordu ve o bir ilçe yanda okuyordu. Okul servisi bizim okul dağıldıktan 20-25 dakika sonra evine varıyordu. Okulumdan koşa koşa onun servisinin durduğu yere giderdim. O gün hiç yemek yemez günlük 5 tl olan harçlığım ile kafama o an ne gelirse alırdım ona. Pamukşekerler, çikollatalar, jelibonlar ile beklerdim servisinin gelmesini.


Okul servisi beyaz bir Fiat Ducato idi. Yokuşun bitiminden yukarı doğru gelişini ve köşeye doğru yavaşlayarak gelişini gördüğüm an ""İşte geldi sonunda !"" diyordum. Her gün bu şekilde karşılardım onu, servisinden evine kadar yaklaşık 200 metrelik yolu onunla beraber yürüyebilmek için bunlara katlanırdım.


Bir gün bir sürpriz yapmak istedim ona. Fizik sınavı günüydü. Sınavım her zamanki gibi boş kağıt. Verdim kağıdımı hocaya ve sınavdan çıktım. Kareli bir a-5 kağıdı aldım yanıma da. Her bir karesine onun adını yazmıştım. Dün gibi hatırlıyorum tam 1120 tane.. Bunu al bu senin diye götüremezdim tabii ki. Hemen aklıma en sevdiği şey olan jelibonlar geldi.. 5 Paket en büyük boyundan jelibon aldım mahallenin bakkalından. 5 ine de ufak kağıtlar kesip numaralandırmıştım. Numaralı kağıtların arkasına notlar yazmıştım ve bunları sırasıyla açmasını istemiştim ondan. Paketllerde şunlar yazıyordu...


1. Paket: Seni


2. Paket: Ömrümün


3. Paket: Sonuna


4. Paket: Kadar


5. Paket: Seveceğim


Bir poşet ile beraber ona verdim kağıt ile jelibonları. Kağıdı görünce harikasın dercesine bir bakış atmıştı bana. Beyaz tenindeki yanakları kızarmıştı mutluluktan. Evine bıraktım onu gene ve kendi evime doğru yola koyuldum. Telefonum çaldı, oydu, açtım. "Bak sana şimdi ne atıcam bak" dedi ve telefonu kapattı. Hayvan ben eve varana kadar hepsini yemiş, notları yan yana koymuş ve boş paketler ile beraber bir fotoğraf çekmiş atmıştı. Mutlu olduğunu görünce mutlu oluyordum.


Hayat Senden Korkmuyorum!


Ara sıra tartışır, dayanamaz barışırdık. Ablası ile okuldan arkadaştım ve ablasından yardım alıyordum dargın zamanlarımızda. Bir gün gene dargınken ablası sayesinde bir buluşma ayarlayıp Tuzla-Sahil'de bir yürüyüşe çıkmıştık. Ablası ile benim arkadaşım olan Enes bizi yalnız bırakmak için beraber uzaklaşmışlardı. Yalnız kalmıştık ve birbirimize "eee ne yapalım" dercesine bir bakış attık. Akşam vaktiydi ve kayalarda oturmaya karar verdik. Uzandık kayalarda ve bulutlara doğru yükselen bir dilek balonu gördük. "Bir dilek tut" dedi bana. Onunla hiç ayrılmamayı dilemiştim. Ne diledin dediğinde "söylersem büyüsü bozulur" dedim. Gülüştük ve kalkmaya karar verdik. Ondan önce kayalardan yukarı tırmanıp elimi uzattım ona.



İlk kez orada elini tutuyordum işte. Elimi tuttu, bırakmadı.



Odunluk bende ya, ben bıraktım elini !


Bütün hafta biriktirdiğim paralar ile onu Burger King'e götürmüştüm. Tabi mecbur ablasını da.. Sağlam bir hesap ödemiştim kızın gönlü olsun diye. Bir milkshake aldım ona, çilekli. Her pipete uzanışında göz ucuyla bana doğru bakıp tatlı şapşal bir tebessümde bulunuyordu.


Biraz zaman sonra arkadaşım Akif'i de yanıma alarak onunla buluşmaya gitmeye karar verdim. Eminönü'ye gidecektik. Her şeyi planladık. Ailemize okula gideceğimizi söyleyip otobüslere atlayıp karşı İstanbul'a gitmiştik. O da bir kız arkadaşını yanına almıştı. Biz beraber, arkadaşlarımız beraber takılıyorduk. O'nun arkadaşının hiç bir şeyden haberi yoktu ve tuttu beni kolumdan köşeye çektii. "Sen onu mu seviyorsun?" dedi bana. Nereden anladın dedim, az belli et bakışlarından belli oluyor dedi.


O kadar çok seviyordum ki gözlerimin içi bile parlıyordu artık. Dışarıdan bakan insanlar anlar hale gelmişti. Gülhane Parkı'nda oturduk dördümüz. Yanımıza gelen çingene gül uzatıyordu bana. "Abi güzel ablalarımıza bir gül al beya'' diyordu. O gün orada gül aldım ona ve gülü uzatırken ki birbirimize bakışımız bile her şeyi anlatıyordu aslında. Vapura bindik Kadıköy'e dönmek için. Bir simit aldım ve yarısını ona, yarısını kendime ayırdım. Geminin kıç tarafına geçtik ve peşimizden gelen martılara simit atmaya başladık.


Bizim saf atmayı bilmiyordu tabi simiti bile. Attığı simitler doğrudan denize gömülüyordu. Nasıl atması gerektiğini gösterdim ve Kadıköy'e varmadan simit maceramız da sonlanmıştı. 130A numaralı otobüse bindik. Yan yana oturmuştuk. Amcanın birisi yer ver dercesine gözümün içine içine bakıyordu. Kızı göstererek ""hiç yer veriri miyim la başkasından yer iste"" dercesine bir bakış attım adama ve uzaklaştı yanımızdan. Otobüste sesimiz duyulmasın diye yan yanayken telefondan mesajlaşıyorduk. "Neredesin, ne yapıyorsun, emin misin orada olduğuna" gibi saçma mesajlaşmalar yapıyorduk sonu gülücüklerle biten..



Sırada gülüşümü kaybettiğim günler var...



Ardından ne oldu ne bitti demeden aramızda bir soğukluk belirmeye başladı. Çok bunaltıyorsun beni biraz uzaklaşmaya ihtiyacım var, yalnızlığa ihtiyacım var dedi. Yutkundum bir şey diyemedim bir süre. Tek diyebildiğim şey "özür dilerim bundan sonra üstüne gelmeyeceğim, servisini beklemeyeceğim, sen istemedikçe konuşmayacağım" demekti. Dinlemedi beni ve onca yaşanana rağmen gitmişti.


Hayat Senden Korkmuyorum!


Ablası kıskanırdı kardeşini ve babasının gözünde kepaze edecek, evlatlıktan bile reddedebileceği bir plan yapmıştı. Ablası ile yakın arkadaş olduğum için ablasının bu yapacaklarından haberdar olmuştum ve aramız bozuk olmasına rağmen bisikletimi aldım ve acilen onların penceresinin önüne gittim.


Aradım onu, ben Ankara'ya taşınıyorum biliyorsun, biz artık bir olamayız ve sana son bir iyilik yapmak istiyorum gitmeden önce dedim. Anlattım planı bir bir, ondan önce sen davran savunmanı yap dedim ve ağlayarak uzaklaştım oradan. Ölmek istiyordum, işlek bir caddenin ortasından tüm süratim ile sürüyordum bisikletimi. Bir araba çarpsa da ölsem gitsem arkamdan benim için ağlasa diye umuyordum. Onunla evinin yakınında olan bir spor kompleksinde takılırdık. ""Kafkale Spor Kompleksi"". Bisikletim ile tam oraya vardım ki telefonum çalıyordu. Arayan oydu.


Açtım telefonu, ""Her şey için çok geç mi?"" dedi. Ne geçinden bahsediyorsun sen daha geçi mi kaldı bunun taşınıyoruz Temmuz ayının başında dedim. ""Gitme kal"" dedi. O söz beni hüngür hüngür ağlatmaya yetmişti. ""İn kız hemen evin aşağısındaki parka"" dedim. İnemem makyajsızım pijamalarım giyinik dedi. Ya şimdi inersin, ya da hiç inmezsin dediğimde koşa koşa geliyordu yokuş başından bana doğru. Oturduk her zaman oturduğumuz banka, Gitme dedi. Emre Aydın'ın ""Belki Bir Gün Özlersin"" şarkısını açmıştım ve ağlıyordum. Ağlama lütfen gitme dedi. O söz bana yeterli olmuştu.


Kalacağım yurda kadar ayarladım. Ailem Ankara'ya gidecekti ama ben İstanbul'da kalacaktım onun için. Annem anlayışla karşılamıştı durumu. Çünkü daha önce de yurtlarda büyümüştüm ve zorluklarına alışıktım hayatın. Tekrar bir araya gelmiştik onunla. Her şey güzel giderken birden gene aramız bozuldu.


Ablası, onu ablasına karşı koruduğum için beni de kara listeye yazmış meğer... Bizimle uğraşmaması için ablasına yazdığım bütün blöf mesajları, onu zaten sevmiyorum bizle uğraşmana gerek yok deyişlerimi hepsini ona göstermişti. Kız da haklı olarak terketti tabi beni.


Hayat Senden Korkmuyorum!


Eski sevgilisine döndü, eski sevgilisi ile oturduğum yere el ele geldi. Benden intikam alıyordu resmen. Benim oturduğum çardağa oturdular. Ablası bana küfürler etmeye başlamıştı onlarca kişinin içinde. Otur yerine burası benim bölgem dedim. Sevdiğim kızın hem yeni hem eski olan sevgilisi ise "otur lan yerine" demesiyle beraber bıçağı çekmem bir oldu çocuğa.


Sevdiğim kız çocuğun önüne geçmişti. Sokacaksan bana sok demişti. O an ölmek istedim ve bıçağı ters tuttum yanlışlıkla birisine girecekse bana girsin hesabı. Belki bana girerdi de kanlar içinde yatan bedenimin yanında ağlayarak ölme derdi diye düşünmüştüm. Geceleyin bana daha bıçak tutmayı bile bilmiyorsun diye dalga içerikli mesajlar atıyordu ablası. O ise ""ben konuşarak anlaşan bir insanım, kavgamızı da ettik artık yollarımıza bakalım" demişti.


Hayat Senden Korkmuyorum!


Artık onu kafamda bitirmiştim ama ablasının yanına bırakmayacaktım bunu, kararlıydım. Şiddet içerdiği için bu bölgeleri atlıyorum ve sonunda 1 Temmuz 2013 günü Ankara'ya taşındık. Her gün rüyama giriyordu, her gün barışıyorduk onunla. Olayın üstünden 7 ay geçmişti. Tam rüyalarımda rahat vermeye başlamıştı bana ki o yazılanları görene kadar..


Ablası bir sosyal paylaşım sitesinde benim "O"na attığım mesajların taklidini yaparak beni dalgaya almıştı. Paylaşım 7 ay önceye aitti aslında ama ben yeni gördüğüm için sanki yeni yazılmışçasına sinirlenmiştim. Gece saat 3 gibiydi. Bir anlık sinirle ablasının numarasını internette arkadaşlık sitelerine koymuştum. Mesajdan tehtid etmiştim ve yoluma devam etmiştim.


Onları artık tamamen hayatımdan çıkartmıştım ama onlar beni çıkartmamıştı..


Beni polise şikayette bulunmuşlardı. Aylar sonra üniversiteyi kazanıp derslerime gül gibi giriyorken derse haber geldi. ""Melih xxxxx ifade vermek üzere karakola çağırılıyor"" diye. Karakola gittim. Benim babam da polisti o yüzden polislerle iyi anlaşırdım. Döndüm polise, ""abi dedim sen bir erkeksin, düşün bir erkek bir kere gerçekten sever, ben bundan sonra başkası ile evlenecek olsam nasıl en çok seni sevdim derim karıma? bu kız benden geleceğimi çaldı, ben de bunları yaptım"" dedim. Polisler döndüler gülüştüler, ""ulan tüm polis çocukları mı hayta olur"" dediler. Az bile yapmışsın deyip dosyayı kapattılar.


Savcılık dosyayı kapatmamıştı. Hakkımda kamu davası açılmıştı. Üniversite hayatım boyunca bu dosya ile uğraşıyordum. Tamı tamına 75 sayfa rapor çıkarmışlardı karşıma adliyeye gittiğimde. bir dosyalara baktım, bir avukata baktım ""ulan gören de illüminatiyi ben kurdum sanacak (!)"" dedim. Gülüştük.


Dosyayı incelemeye başladığımda "O" da ifade vermişti. İfadesi baştan aşağı yalan ifadeydi ve benim hapse girmem için elinden geleni yapmıştı resmen. Mesaj atacaktım bari bunu yapmasaydın diye, boşversene ya dedim Allah'ından bulsun. Kimseden korkum kalmamıştı o anda. Üniversiteyi bırakmıştım. Sinirimden yanıma yaklaşılamıyordu. İçiyordum durmadan bağırıyordum denizdeki dalgalara. Allah'a haykırıyordum Allah'ım ne hatamı gördün diye...


Hayat Senden Korkmuyorum!


Mahkemeye gitme zorunluluğum yoktu aslında. Tüm suçu kabul etmiştim çünkü. Ama sırf belki bir ihtimal "O" gelir diye gitmiştim mahkemeye. Gelmemişti, şeytan yüzlü ablası karşımdaydı ve onlara bakmam bile kafalarını başka tarafa çevirmelerine yetiyordu. Krem rengi bir takım elbise ve kısa saç ile girmiştim mahkeme salonuna. İfademi verdim, ek delil sundum ve mahkeme ertelendi.


Son karar duruşması kalmıştı geriye, mahkemeye gidip onların karşısında dimdik duracaktım yeniden. Yıkılmadığımı gösterecektim hepsine, gözlerine sokarcasına gülecektim karşılarında. ""O"" da gelecekti çünkü karar duruşmasına, biliyordum ve neyi kaybettiğini ona 2 yılın ardından göstermeyi düşünüyordum. 2 yıl yüzünü değil, fotoğrafını bile görememiştim. Elimde tek fotoğrafı duruyordu o da arkası dönük...


Tam bu olayların yaşandığı sırada bu siteden bir kız ile tanıştım işte. Saçma bir sorunun altına yorum yapmıştım ve oradan itibaren onunla konuşmaya başlamıştık nasıl olduysa. Ben ona hayatımı anlattım, bu yaşadıklarımı ve yazmadığım bazı kısımlarını. Yaşadıklarımdan etkilenmişti ve o da kendi hayatını anlatmaya başladı. 5 yıllık bir ilişkisi yeni bitmişti ve aralarında geçen şeyleri bana 1 saat 40 dakika anlatmıştı. Çok duygulanmıştım. Sarılıp ağlamak istedim ona. Sımsıkı sarılmak istedim sadece. Yaşadıklarımız pek benzer olmasa da beslediğimiz sevgiler benziyordu birbirine.. Ben onun eski sevgilisinin yerinde olmak istemiştim, o da benim eski sevgilimin yerinde olmak istemişti. Ben ona aşık olmaya başladığımı hissettim. Çok geçmeden açıldım ona ve o da senden önce davrandım diyerek sitede sorduğu bir soruyu gösterdi. Soruda benden etkilendiğini ama benim eski sevgilimi unutamadığımı söylüyordu..


Ben yaşadıklarımın zerresini unutmazdım ama eski sevgilime karşı gram sevgi kalmamıştı gönlümde. Beraber bir yolculuğa adım attık onunla. Onca zaman kimseyi hayatıma sokmamıştım ama hayatıma sokabileceğime inandığım birisi vardı artık. Ona çok güveniyordum. Beni bırakmayacağını düşünüyordum. Zorlukları beraber el ele aşabileceğimizi düşünüyordum. Çok geçmeden sevgili olduk onunla..


Hayat Senden Korkmuyorum!


Her şey rüya gibiydi. Gerçek olduğuna inanamayacağımız kadar güzel gidiyordu her şey. Hayatımda en çok güvendiğim insandı aslında. İnsanlara olan güvenimi çok güçlü bir şekilde geri kazandırmıştı bana. O kadar güzel ""Seni seviyorum"" diyordu ki hayatımda ilk defa birinin beni bu kadar sevdiğini hissetmiştim. Geriye doğru bakıp hayatıma soktuğum insanların ne kadar yanlış insanlar olduğunu fark ettim. Üzüldüm geçmişime. Onu unutamam diyordum, bu kız bana onu iki günde unutturmuştu. Unutamam demenin ne kadar yanlış bir ifade olduğunu o gün anlamıştım.


Eski sevgilime olan ""seni ömrümün sonuna kadar seveceğim"" sözümü bana bozdurmuştu bu kız. Çünkü ben ona aşık olmuştum. Hayatımın merkezine koymuştum. Kimseyi bu kadar sevmemiştim. Yaşanmışlığımız yoktu. Elini tutamadım, dünya gözüyle göremedim ama o yazdığı cümleler, attığı kalpler ruhumu okşuyordu. Şükür namazları kılıyordum "Allah'ım sonunda bana bu günleri gösterdin" diyerek.


Ama 5 yıllık ilişkiden çıkmak kolay değildi. Bunun farkındaydım ben ve bozuntuya vermiyordum her şeye rağmen. Benim bile bir yıllıkk ilişkim hayatımı değiştirirken, 7 ay boyunca aralıksız her gün rüyama giren birisini daha yeni unutabilmişken ondan bunu bekleyemezdim. Eski sevgilisini hatırladıkça canı yanıyordu. Söylediğim sözleri eski sevgilisi de söylediği için ona onu hatırlatıyordum.


Benden soğumaya başlamıştı. Çaresizlikten olsa gerek yanlış hareketler yapıyordum ve çocuklaşıyordum. Her şey gibi bunun da sonu geliyordu ve hüsran. Bunun da sonu geldi.


Hayat Senden Korkmuyorum!


Birbirimize seni asla bırakmayacağım diye verdiğimiz sözler, kaderimde sen varsın deyişlerimiz bitmişti. Bana olan güveni sarsılmıştı bir kere ve acı çekiyordu geçmişi için. Benim yapabilelcek tek şeyim uzak durmaktı ama uzak duramıyordum. Üstüne çok gittim, onsuz yapamıyordum. Sadece şu çenemi tutup 5 ay kadar uzak kalmayı başarabilseydim her şey çok daha güzel olacaktı. Eski o mutlu günlerim yeniden gelecekti. Eskiden bulamadığım sevgiyi onda bulmuştum, bambaşka bir insandı ama bunun da sonu geldi.


Mahkemeden ise haber geldi. 5 yıl ertelemeli 20 ay hapis cezası yemiştim. Düşmanlarım kına yakarken, anlatamayacağım durumlardan dolayı 20 yılım boşa gitmişken bir de onun benden gitmesi beni pes ettirmeye yetmişti.



Keşke benim senin yanında olduğum gibi sen de benim yanımda olsaydın da bu zorlukları aşmama yardım etseydin. Gel demiyorum, ama bekliyorum...



Ama o gitmeyi tercih etti. Benim en zor zamanlarımda gitti ama her şeye rağmen onu çok seviyorum. Onunla gitmeyi planladığımız yerlere gittim bir kaç gece önce.


Dikmen Vadisi'nde el ele yürüyecektik, yalnızlığımla yürüdüm.


Botanik Park'ta sarılacaktık, rüzgarı kucakladım.


Keşke bitanem, keşke sen de benim için fedakarlık yapıp yanımda durabilseydin, bu zorlukları beraber aşabilseydik. 5 yılını bir anda silip atmanı isteyemem senden. Onun için gidiyorum, yalnızlığım ile beraber her yastığa başımı koyuşumda azraili yanıma davet ediyorum..


Hayat Senden Korkmuyorum!


Bu koca adam da sonunda yenildi hayata. Aile sorunları bir yana, mahkeme sorunları bir yana, senin bırakıp gitmen bir yana bu koca adam ayakta duramıyor artık. Ama şunu söyleyebilirim ki:


Hayat Senden Korkmuyorum!



Sevgiyle kalın: ßℓαzєη

Hayat Senden Korkmuyorum!
Cevapla