Hayatın anlamsızlığının varoluş hikayesi?

Merhabalar, daha önce bu platformda, sizin fikirlerinizi almak ve kendi fikirlerimi ifade etmek amacıyla böyle bir soru sormuştum.

Fakat şimdi de, hayatın anlamının olmadığı noktaya varmak üzereyim. Sizin tavsiyeniz nedir?

Ayrıca bugün bu ütopik yazıyı yazdım:

Üstümde; suni deri montum, ayağımda bileğimin biraz üstüne kadar olan bot ayakkabım ve diğer kıyafetlerim. Bir yerdeyim; etrafımda yeşil çiçeklerin olduğu, masmavi gökyüzünün etrafımı aydınlattığı, güneşin parıltısının gözümü kamaştırdığı ve Irmağın sesinin kulağıma hoş geldiği bir yerdeyim. Hani kış mevsiminden ilkbahar mevsimine geçerkenki ne ılık ne soğuk bir hava olur ya, işte o hava hakim burada. Montumu bu nedenle alıp çıktım, garip insanların yanından. Çimenlerin üstüne oturdum. Kuşlar, ilkbahar mevsiminin geleceğinden haberdar gibi, masmavi gökyüzünde göç ediyorlardı. Sanki arıların polen zamanı da gelmişti, biraz uzağımda arıların kanat çırpınışları geliyordu kulağıma. Uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibi, ciğerlerimi ferahlatan havanın temizliği ile bir derin nefes aldım. Ellerim çok az üşüyordu. Cebimden, anasonlu puromu çıkardım, yaktım. İnsanların içinden kaçarken bir kalem ve bir kağıt getirmiştim, keyfim yerine gelince biraz ders çalışmak için. Yalnızlık ne kadar da güzel dedim. Bana sarılan arkadaşlarımdan rahatsız oluyordum. "Hayatın anlamı bu şekilde yaşamak mı yoksa?" diye sayıkladım. Havanın hafif soğukluğu sırtımı çok az üşütmüştü fakat aldırış etmedim, güneşin tam kıvamındaki sıcaklığı bana yeterdi.
Hayatın anlamsızlığının varoluş hikayesi?
Cevapla