Bende ego var sevdiğim insanları kıskanıyorum paylaşamıyorum başkasıyla tabi kıskanma derken bende ıyı olmaları değil bu bana mutluluk verıyor ama paylaşımcısızlık :D
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını. Takvim tutmazlığını.. Aramızda bir düşman gibi duran Zaman'ı, Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını..
”Sevgilim olsun istemiyorum. Sevdiğim olsun istiyorum. Hergün ”görmek” değil. Benim olduğunu bilmek istiyorum! Elini tutmak değil. Kıyamadan sadece gözlerine bakmak istiyorum!.
Bu gün yanlışlıkla seni özledim. İstemeden olan şeylere yanlışlık deniliyor denkleminden yola çıkarsak bu bir yanlışlık sayılabilir mi? Seni özlemek istemedim.. Bana saçlarını bir kaç günlüğüne ödünç vermelisin belki de. Gülüşün de olur. İyi bakarım. Hep iyi baktım. Hep baktım. Hayatımda ilk kez dişim çürüyor, ve öğrendim ki ilk bir kaç günden sonrasını hissetmiyorsun. İçten içe tamamen çürüyen o son ana kadar. Yaşam da böyle bir şey. Metaforlarım beni bile sıkıyor bazen ama buna engel olamıyorum.
Bana ağaçlardan ve denizden söz et. Denizin, bakıştığı gökten rengini almasına istinaden yakında ben de maun rengine dönüşebilirim kuvvetle muhtemel. Zarif bir hanımefendi oldum. Artık suyu, şarabı şişeden içmiyorum. Ve bir mendil taşıyorum yanımda kırık beyaz, ipekten. Beni böyle daha çok seviyor musun? Beni seviyor musun? aç parantez -herhangi bir şeyi ya da- kapa parantez; Hiç sevdin mi?
Sevgilim, Mevlanaydım, sen şems olunca öğrendim aşkın ateşinde yanmayı. Yunustum, seni taptuk bilip eğri odundan sakındırdım soframızın ateşini. Fatihken ben, sen akşemsettinim olup kalbi fethetmeyi öğrettin bana. Seni sevince gördüm yıldızlar parlarmış gökyüzünde. ... ve sevmek en büyük kerametmiş insanoğlunun gönül evreninde. Sevgilim, sevapmış sana bakmak diye Doldurdum amel defterimi hep senle.
Ey yar, sen kalbime ne yazıl, ne de nakış nakış işlen.. Çünkü; yazılan silinebilir, işlenen sökülebilir.. Ya aşk’ın közünde pişir kendini, gel vurul kalbime; ya da aşk bıçağıyla oy yüreğime kendini…
Hiç bir hesap makinesi kimin daha fazla sevdiğini hesaplayamaz, kimin daha fazla acı çektiğini, kimin kime kalansız olarak bölündüğünü, kimin hangi kök içinde yanlızlık çektiğini mesela. Ve hiç bir hesap makinesi seni benden çıkaramaz tuşlara dokunan sen olmadıkça...
Söyle ey Yâr! Hüznümü Sana nasıl arzetmeliyim? İçinde Sen geçen cümleleri ezber mi etmeliyim? Derdi heybeme yükleyip yitik diyarlara mı gitmeliyim? Hasretini sabırla bertaraf mı etmeli; ... Yoksa bu hasrete şükrü mü öğretmeliyim?
Söyle ey Yâr! Seni nasıl yâd etmeliyim? Lâl değmeli dilime belki, Yüreğime Seni söyletmeliyim..
olmamalı inan bu sonumuz olacak kibir bitirir bizi.. yapraklara bak onlar da toprağa hep yukardan bakar ama bir rüzgar geldiğinde yaprak ağaçtan düşer toprağa..
demek ki.. hayat çok kısa ve insan aciz kabullenmek lazım.. neyin havasını veya gösterişliğini yapıyoruz ki sizi tenzih ederek genel anlamda söylüyorum
Kalbi temiz olanın hikayesi mutlu sondur hep. Evet, o bazen kötü şeyler yaşar. Hatta genelde iyi olduğu için kızar, kötü olabilmek için bile zorlar kendini. Ama kötü değildir, olamaz. Kendine yakıştıramaz. Çünkü bilir, birini üzmek istersen; gün gelir sende aynı duruma düşersin. Çünkü bilir, birinin kötülüğünü istersen yarın kötülüğünü istediğin şey senin başına gelir. Bu yüzden geceleri kafasını yastığa koyduğunda vicdanı rahattır. İşte onu diğerlerinden farklı yapan en önemli zenginliği budur..
kullanıldığın zaman gözün dönüyor ama:( sadece kendimi ezdirmek istemiyorum... uyanık olmak lazım. evet haklasın vicdan tetikte oluyor , bile bile göre göre kızdırıcı şeyler konuşabiliyorum. sonu nolcak bakalım
En İyi Cevaplar