Nietzsche & Lou Salome: Lou Salome'un vakti zamanında Nietzsche, Sigmund Freud, Rainer Rilke gibi erkeklerle birlikteliği olmuş, ilişkisi olduğu tüm erkekleri de süründürmüştür. Zaten dikkat edilecek olursa bu saydığım isimlerden Nietzsche ve Freud ağır kadın düşmanıdır. Lou sinema perdesinde görmeye alışkın olduğumuz femme fatalelerin üç boyutlu halidir adeta. Bana kalırsa Nietzsche ile aralarındaki ilişki en ilgincidir. Bir rivayete göre aşağıdaki fotoğrafta Lou'nun Nietzsche'yi kırbaçlar gibi görünmesi Nietzsche'nin ablası tarafından devamlı gündeme getirilmiş. Nietszche de bundan dolayı çok incinmiş, bu olay adamcağızın ruhunda nasıl bir tahribat bıraktıysa sokakta kırbaçlanan bir at gördüğünde "Suç ve ceza" romanındaki Raskolnikov gibi ata sarılıp ağlamaya başlamış.

Nazım Hikmet & Vera: Nazım Hikmet gibi nev-i şahsına münhasır bir adamın aşkları da kendisi gibi özel oluyor haliyle. Tam da bu yüzden Nazım'ın diğer kadınlarına, Piraye ve Münevver'e haksızlık etmiş gibi hissettim kendimi bir an ama Vera'ya hitaben söyledikleri Nazım-Vera ikilisine olan hayranlığımı perçinliyor, elimde değil. Bunları bir erkeğe söyletebilmiş bir kadında şüphesiz çok özel biri olmalı...
“Lanet olsun ne muazzam şey seni sevmek! Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden…”

Gala & Salvador Dali: Aşklarına dair bir şeyler okuyup, Dali'nin sanatını inceleyip, aynı karede bulundukları fotoğraflara baktıkça ruh eşi olduklarına dair inancım kesinleşiyor. Birbirini bu kadar iyi tamamlayan çok az çift vardır. Gala, Dali'nin ilham meleğidir. Ondan esinlenip, onu sıkça resmetmiştir.


Frida Kahlo & Diego Rivera: İlişkileri boyunca ikisine "fil ile güvercin" yakıştırmaları sıkça yapılmıştır. Tutku-hırs-yaratıcılık üçgeninde, devamlı ayrılıp barışmayla geçen çalkantılı bir aşk hayatları olmuştur. Diego Fridayı birçok kez aldatmıştır, Frida'nın kız kardeşinden çocuğu vardır hatta(oha) Kahlo her ne kadar geçirdiği kazadan sonra başına gelen en büyük felaketin Diego ile tanışmak olduğunu söylese de yaratıcılığının bir yönünü de bu ressama borçludur. Bir mektubunda Diegoya şunları yazmış:
Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler
ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden. B
enim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var. B
eni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…

Bonnie & Clyde: Büyük buhranın en zorlayıcı yıllarında faaliyete geçmiş soyguncu çift. Tuhaf olan ise halk tarafından çok sevilmeleri ve hatta halkın nezdinde Robin Hood ile eşdeğer görülmeleri... Soydukları bankalara çiçek bırakmayı ihmal etmemeleri de bir başkaa tuhaf yönleri. Polisler tarafından yakalanıp idam edilene kadar elele kaçmaya devam ettiler.
Not: Faye Dunaway ve Warren Beatty'nin başrolde oynadıkları meşhur 1967 yapımı "Bonnie and Clyde" filmi şiddetle tavsiye edilir!:)

John Lennon & Yoko Ono: Taktir edersiniz ki gelmiş geçmiş en marjinal çiftlerden biridir, dünyaya verdikleri barış mesajları büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Evlendikten sonra Amsterdamdaki bir otelde yattıkları yerden basın toplantısı düzenlemişlerdir. (çılgınsın man) "Hair peace, bed peace" sloganlı bu toplantının amacı barış taraftarı ya da şiddet karşıtı protesto yapmakla ilgilenen herkese bir mesaj vermekti. Lennon'un aşkı uğruna Ono ile evlenip guruptan ayrılması bir kısım hayranları için çok büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. Beatles fanatikleri arasında Yoko Ono nefretinin yaygınlığını bilirsiniz sdsds

Sezai Karakoç & Muazzez Akkaya: İlkokuldayken aynı sınıfta olan Cemal Süreya ve Sezai Karakoç aynı kıza aşıktılar: Muazzez Akkaya. Daha sonları Sezai Karakoç kendisine hitaben, ikisi arasında hiçbir zaman bir birliktelik olmamasına rağmen "Mona Roza" gibi efsane bir şiiri yazacaktı. Tek taraflı buruk ve tutkulu aşktan geriye kalan şiirin her kıtasının başındaki harfleri birleştirdiğinizde "Muazzez Akkaya" ismi okunur. Şiirin tamamı için...
Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.Ellerin, ellerin ve parmakların...
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli oluyor bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmaklarin...

Şah Cihan & Mümtaz Mahal: Şah Cihan'ın en sevdiği hanımı olan Mümtaz Mahal, on döndüncü çocuğunu dünyaya getirirken ölür. Şah Cihan da karısının acısıyla baş edebilmek ve anısını yaşatabilmek için dünyanın yedi harikasından biri olan Taç Mahal'i yaptırır. Bu mimari şahaser efsanevi bir anıt mezar olmaktan öte bir yerdedir. Aşkın taşlaşmış halidir.


Brad Pitt & Angelina Jolie: Nam-ı diğer Brangelina. En gözde celebrity çift. (Beckhamlar out!! :D ) "Bay ve Bayan Smith" filminde tanıştıktan sonra 10 yıllık sürecek bir ilişkiye başladılar. Hollywood'un en çok yakıştırılan çiftlerinden oldukları konusunda çoğu kişi hemfikirdir. Çocuk evlat edinmeleriyle de epey gündeme geldiler. Eş cinsel evliliğin yasal olmamasını gerekçe göstererek, politik bir duruş sebebiyle resmi olarak evlenmiyorlar.

Kurt Cobain & Courtney Love: Müziğiyle x jenerasyonunun, kayıp kuşağın sözcüsü olmuş bir adamın aşkıdır bu. Çok beklenmedik ve trajik bir şekilde intihar ederek hayatına son veren Kurt Cobain'in ölümü yıllarca konuşuldu. Ölümü üzerine eşi Courtney Love'ı şüpheli olarak gösteren birçok komplo teorisi gündeme getirildi. Kurt'ün ardında bıraktığı mektubunun sonunda Courtney Love'un el yazısına benzer yazılar bulundu... "Frances Bean" adında bir kız çocukları vardır.


Jean Paul Sartre & Simone de Beauvoir: Simone'un feminist triplerinden, Sartre'ın anarşist tavrından ötürü hiçbir zaman evlenmediler. Hiç aynı evi paylaşmadılar da, hiç çocukları da olmadı ama her gün görüştüler. Sartre yazdığı bir mektupta "Sen bana gereklisin, diğerleri sadece tesadüf." demişti. Beauvoir da "Sizin yanınızdayken hiçbir şey bana önemli gelmiyor. Hatta sizden ayrılmak bile. Ama sizden uzaktayken en küçük dert çekilmez oluyor." demişti Sartre'a. Entelektüel anlamda hayat boyu birbirilerine eş olmaya, ancak aşk ve cinsellikte özgür olmaya karar vermişlerdi. Bu modern aşklarının temeline koydukları özgürlük anlayışları, başkalarıyla yaşadıkları ilişkilerini birbirlerine en ince ayrıntısıyla anlatacak kadar uç noktalardaydı. (Aldığım duyumlara göre hiç grup olaylarına girmemişler ama. Sakiin) Evliliği bir burjuvazi pratiği olarak görmeleri de çok eşli bir yaşam sürmelerini açıklıyor.
Sahip olduğumuz esaslı bir aşk ama ikimiz için de yedek aşk ilişkileri yaşamak iyi bir fikir.
Geçen asrın felsefe dünyasında en sansasyonel ilişki Beauvoir ve Sartre'a ait şüphesiz. (Hannah Arendt'ın 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyken hocası Martin Heidegger ile fingirdeşmesinı saymazsak :D ) Hatta bana kalırsa 20. yüzyılın en çarpıcı ilişkisine sahip entelektüel çifti onlardır

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer