
Korku, insan ruhunun en ilkel ama en derin hislerinden biridir. Hayatta kalmamızı sağlar;
"Korku canlıyı tehlikeye karşı uyarır ve korur". Bildiğimiz ve bilmediğimize karşı nasıl korur?
Bu korku hissi her zaman somut bir tehditten mi kaynaklanır? Yoksa bazen de yalnızca zihnimizin ürettiği bir soyut gölgelerden mi ibarettir?
İnsan genellikle bilmediğinden korkar, derler. Tanımlayamadığı, anlayamadığı, hakkında bilgi sahibi olmadığı her şey zihinde büyür, karanlık bir siluete dönüşür. Belirsizlik, korkunun en verimli toprağıdır. Çünkü bilinmeyen; sınırları, etkileri ve sonuçları öngörülemeyen bir tehdittir.
Ama bir şeyi öğrendiğimizde, onun hakkında bilgi sahibi olduğumuzda bu korku her zaman azalır mı? Örneğin bir çocuk, karanlıktan korkar. Çünkü karanlıkta ne olduğunu bilmez. Ama büyüdüğünde, karanlığın içinde bir canavar değil yalnızca boşluk olduğunu öğrendiğinde, korkusu geçer. Bilgi burada korkuyu bastırır.
Ancak her zaman böyle olmaz. Kimi korkular vardır ki, tanıdıktan sonra daha da büyür.
Örneğin kanser...
Pek çok insan bu hastalıktan korkar. Ama kansere yakalandığını öğrenen bir insan, artık yalnızca bir ihtimalle değil, somut bir gerçekle yüzleşir. Bilgi, bu kez korkuyu söndürmez; tam tersine daha da derinleştirir. Çünkü bu bilgiyle birlikte çaresizlik, kaygı ve zamanla yarış başlar.
Tüm canlılar için ölüm kaçınılmazdır. İnsan da bu öleceği gerçeği bilir; Ancak buna rağmen her gün, ölümle karşılaşma ihtimaliyle yaşıyor olmasına karşın korkmadan yaşamını sürdürür.
Ancak ne zaman ki o ihtimal gerçekliğe yaklaşır, ne zaman ki kendisini ölüme daha yakın hisseder, işte o zaman korkmaya başlar.
Demek ki bilgi tek başına korkuyu engellemiyor; hissetmek de bir o kadar etkili.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Bilmek mi daha çok korkutur, bilmemek mi? Belki de asıl mesele, tanıyıp tanımamaktan çok, tanıdığımızla ne yapabildiğimizdir. Kimi bilgi insana güç verir; onu hazırlıklı ve dayanıklı kılar. Kimi bilgi ise çaresizlikle birlikte gelir; kişi o bilgiyle ne yapacağını bilemediğinde, korkusu dağ gibi büyür.
Felsefeci Epiktetos, “İnsanları olaylar değil, o olaylar hakkında sahip oldukları düşünceler korkutur” der. Yani korku dışarıdan değil, içeriden beslenir. Bir şeyi bilmek ya da tanımak değil, o bilgiyle nasıl başa çıktığımız belirler korkunun şiddetini.
Kimi zaman tanımadığımızdan korkarız çünkü bilinmezlik ürkütücüdür. Kimi zamansa tanıdığımızdan korkarız çünkü artık neyle savaştığımızı biliriz. Ve bazen, en büyük korku, bildiğin hâlde hiçbir şey yapamamanın verdiği acizliğin ta kendisidir.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer