Gündüzümden Geceme Doğru Bir Patika

Gündüzümden Geceme Doğru Bir Patika

Vakit, tamama erer bir müddet. Rakı içer adamlar. Kadınlar, ıslak çamaşırlardan üşüyen ellerine rağmen dizer bir bir ahenkle iplere ne var ne yok. Vakit, tamama erer bir müddet. Aşağı yolda soluksuz yürüyenlerin ardından yükselen yapraklar, tedirgin yahut hoş zelzenişlerle yeksan olur tekrar yeryüzü ile. Velhasıl, düşmüştür artık. Anlık heves, baki değilmiş besbelli. Bir ara afili bir deri ile kapladığım masam, balkonu işgal etmeyip, cam kenarında saklamışken, yanına da bir sandalye iliştirmişim. Üzeri bordo, gerisi hoş bir tahta kokusu. Mavileşen gökyüzü, beraberinde bulutları sürükleyen rüzgara aldanırken yine aşağılarda annesiyle yürüyen çocuk rüzgardan sendeler. Firar eden kelimelerin haddi hesabı yokken, bir türlü gardiyan olmayı beceremeyen dil, salıverir yine yalan yanlış bir cümleyi. "Anne bak! Dünya dönüyor!"


Bilmez ki dönen aslında gökyüzüne aldanan buhar tabakaları. Bir nefes saklı her birinde. Bir rahmet, bir katre, düşerse ıslanır kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu, sisli bakışların bir çeper olur iki adım ötene çocuk!


Uzaklardan görünen ışıkların yansımaları cama vurdukça, ardımdaki duvara nakşeden ışıldamalar, beyazı hafif sarıya çalıyor, ısınmış havası katıyor aşınmış mahallime. Loş, nazik ve sarhoş ışıklara takıldıkça, bir mum kokusunda yazmayı özlüyorum seni. Ne bileyim, aklıma takılıyorsun işte.


Terk etmeyi deniyorum usulca. En saf, en mağrur ve en sakin halimle deniyorum. Meğer ötelerdeki kayıplar kadar imkansız. Öyleyse uzak mevsimlerin çocuklarına en güzel selamlar senden olsun ey güneş yaldızlı, beyaz gülüşlü kız! Özlemekteyim yine sabırsızca. Yanımda kıvrılıp yatan kedim o her zamanki sesiyle söylenip durmakta. Rahatsız edici bu! Bir "sus!" dememek, korkutmazdı içimdeki seni. Üzerine bir de aksi tavırları ve titrek dumanıyla yanan sigaram da bitmişti. Son olsun diyerek yakıp attığım çakmağın tıkırtısının ardından onu da öldürüyorum kül tablamda. Devamında bütün yansımalardan uzaklaşıp, sobanın alevler içinde yandığı odama dönüyorum. Düşüncelerim ve sebebim, bütün uykularımı çekip almışken benden, ancak iki saatlik uykuyla muhafaza ediyorum sıcaklığımı. Varlığındaki hakikat her şeyimi işgal etmişken, bir de rüyalarıma geliyorsun. Kırmızı geceliğin bedeninden kayıp gidiyor her adımında üzerime yürüdükçe. Yanıma ilişip sevişiyorsun terler içinde. Parmak uçlarının huzurunda, bütün buzullarımı eritip, yalınayak giriyorsun yüreğime. Sel olup akıyor ranzanın pınarından o geceye dair ne varsa. Gözümü açtığım o an, saat bilmem kaç. Gün yeni başlamış işte. Terlemişim, alnım sırılsıklam, yine öylece çekip gitmişsin. Avuç içlerim ve yüzümü okşadıkça ıslanan ellerimle zor atıyorum kendimi soğuk suyun altına.



O ana dair ne varsa, silip atıyorum suretimden. Tamama erdiğini zannettiğim vakit, devam etmekle mükellefmiş. Bir uydurma meselesi bu. Oysa zaman nehir misali. Akacak, akmalı! Duvarda yelkovanın ardına düşen akrep, bir acayip antika cisme bürünmüş, sözde bir saat. Takırdamaya devam ediyor. Rahatsızım. Bir "sus!" çekemeden. Korkacaksın, biliyorum. İçeride dünden kalan anason kokulu bardağımı sıcak suyla çalkalayıp, çay döküyorum. İki şeker atıyorum. Yudumluyorum. Balkona giden kapıyı açarken gıcırdayan kapı koluna, aşağı yolda torpil patlatan velede, bir türlü susmayan polis sirenlerine ve beni üşüten soğuğa sövüyorum. Bir de belim ağrıyor, ona da söverken, günlük küfür defterimi de tam o noktada kapatıyorum.



Yine olur olmadık bir anda seni düşünüyorum devamında. Hiç sorgulamadan yine yanan sigaranın balkonda bıraktığı sisle beraber, akşam ezanını dinlerken, seni karşımdaki sandalyeye oturtup, üstüne bir hırka seriyorum. Avuçlarımın içinde üşüyen saçların ısındıkça, yanı başımızdaki balkon camına akseden buharlı nefesinle bir şeyler çiziyorum. Ve devam ediyorum sevmeye seni. Gün, çay, sigara... Bitiyor sıra ile.






Puslanıyor yine herhangi bir Aralık akşamı. Soğuk, esintili vesaire. Elim masamın üzerindeki dolma kaleme uzanıyor, ajandamı çıkarıp karalıyorum yine bir iki şey:



Karanlık olur yine gün yaldızdan sıyrılıp.


Kaybolur yedi cihanı nur eden yıldız.


Duraksar trafik ışıkları.


Kırmızıya batar tüm olasılıklar.


Deniz altı orkinosları kaçışırken oradan oraya,


Uzak okyanuslar vurur dalgasını sahiline.


Bir telaş, bir sinir!


Döner sonra tavernalar,


Döner masa kızları,


Döner insan hakları.


Ben yine ay ışığında saçlarını tararım...


•Bu bir "bence" sevmenin hikayesidir. Bilin isterim...


Gündüzümden Geceme Doğru Bir Patika
Cevapla